Yanlış haberler koronadan hızlı yayılıyor

Koronavirüsten korunmak kadar bu dönemde virüsle ilgili yanlış haber ve bilgilerden korunmak da önemli hale geldi. Pandemiden daha hızlı yayılan yanlış haber ve bilgilerin kişilerin yanlış korunmasına yol açtığını söyleyen Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekan Yardımcısı ve İletişim Tasarımı ve Yeni Medya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Pınar Seden Meral, “Sadece güvenilir kaynaklardan bilgi edinin. Virüsle ilgili olduğu iddia edilen bir araştırmadan söz edildiğinde, mutlaka o araştırmayı bularak orijinal belgeyi inceleyin” uyarısında bulunuyor.

Doç. Dr. Pınar Seden-Meral

Dünyayı saran pandemi nedeniyle herkesin gözü kulağı koronavirüs haberlerinde… Evimizde kalıyoruz ama habersiz kalamıyoruz! Gerek televizyonlardan gerekse sosyal medyadan virüsle ilgili her haberi, bilgiyi takip ediyoruz. Peki ama aldığımız haberler ve bilgilerin doğruluğundan emin miyiz? Dünya Sağlık Örgütü Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’un da dediği gibi; “Sahte haberler bu virüsten daha hızlı ve daha kolay yayılıyor.”

Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekan Yardımcısı ve İletişim Tasarımı ve Yeni Medya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Pınar Seden Meral ve Araştırma Görevlisi Münür İpek yaptığı çalışmada koronavirüsle ilgili yapılan yanlış haber ve bilgilerin hayatımızı virüsten daha fazla olumsuz etkilediğini ortaya koydu.

Çalışmayla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Pınar Seden Meral, “Hem kendi hem de toplumumuzun sağlığını korurken bilgilenmek önemli ancak bu dönemde bilgi almak için başvurduğumuz çoğu kaynağın ne derece doğru haber verdiğini bilmek ve dolayısıyla doğru bilgiye ulaşmak güç” diyor.

“Virüsten korunmak için maske ve eldiven takmak gerçekten koruyucu mudur, virüsten etkilenen insanlar sokakta yürürken bir anda yere düşüp ölürler mi, evimin her odasına çevresine karanfil saplanmış birer soğan koyarsam virüs evime girmez mi? gibi pek çok sorunun yanıtını merak ediyoruz” diyen Meral, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu sorunların yanıtlarını öğrenmek içinse basından ve sosyal medya araçlarından medet umuyoruz. Çünkü korkuyoruz. Böylesi durumlarda korku, insanı felce uğratan ve aklını kullanmasına engel olan bir duygu.

Günümüzün iletişim teknolojilerinin sunduğu olanaklarla bilgi, inanılmaz bir hızla yayılıyor. Ancak Kovid-19’la ilgili yalnızca doğru bilgi ve haberler yayılmıyor. Sahte olduğunu çoğu zaman anlayamadığımız haberler de aynı hızla servis ediliyor. Bu da insanları Kovid-19’dan korunmak ve de kaçınmak için kimi zaman yanlış yollara da itiyor.”

“Güvenilir kaynaklardan bilgi edinin”

Koronavirüsün ülkemizde görülmeye başladığı günden bu yana hem geleneksel hem de dijital medya organlarında sayısız haberler yayınlanıyor. Sosyal medyada da tam bir içerik bombardımanı yaşanıyor.

“Yayınlanan içeriklerin ve haberlerin çokluğu doğru bilgiye ulaşmada kaotik bir ortam yaratıyor” diyen Doç. Dr. Meral, sadece güvenilir kaynaklardan bilgi edilmesi gerektiğini söylüyor. Virüsün kökeni ve tedavisiyle ilgili yayınlanan haberlere kuşkuyla yaklaşılıp, bilimsel gerçekliğinin sorgulanması gerektiğini vurgulayan Meral, koronavirüsle ilgili yanlış bilgilerden nasıl korunmamız gerektiği konusunda şu önerilerde bulunuyor:

“Video ya da ses içerikli kaynağından emin olmadığınız haberler yerine basılı gazetelerin haberlerini tercih edin. Gözden kaçan kimi durumlar olsa da, muhabirlerin haberleri teyit ve referansları kontrol etme mekanizması daha sağlıklı işler. Virüsle ilgili olduğu iddia edilen bir araştırmadan söz edildiğinde, mutlaka o araştırmayı bularak orijinal belgeyi inceleyin. Sosyal medya hesaplarınızda bir haberi paylaşmadan önce haberin doğruluğunu kendiniz araştırın ve ancak eminseniz paylaşın.”

Arşiv Gör. Münür İpek

İlginç bulgulara rastlandı

Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekan Yardımcısı ve İletişim Tasarımı ve Yeni Medya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Pınar Seden Meral ile Araştırma Görevlisi Münür İpek ‘koronavirüs haberleri’ ile ilgili yaptıkları araştırmalarda dünyayı yanlış yönlendiren haberler ve sonuçlarıyla ilgili de ilginç bulgulara ulaştı. Bu haberlerin her zaman yalan ya da sahte olup olmadığından daha çok önemli olan nokta bireylerin bu haberlere karşı verdikleri tepkiler.

Örneğin Kovid-19’a yakalanan hastaların azımsanmayacak bir bölümünün hastalık öncesi ibuprofen içerikli ilaçlar aldığına ve bu tip ilaçların hastalığa yakalanma olasılığını arttırdığına yönelik çeşitli haberler yayınlandı. Hala tartışmalı olan bu konu bir tıp dergisinde ibuprofen içerikli ilaçlardaki bir enzimin Kovid-19 semptomlarını birleştirebileceğine işaret edilerek ancak daha fazla çalışma ve bulguya gerek duyulduğuna ilişkin bilgi notuyla yayınlandı.

Bu haberin ardından medyada ve sosyal medya gruplarında ibuprofen içeren ilaçların listesi yayınlanarak, bu ilaçların kullanılmaması gerektiğine dair bilgiler kamuoyuna sunuldu. Dahası Dünya Sağlık Örgütü de önce ibuprofenin Kovid -19 etkilerini kötüleştirebileceğini bildirerek, kullanılmamasını önerdi. Ancak daha sonra bu ifadesini geri çekti.

Yapılan paylaşımlara dikkat!

Sosyal medya hesaplarından yapılan bir paylaşım haberin ulaştığı insanları olumsuz etkiledi ve paniğe sürükledi. Paniğe neden olan haberde Milano’dan bir doktorun “Sokakta hep aynı çift ayakkabıyı kullanın ve evinizin dışında bırakın. Zira Çinliler virüsün 9 güne kadar yaşadığını öğrenmişler” bağlamındaki ifadesiydi. Kaynağı bilinmeyen bu paylaşımda yer alan doktor gerçek değil.

Haber sitelerinde bir evcil köpeğin korona virüsüne yakalandığı ve bu virüs nedeniyle haber 18 Mart tarihinin gündemindeydi. Bu haber çeşitli haber sitelerinde yayınlandı ancak haberde yer alan köpeğin 17 yaşında olması ve evcil hayvandan insana Kovid-19 bulaştığına dair bilimsel bir bilgi olmaması nedeniyle bu haberin de gerçekliği kuşku taşımakta.

19 Mart tarihinde bir ulusal gazetede yayınlanan “Avrupa’da korona yüzünden gıda alışverişi karneye bağlandı” haberi de gerçeği yansıtmıyordu. Marketlerde gıda kalmaması nedeniyle alışverişin karneye bağlandığı ifade edilen haberde kaynak olarak Avrupa’da yaşadığı söylenen gurbetçi vatandaşların adları yazılsa da, Avrupa’da böyle bir uygulama olmadığı ve böyle bir açıklama yapılmadığı ortaya açıktı.

22 Mart tarihinde de İran asıllı oyuncu Golshifteh Farahani’ye ait bir ses kaydı olduğu söylenen bir açıklama paylaşıldı çeşitli kanallar aracılığıyla. Saç kurutma makinesinin Kovid-19’u yenmede etkili olduğunu anlatan bu ses kaydına göre ‘’saç kurutma makinesinin dört parmak mesafeyle burun altından yukarı tutulması gerektiğini, 30-40 saniye kadar buruna ve genize giden sıcak havanın, virüsten kurtulmayı sağlayacağı” iddia edilmekte.

Yüksek oranda etkileşim sağlayan bu videonun toplumda tanınan yüzler tarafından paylaşılması da içeriğe gösterilen ilginin daha da artmasına neden olmuş; ancak bilimsel olarak da doğru olmayan bu bilgi Golshifteh Farahani’nin kendi Twitter hesabında yaptığı açıklamayla sesin kendisine ait olmadığı ifade edilerek yalanlanmıştır.

Medyada yayınlanan sahte haberlerin dışında devlet kurumlarını kullanarak kamuoyunu bilinçli olarak yönlendirmek isteyenler de var ne yazık ki. Örneğin 16 Mart tarihinde Sağlık Bakanlığı logosu kullanan ve üzerinde gizli ibaresi bulunan bir belge sosyal medyada araçlarında paylaşıldı.

Üzerinde 81 ile gönderildiği ibaresi olan bu belgeye göre salgın ile ilgili birtakım tedbirler alınıyordu. Ertesi gün Bakanlıktan yapılan açıklama ile bu belgenin sahte olduğu ve bu belgeyi dolaşıma koyan insanların bilinçli bir şekilde ortalığı paniğe sürüklemek istedikleri belirtildi.

Yanlış korona haberlerinden korunma reçetesi!

* Sadece güvenilir kaynaklardan bilgi edinin.
* Video ya da ses içerikli kaynağından emin olmadığınız haberler yerine basılı gazetelerin haberlerini tercih edin. Gözden kaçan kimi durumlar olsa da, muhabirlerin haberleri teyit ve referansları kontrol etme mekanizması daha sağlıklı işler.
* Virüsle ilgili olduğu iddia edilen bir araştırmadan söz edildiğinde, mutlaka o araştırmayı bularak orijinal belgeyi inceleyin.
* Virüsün kökeni ve tedavisiyle ilgili yayınlanan haberlere kuşkuyla yaklaşın, bilimsel gerçekliğini sorgulayın.
* Sosyal medya hesaplarınızda bir haberi paylaşmadan önce haberin doğruluğunu kendiniz araştırın ve ancak eminseniz paylaşın. Haberi size gönderen kaynak sizin için güvenilir olsa bile, acaba ona kim gönderdi? Hep sorgulayın.

Haberde yer alan hikaye size inandırıcı gelmediyse ya da sahte kokuyorsa, herhangi bir bağlantıyı tıklamayın ve bu haberin daha fazla yayılmasını sağlayacak algoritmaları çalıştırmayın.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

DİŞLER HAKKINDA 5 ŞAŞIRTICI GERÇEK

Per Nis 16 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email Dişlerimizin aynı zamanda vücudumuzun vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak dişlerimize her zaman hak ettiği özeni göstermiyoruz. Diş Hekimi Pertev Kökdemir de dişlerimiz ile ilgili 5 şaşırtıcı gerçeği paylaştı. 1-Diş minesi insan vücudundaki en sert maddedir. Üzerine gelen yaklaşık 300 kg yüke kırılmadan direnebilir. Ancak şişe kapağı […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump