GRAFİKLİ – Libya hükümet güçleri Misrata'dan Tunus sınırına sahil şeridini Hafter milislerinden temizledi

ANKARA (AA) – ENES CANLI / AYDOĞAN KALABALIK – Libya'da hükümet güçleri, Misrata kentinden Tunus sınırına kadar uzanan yaklaşık 3 bin kilometrekarelik alanı ülkenin doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter'e bağlı milislerden geri aldı.

Libya'nın Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki meşru temsilcisi Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), Hafter'e bağlı milislerin ülkede görülmeye başlayan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen saldırılarına devam etmesi karşısında harekete geçti.

UMH güçleri, Misrata'dan Tunus sınırına kadar uzanan ülkenin batısındaki 400 kilometre boyunca tüm sahil şeridini milislerden temizledi.

– Hafter milisleri ateşkese uymadı

BM, Kovid-19 salgını nedeniyle Libya’da savaşan taraflara 22 Mart’ta “insani ateşkes” önerisinde bulundu.

UMH öneriyi kabul etti. Aynı şekilde Hafter tarafı da çağrıyı kabul ettiğini duyurdu fakat dakikalar içinde Trablus’a roketli saldırı gerçekleştirdi.

Libya'da ilk koronavirüs vakası 23 Mart'ta tespit edildi. Hükümet salgın öncesinde sokağa çıkma yasağının da içinde yer aldığı bir dizi önlemi hayata geçirdi.

Hafter milisleri, ölümcül salgında virüsün tespit edildiği ilk vakanın ortaya çıkmasından hemen bir gün sonra başkent Trablus'un yerleşim bölgelerine son dönemdeki en yoğun saldırılarından birini gerçekleştirdi.

– Sivilleri korumak için operasyonun adı “Barış Fırtınası”

Hükümet güçleri, sahra hastanelerini, doktorları, okulları, devlet kurumlarını ve sivil yaşam alanlarını hedef alan Hafter milislerine karşı uzun süre savunma durumunda bekledi.

Ancak, UMH askeri birlikleri 25 Mart’tan itibaren "sivillerin hayatını korumak için" savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçtiklerini duyurarak "Barış Fırtınası Operasyonu"nu başlattı.

Barış Fırtınası Operasyonu'nu başlatan UMH birlikleri, başkent Trablus’un güneybatısındaki Vatiyye Hava Üssü’ne hareket etti. Ayrıca Ayn Zara, Suk el-Cuma ve Hadba gibi başkent Trablus'un güneyindeki Hafter milislerinin mevzilerine operasyon düzenlendi.

İlk günden itibaren bütün cephelerde ilerleme kaydeden hükümet güçleri, Trablus’un 450 kilometre doğusundaki Sirte kentinin batısında da operasyonlara başladı ve bu bölgede ilerledi.

– Milisler intikam için sivilleri cezalandırmaya çalıştı

Barış Fırtınası Operasyonu karşısında batıdaki bütün cephelerde mevzi kaybeden Hafter milisleri, çatışmalardan kaçarak başkentteki güvenli bölgelere sığınan sivillerden intikam alma çabasına girişti.

Hafter milisleri, 6 Nisan'da başkentin güneyindeki sivil yerleşim bölgesi Ebu Selim Mahallesi'ne 25 roketle saldırı düzenledi. Bu saldırılarda, Kovid-19 hastalarının tedavi edildiği başkentin güneyindeki Hadra Hastanesi de hedef alındı.

Libya Sağlık Bakanlığı, birkaç gün arayla üst üste hedef alınması üzerine 550 yataklı hastaneyi koronavirüs hastalarıyla beraber tahliye etmek zorunda kaldı.

– Başkentin suyunu ve elektriğini kestiler

Bu arada, Hafter milislerine bağlı bir silahı grup, ülkenin güneybatısında su kuyularının bulunduğu Eş-Şuveyrif bölgesine 7 Nisan’da baskın düzenleyerek, başkentin suyunu kesti.

Yerlerinden edilmiş sivillerin güvenli bölgelere sığındığı ve dolayısıyla olağanüstü nüfus yoğunluğuyla mücadele etmeye çalışan Trablus, hijyenin hayati önem taşıdığı bir salgının ortasında Hafter milisleri tarafından suyu kesilmiş duruma geldi.

BM Libya Destek Misyonu İnsani İşler Koordinatörü Yakup el-Hulu, yaptığı yazılı açıklamada, Trablus'ta 600 bini çocuk 2 milyondan fazla kişinin bir haftadır yaşanan su kesintisi sebebiyle zor durumda olduğunu belirtti.

Hafter milislerinin 10 Nisan’da ise Trablus’un güneyindeki Seyyidi es-Salih bölgesindeki doğalgaz vanalarını kapatması nedeniyle elektrik üretilemedi ve başkent karanlığa gömüldü.

– Hafter milisleri ağır darbe alıyor

Koronavirüs salgınına rağmen Hafter milislerinin başkentteki sivil nüfusa karşı intikam girişimlerini artırması ve uluslararası toplumun bu saldırılar karşısında sessiz kalması üzerine hükümet güçleri Barış Fırtınası harekatına hız verdi.

Harekat kapsamında, Hafter milislerine ait 3 Rus yapımı Su-22 savaş uçağı ile çok sayıda tank, top, zırhlı araç, ağır silahların yanı sıra milislere ait tesislerin imha edildiği bildirildi.

UMH'ye bağlı askeri birlikler operasyon kapsamında milislere mühimmat taşıyan 3 kamyonu da vurdu. Söz konusu kamyonlarda son iki aydır başkent Trablus'un güneyine düzenlenen saldırılarda kullanılan Grad füzelerinin yanı sıra otomatik silah ve mermilerin de bulunduğu, kamyonlardaki tüm mühimmatların kullanılamaz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca, Trablus'un yaklaşık 90 kilometre güneydoğusundaki Terhune kenti yakınlarına indikten hemen sonra askeri mühimmat taşıyan bir uçağı vurduklarını duyurdu.

Hafter tarafı, UMH hava kuvvetlerinin Sirte kentine düzenlediği saldırı sonucu Halife Hafter'e bağlı üst düzey komutanların hayatını kaybettiğini doğruladı.

UMH'ye bağlı hava kuvvetleri, 12 Nisan'da Hafter milislerine ait Rus yapımı Mi-35 türü savaş helikopterini düşürdüklerini duyurdu. Aynı tarihte, UMH'nin 2 adet Çin yapımı silahlı insansız hava aracını düşürdükleri bildirildi.

Hafter milisleri, iki gün önce başkentin yaklaşık 200 kilometre güneydoğusundaki Ebu Greyn beldesine yoğun biçimde saldırarak bölgeyi sabah saatlerinde ele geçirdi. Ancak, bölgede yaşanan yoğun çatışmaların ardından hükümet güçleri karşı bir saldırıyla aynı gün içinde beldeyi Hafter milislerinden geri aldı.

– Hükümetten 3 bin kilometrekarelik alanda ezici taarruz

Hükümet güçleri, 13 Nisan'da başkentten batıdaki kentlere doğru bir harekata başladı. Önce Surman ardından da Sabrata kenti Hafter milislerinden geri alındı.

UMH güçleri, Hafter milislerini bu kentlerde bozguna uğrattıktan sonra batıya doğru ilerleyerek El-Cemil, El-Uceylat, Rikdalin, Melite, Zlitenn ve El-Asse beldelerinin içinde yer aldığı Tunus sınırına kadar sahil şeridindeki bölgeyi Hafter milislerinden temizledi.

Hükümet güçleri sözcüsünün açıklamasına göre, UMH, başkentin batısında Tunus sınırına kadar 170 kilometre boyunca uzanan 3 bin kilometrekarelik alanı Hafter milislerinden arındırdı.

Bu bölgede, Hafter milislerinin destekçisi başta Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır'a ait silah atölyeleri, 10'a yakın tank ve zırhlı aracın yanı sıra epey bir mühimmatın UMH tarafından ele geçirildiği bildirildi.

Hükümet güçlerinin ezici taarruzunun ardından Hafter milisleri başkent Trablus'u yaklaşık 100 roketle bombardımana tuttu.

– Sırada ne var?

UMH güçleri, Hafter milislerinin başkente saldırılarını başlattığı 4 Nisan 2019'dan itibaren yaklaşık bir yıl boyunca büyük ölçüde savunma pozisyonunu korumak zorunda kaldı.

Mısır'ın lojistik, BAE'nin koşulsuz ve neredeyse sınırsız diplomatik, finansal ve lojistik desteğini arkasına alan Halife Hafter'in saflarına, Rus güvenlik şirketi Wagner'e ait uzman ücretli askerler ve Afrika ülkelerinden paralı milis ve savaşçı birlikler eklendi.

Hafter, ocak ayında Sirte'de kontrolü sağladıktan sonra başkent Trablus'u yakında ele geçireceğini iddia ederek, "nihai zaferin çok yakında olduğu" vaadini yineledi.

Türkiye ile imzaladığı askeri ve güvenlik iş birliği anlaşmasının ardından ortaya çıkan diplomatik çözümlere şans veren Ulusal Mutabakat Hükümeti, uluslararası toplumun Hafter'i dizginlemekte yetersiz kaldığını görünce krize askeri bir çözüm getirmesi gerektiğine karar verdi.

Yüksek konumu ve başkente yakınlığıyla mühim Giryan kentini Haziran 2019'da ele geçirmesinden bugüne bu boyutta bir zafere hasret hükümet güçleri, sahil şeridi boyunca yaşadıkları başarının ardından gözlerini UMH denetimindeki alanın ortasında kalan en stratejik hava üslerinden birisi Vatiyye'ye çevirecektir.

UMH güçleri, Vatiyye Hava Üssü'ne 25 Mart'ta geniş çaplı bir harekat başlatmış ancak Hafter milislerinin karşı saldırısı nedeniyle geri çekilmek zorunda kalmıştı. Aynı şekilde, UMH kaynakları, gece saatlerinde hava üssünün doğusunda Hafter milislerinin toplanma noktalarının hava kuvvetlerince hedef alındığını duyurdu.

Batıda kendisini tahkim eden hükümet güçleri, nüfus yoğunluğu içinde Kovid-19 salgınıyla mücadele etmeye çalışan Trablus'u Hafter milislerinin ateş menzilinden daha da uzaklaştırmaya çalışacaktır.

Trablus'ta sivillerin güvenliğini sağlamak adına hükümet için diğer önemli bir stratejik hedef, başkentin 90 kilometre güneydoğusunda Hafter milislerinin Trablus'a yönelik saldırılarında harekat ve tahkim merkezi olarak kullandıkları Terhune kenti.

UMH, kazandığı zaferin özgüveniyle ülkenin batısında başkente yönelik saldırılar için yüksek önemdeki bu kentten milisleri çıkarmak için adım atabilir.

Hükümet güçleri bu hedeflerini gerçekleştirmesi halinde, Hafter milislerinin başkente yönelik hem güvenlik hem de sağlık tehdidini azaltmayı başarabilir.

Libya'da hükümete bağlı Hastalıklarla Mücadele Ulusal Merkezinden yapılan açıklamada, ülkedeki Kovid-19 vaka sayısının 26'ya yükseldiği, hastalık nedeniyle şu ana kadar 1 kişinin hayatını kaybettiği belirtilmişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Samsun'da 84 yaşındaki anne ile 56 yaşındaki oğlu koronavirüsü yendi

Sal Nis 14 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email SAMSUN (AA) – Samsun'da 84 yaşındaki Fatma ile 56 yaşındaki oğlu Recep Yılmaz, yakalandıkları yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) yendi ve taburcu edilerek evlerine gönderildi. Samsun'da aile apartmanında annesi Fatma Yılmaz ile birlikte yaşan Recep Yılmaz, 25 Mart'ta yüksek ateş ve öksürük şikayeti ile Atasam […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump