Milli Eğitim Bakanı Selçuk: Normalleşme süreci beklendiği şekilde devam ederse okulları 1 Haziran’da açarız

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, “Normalleşme süreci beklendiği şekilde devam ederse, okulları 1 Haziran’da açarız.” dedi.

Burcu Çalık Göçümlü   |29.04.2020

Milli Eğitim Bakanı Selçuk: Normalleşme süreci beklendiği şekilde devam ederse okulları 1 Haziran'da açarız

Ankara

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, CNN Türk canlı yayınında “Ahmet Hakan ile Tarafsız Bölge” programına katılarak soruları yanıtladı, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Uzaktan eğitimin 31 Mayıs’a kadar devam edeceği anımsatılarak, “Her şey yolunda gider, normalleşme planları hayata geçerse okullar ne zaman açılır?” sorusu üzerine Selçuk, “Normalleşme süreci beklendiği şekilde devam ederse okulları 1 Haziran’da açarız. Toplumun bilgisi dahilinde, Bilim Kurulu’nun önerileri, Bakanlıklarla aramızdaki iletişim, kabinede Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde yapılan çalışmalar, bunların hepsi yapılan istişareler neticesinde bir yere bağlanıyor.” ifadelerini kullandı.

Selçuk, sadece eğitim değil, ekonomi, turizm, hizmet sektöründe normalleşmenin bir bütün olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak, okulların bir an önce açılmasını temenni ettiklerini aktardı.

“Her şey yolunda giderse kısa bir süre için mi okulların açılacağı” şeklindeki soruya Bakan Selçuk, şu yanıtı verdi:

“19 Haziran okulların kapanma tarihi. 19 gün için açılır tabii. Öğretmenlerimizden, velilerimizden, öğrencilerimizden on binlerce talep alıyoruz. Mümkün olduğu kadar kısa sürede açılmasıyla ilgili bir beklenti var. Bizim açımızdan önemli olan çocuklarımızın sağlığı, onların güvenliği. Bu konuda emin olduğumuz anda okullarımızı açarız.”

“Simülasyonlar devam ediyor. Bir hafta içinde de neticelenmiş olacak”

Bakan Selçuk, “İster 1 Haziran’da ister eylülde olsun, öyle görünüyor ki Türkiye, bu salgının yapısı gereği tedbirleri almaya devam edecek. Buna da hazırlıklı mısınız? Okul yapılarında birtakım değişiklikler, sosyal mesafe gibi çalışmalar da yapıyor musunuz?” sorusuna karşılık, şöyle konuştu:

“Bazı modelleme çalışmalarımız var. Örneğin, LGS yapılacak, kaç sıramız, sınıfımız var, Türkiye’deki yükseköğretimdeki bazı kurumlar, kuruluşlar da dahil olmak üzere çeşitli senaryolar üzerinden çalışıyoruz. Çocuklarımızı ne şekilde oturtursak bütün sıralarda sosyal mesafeyi dikkate alacak şekilde tedbirimizi almış oluruz. Bununla ilgili simülasyonlar devam ediyor. Bir hafta içinde de neticelenmiş olacak. Böyle baktığımızda da şunu görüyoruz; Bilim Kurulu’nun önerileri doğrultusunda okulların açılması halinde ya da sınavlar esnasında nasıl oturulmalı, ne kadar mesafe olmalı, öğretmenler neye dikkat etmeli, bütün bunlarla ilgili her birinin animasyon yaparak denemelerini yapıyoruz.

Yani çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi okulun içine animasyonla alarak hangi sırayla, ne kadar mesafeyle, öğretmen nerede duracak, öğrenciler ne kadar aralıkla hareket edecekler vesaire bütün bunları çalışıyoruz.”

Selçuk, “1 Haziran’a hazır mısınız?” sorusuna da “Bize ‘Pazartesi günü okul başlıyor’ deseler biz başlarız, hazırız. Çünkü okulların dezenfektanlarla temizlenmesi, okullarda alınacak tedbirler, bununla ilgili altyapı, bu işlerin tedbir kısmına yönelik birçok husus meslek liselerinde ele alınan konular, üretim bandımızda olan birçok ürünü burada devreye sokmamız, alınacak tedbirlere katkı sağlamamız mümkün. Biz hazırız, çok net olarak.” sözleriyle yanıt verdi.

“Öğrencinin lehine bir bakış açısıyla sorumlu sınıf geçme söz konusu olacak”

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, öğrencilerin birinci dönem notlarına göre, not ortalamaları ne olursa olsun bir üst sınıfa geçeceği, zayıf notları olanların da bir üst sınıfa sorumlu olarak devam edeceği yönündeki açıklamaları anımsatılarak, “Sorumlu geçmek ne demek? Nasıl bir geçiş olacak?” sorusuna karşılık, derslerle ilgili ayrı sınavların olduğuna işaret etti.

Olağanüstü bir süreçte çocukları birinci dönemde zayıf not aldıklarına bağlı olarak sınıfta bırakmalarının ya da onları başka problemlerle karşı karşıya getirmelerinin doğru olmadığını vurgulayan Selçuk, “Öğrencinin lehine bir bakış açısıyla sorumlu sınıf geçme söz konusu olacak, üst sınıflarda bu sorumluluklarını yerine getirmek kaydıyla.” dedi.

Çocukların bir üst sınıfın derslerini anlayabilmesi için bu senenin derslerini içselleştirmesi, anlaması gerektiğine işaret eden Selçuk, işlenen bütün konuların sarmal bir yapısının bulunduğunu, ilkokul 4. sınıftaki bir konuyla lise 2. sınıftaki bir konunun birbirine bağlı olduğunu anlattı.

Telafi eğitimleri

Bakan Selçuk, telafi eğitimlerinin nasıl yapılacağına ilişkin soru üzerine, veriye dayalı olarak her bir öğrencinin bilmesi gereken kazanımların olduğuna işaret etti.

Çocukların mart ayından bu yana sadece akademik konularla ilgili bir ders içeriğiyle karşı karşıya bulunduğunu bunun tek başına okuldaki eğitimin karşılığı olmadığını belirten Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birincisi televizyonla eğitim bir telafidir. İkincisi internet desteği ki her bir çocuğunuzun her bir öğretmenimizin internette EBA’da ne kadar kaldığı, neler öğrendiği, ödevlerini yapıp yapmadığı, kendisine yöneltilen soruları cevaplayıp cevaplamadığı bunların her birini kişi bazında görebiliyoruz. İnternetteki eğitiminin de ölçüsünü oradan anlayabiliyoruz. Bu da yani internet, televizyon tabanlı eğitim de bir telafidir. Üçüncüsü de yüz yüze telafi kısmı vardır. Telafi kısmının yüz yüzesi; diyelim ki 1 Haziran’da okulları açtık, bizim telafimiz başlar. Diyelim ki eylülde açtık, hemen başlar.”

Telafi eğitimlerinin sürecinin ne kadar olacağı sorusuna karşılık da Selçuk, bunun ölçme değerlendirme setleri aracılığıyla, öğrencilerden örneklem alarak ne kadar eksiği olduğunun belirlenerek saptanacağını kaydetti.

Selçuk, bu sürecin bölgelere, dezavantajlı çocukların durumuna, okul türlerine göre yapılacak belirlemeler ışığında farklı olabileceğini vurgulayarak, telafi süresinin hem genel hem de öğrenciye özel olarak belirleneceğini aktardı.

Her öğrenciyi kişisel olarak saat saat izleyen, ona günlük, haftalık, yıllık program çizen yapay zeka temelli bir akademik destek yazılımlarının bulunduğunu anımsatan Selçuk, çocukları şahıs bazında da belirli sınıflarda izleme imkanına sahip olduklarını kaydetti.

Bir başka soru üzerine, televizyon ve internet tabanlı eğitim sürecinin iyi gittiğini ama yapılması gereken çalışmaların, altyapıda desteklenmesi gereken süreçlerin bulunduğunu vurgulayan Selçuk, en az yüzde 90’a yakın iyi bir sürecin olduğunu yaptıkları ölçümlemeler ve geri bildirimlerle saptadıklarını anlattı.

Bakan Selçuk, birçok dünya ülkesiyle de bu çalışmaları paylaşma imkanına sahip olduklarını, çalışmaların bir başarı hikayesine dönüştüğünü kaydetti.

“Çocukları riske atacak hiçbir kararı almayız”

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında yapılacak merkezi sınava ilişkin, “Çocukları riske atacak hiçbir kararı almayız. Riskin olmadığı, etkili, uygun tarih ne ise ona da karar verilir, velilerimiz hiç merak etmesin.” dedi.

Ailelere önerilerinin sorulması üzerine Selçuk, her çocuğa özel yaklaşım sergilenmesi gerektiğine işaret etti. Ziya Selçuk, ailelerin çocuklarla ilişkisinin de önemli olduğunu vurguladı.

“Mesele eve kapanmış olmak değil, mesele düzgün program yapmak.” ifadesini kullanan Selçuk, yaşanan süreçte öğrencilere yönelik günlük program önerilerinin yayınlandığını, bu programın da televizyon ve Eğitim Bilişim Ağı’ndaki (EBA) eğitim saatleriyle ilişkili planlandığını dile getirdi.

“Yasak” bakış açısıyla bir yere varılamayacağına dikkati çeken Selçuk, “Çocuklar, ne tamamen serbest bırakılmalı ne de küçük bir çember çizip ona sıkıştırılmalı. Önemli olan geniş bir çember çizmek, çocuğa bu çemberin içinde istediği şekilde hareket edebileceğini söylemektir.” ifadesini kullandı. Selçuk, sınırı olmayan çocuğun kişiliğinin gelişmeyeceğini vurguladı.

Uzaktan eğitimle ilgili soru üzerine Selçuk, Milli Eğitim Bakanlığının yayınladığı vizyon belgesinde, uzaktan eğitimin güçlendirilmesine, eğitim sisteminin karma modele doğru yönlendirilmesine yönelik çalışmaların da bulunduğunu hatırlattı.

EBA’yla ilgili çalışmaların yeni tip koronavirüsten (Kovid-19) önce olduğunu bildiren Selçuk, şöyle devam etti:

“Orta vadede şunu göreceksiniz: Bir lise öğrencisi bütün derslerini sınıfta almak zorunda değil. ABD’den, Kanada’dan, Almanya’dan, Türkiye’den uzaktan ders alır, o da bizim akredite ettiğimiz dersse biz onu kredilendirir ve çocuğun notuna sayarız. Türkiye, böyle bir yere doğru gidiyor. Amacımız şu, bir çocuk günde 8 saat ders alır, 5-10 dakikalık teneffüslerle sürekli akademik bilgi alırsa çocuklar derinleşemezler, sosyal faaliyetlere vakit ayıramazlar. Arkadaşlarıyla sosyal sorumluluk projelerini yapamazlar. Çocuklara okulda zaman tanımak lazım, sürekli akademik dersle biz bir yere varamayız.”

Uzaktan eğitimin, öğrencilerin derinleşmesine de katkı sağlayacağını dile getiren Selçuk, öğrencilerin artık uluslararası dersler, sertifikalar alması gerektiğini bildirdi.

Selçuk, Kovid-19 sonrası, 2020-2021 eğitim ve öğretim yılının başlamasının ardından öğrencilerin motivasyonunun artırılmasına, öğretmen eğitimine yönelik yapılacaklarla ilgili de planlamalara gidildiğini aktardı.

“LGS’de bütün senaryoyu çalıştık”

Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamında 7 Haziran’da yapılacak merkezi sınavla ilgili açıklamalarının sorulması üzerine Selçuk, LGS’yle ilgili Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamada bulunacağını belirttiğini hatırlattı. Ziya Selçuk, bu konunun Sağlık ve İçişleri bakanlıklarını da ilgilendiren, görüş alışverişlerine bağlı üst bir mesele olduğunu dile getirdi.

Selçuk, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Sağlık Bakanlığıyla bu konuda bir toplantı yaptık. Bizim elimizde bir işlem tablosu var. Bir öğrenci sabah evinden nasıl çıkacak, kiminle çıkacak, yoldaki süreç nasıl işleyecek, okula girişteki düzen nasıl olacak, giriş kapısından, sınıfa nasıl girilecek, sınıfta oturma düzeni nasıl olacak? Temizlikle, dezenfeksiyonla iligili süreç nasıl işleyecek? Çocuğun masasına ne konulacak? Bütün bunların senaryosunu çalıştık. Çocukları riske atacak hiçbir kararı almayız. Riskin olmadığı, etkili, uygun tarih ne ise ona da karar verilir, velilerimiz hiç merak etmesin.”

Çocukların motivasyonu düşünüldüğü için sınavda yüz yüze eğitim dışındaki içeriklerden soru sorulmamasına karar verildiğine dikkati çeken Selçuk, LGS konusunda problem çıkmaması için her türlü hazırlığın yapıldığını vurguladı.

Uzaktan eğitimle ilgili soru üzerine Selçuk, uluslararası platformlarda toplantılar düzenlendiğini, Türkiye’nin bu konudaki tedbirlerinin uluslararası makalelere dönüştürülmesi için çalışma yapıldığını bildirdi. Selçuk, internet ve televizyon tabanlı eğitimle ilgili Türkiye’nin yaptıklarının dünya ülkeleriyle paylaşıldığını anlattı.

Sınıf geçmenin nasıl olacağına yönelik açıklamalarının hatırlatılmasının ardından Selçuk, şunları kaydetti:

“Yönetmelik ve mevzuat gereği biz sınav yapmak, not vermek zorundayız. Okulların açık olması durumuna göre yapılmış yönetmelik var ve biz o yönetmeliğin gereğini yapmıyoruz. Sınav, ölçme değerlendirme yapmak, okullardaki faaliyetleri yürütmek gerekiyor ama koronavirüs nedeniyle bunları yapmıyoruz. Bizim mevzuat tedbiri almamız gerekiyor. Yönetmelikte olağanüstü şartlara uygun bir değişiklik yapmamız gerekiyor, zamanı şimdi geldi. Bir yönetmelik çıkacak, bu yönetmelik hukuken çıkmak zorunda.”

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Trump, Kovid-19 nedeniyle ara verdiği seyahatlerine yeniden başlayacak

Per Nis 30 , 2020
ABD Başkanı Trump, “Virüs giderse belki de bir aşıya ihtiyaç duymayız. Ama tabii aşı bulunursa bu muhteşem olur.” dedi. Dildar Baykan   |30.04.2020 Washington ABD Başkanı Donald Trump, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle ara verdiği seyahatlerini, gelecek haftadan itibaren yeniden yapmaya başlayacağını duyurdu. Trump, Beyaz Saray’da ABD ekonomisinin yeniden açılmasına ilişkin bir araya geldiği […]
Instagram did not return a 200.

TEBRİK

Peygamberimizin Müjdelediği O Güzel Şehir İstanbul’dur “Konstantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel bir komutandır, O ordu ne güzel bir ordudur.” Güzel Komutan’a ve Güzel Ordusuna Selam Olsun. Kutlu Fethi'in 567. Yıl dönümü kutlu olsun!
EuTurkHaber

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

İstanbul‘un Fethi İstanbul‘un Fethi - + Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump