Fatimiyyun Tugayı’nın yeni savaş alanı Afganistan mı olacak?

Daha önce Suriye’de birbiriyle savaşmış ve mezhepçilikle özdeşmiş iki silahlı örgüt DEAŞ ile Fatimiyyun Tugayları’nın Afganistan’da son günlerde sık sık gündeme gelmesi, ülkenin mezhep eksenli savaşların yeni adresi olacağı endişelerine yol açıyor.

Rahimullah Farzem   |11.05.2020
Fatimiyyun Tugayı’nın yeni savaş alanı Afganistan mı olacak?

İstanbul

İran tarafından Suriye’de rejim saflarında savaşması için kurulan Fatimiyyun Tugayı’nın Afganistan’ın en çok izlenen televizyon kanallarında terör örgütü olarak gösterilmesi bir süredir gündemde olan tartışmaları yeniden alevlendirdi. Terör örgütü DEAŞ ile Fatimiyyun Tugayı amblemlerinin yan yana verildiği bir kamu spotunda her iki örgütün ülkenin ulusal güvenliği için aynı ölçüde tehlike arz ettiği vurgulanarak, “Komşularımız Afganistan’ı önemsemiyor ve bizi yok etmeye çalışıyorlar. Halkımızın haykırışı komşularımızın yıkıcı faaliyetleri devam ettikçe dinmeyecektir” ifadesine yer verildi.

ABD ile barış anlaşmasına karşı çıkarak Taliban’dan ayrılan bazı silahlı grupların DEAŞ saflarına katılmaya başlamalarıyla DEAŞ’ın tekrar bir tehdit unsuru olarak ortaya çıkması, Tahran’ı kaygılandıran en önemli faktör.

Yaklaşık 40 yıldır kanlı bir iç savaşla boğuşan ülkede barışın tesis edilmesi için çaba gösterildiği bir süreçte daha önce Suriye’de birbiriyle savaşmış ve mezhepçilikle özdeşmiş iki silahlı örgütün bu şekilde gündeme gelmesi, “Mezhepsel savaşın yeni merkezi Afganistan mı olacak” sorusunu akıllara getirdi. Bilindiği gibi Fatimiyyun Tugayı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun dış operasyonlardan sorumlu birimi Kudüs Gücü bünyesinde 2013 yılında kurulmuş Şii Hazaralardan oluşan bir örgüt. Günümüzde sayıları 10 binlerle ifade edilen örgüt İran’ın çıkarları doğrultusunda Suriye’de terör örgütü DEAŞ ve muhalif gruplara karşı savaştı. Suriye’deki iç savaşta tecrübe kazanan ve mezhepsel hassasiyeti keskinleşen bu grubun gelecekte İran tarafından Afganistan’a taşınma ihtimali bir süredir Afganistan yetkilileri açısından ciddi bir endişe kaynağı.

Fatimiyyun’la ilgili endişelerin arka planı

DEAŞ Afganistan’da varlığını ilk kez ilan ettiği 2015 yılından itibaren Suriye’de Esad rejimi safında savaştıkları gerekçesiyle Şii Hazaraları hedef tahtasına koymuştu. Şiilere ait cami, kültür ve eğitim merkezleri ile Şiilerin düzenledikleri toplu yürüyüş ve etkinlikler, DEAŞ tarafından üstlenilen ve onlarca insanın hayatını kaybettiği ya da yaralandığı intihar saldırılarının hedefi oldu.

Bu durum devletin Şii ibadet merkezlerini korumak üzere özel olarak aldığı önlemlerin yanı sıra söz konusu ibadet merkezlerini DEAŞ benzeri radikal unsurların saldırılarından koruma iddiası taşıyan çeşitli silahlı grupların ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Ayrıca özellikle 2017 yılından itibaren Taliban’ın Şiilerin yoğunluklu olarak yaşadıkları Hazaracat’taki Uruzgan, Vardak ve Gazne gibi kentlere yönelik saldırılarını artırması, saldırıların hedefinin belirli bir topluluk olduğuna dair inancı pekiştirerek mezhepsel ayrışmayı derinleştirdi. İlerleyen süreçte kendini Fatimiyyun Tugayı’nın çatısı altında gösteren ve söz konusu bölgelerde Şiileri savunmak adına faaliyete başladıklarını belirten silahlı gruplara dair bilgiler sosyal medyada yer almaya başladı. Bu gelişmelerden sonra Kabil yönetimi pek çok defa örgütün dağıtılması yönündeki taleplerini Tahran yönetimine iletse de herhangi bir sonuç alamadı.

Tahran, ABD askerlerinin çekileceği yeni dönemde Afganistan siyasetinde çıkarlarını temsil etmesi için güçlü ve aynı zamanda ideolojik açıdan sadık bir vekil gücüne ihtiyaç duymakta.

Neden şimdi yeniden gündeme geldi?

Fatimiyyun Tugayı’yla ilgili endişelerin yeniden gündeme gelmesinin sebebi ise son dönemde Afganistan’da yaşanan gelişmelerden kaynaklanıyor. Bilindiği gibi geçen Şubat ayında ABD ile Taliban arasında “Barış Anlaşmasının” imzalanmasının ardından ülkede “barış süreci” adı altında yeni bir dönem başladı. ABD askerlerinin çekilmesi ve Taliban’ın yeniden güçlenmesi gibi Afganistan için olduğu kadar bölge açısından da ciddi gelişmelere gebe olan bu süreç Afganistan’ın pek çok komşusu gibi İran tarafından da dikkatle takip edilmekte. Tahran’ın Afganistan’a yönelik kaygısının merkezinde ABD’nin çekilmesi sonrası ortaya çıkacak otorite boşluğu sonucu ülkenin yeniden radikal unsurların sığınağı haline gelme ihtimali yatıyor. Nitekim Taliban yönetiminin ABD ile imzaladığı anlaşmadan rahatsız olan Taliban içerisindeki bazı grupların şimdiden gerek el-Kaide ve DEAŞ gerekse ülkede faaliyet gösteren diğer radikal unsurlarla işbirliği yapmaya başladıkları haberleri son günlerde sıkça basında yer bulmaya başladı.

Bu noktada özellikle Taliban’dan ayrılan silahlı grupların mücadelelerine devam etmek için DEAŞ saflarına katılmaya başlamalarıyla DEAŞ’ın tekrar bir tehdit unsuru olarak ortaya çıkması Tahran’ı kaygılandıran en önemli faktör. Nitekim son haftalarda ülkede DEAŞ bağlantılı saldırılarda ciddi bir artış gözlendi. Bu durum özellikle sınır bölgesinde DEAŞ varlığını ulusal güvenliği açısından ciddi bir tehdit olarak gören İran’ı harekete geçirdi. Zira İran Sünni nüfusun yoğun olduğu ve Cundullah (Allah’ın Ordusu), Ceyşü’l Adl (Adalet Ordusu) ve Hareketü’l-Nidal (el-Ahvaz Hareketi) gibi etno-mezhepsel unsurların faaliyet gösterdiği güney sınırında DEAŞ ve benzeri radikal unsurların varlığını ulusal güvenliği açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor.

İran-Taliban ittifakı işlevsiz kaldı

Bu yüzden Tahran 2015’ten itibaren sınır bölgesinde beliren DEAŞ tehdidini bertaraf etmek için “ideolojik düşman” Taliban’la işbirliği yapmıştı. Fakat Taliban’ın ABD ile anlaşmasından sonra İran bu örgüt üzerindeki etkisini kaybetmiş ve Tahran’ın tamamen pragmatist bir anlayışa dayalı olarak geliştirilen ittifak ilişkisi işlevsel olmaktan çıkmıştı. Dolayısıyla güç temerküzünde devlet dışı aktörleri araçsallaştırmayı en önemli strateji olarak belirleyen Tahran yeni dönemde Afganistan siyasetinde çıkarlarını temsil etmesi için güçlü ve aynı zamanda ideolojik açıdan sadık bir vekil gücüne ihtiyaç duymakta.

Özellikle ABD yaptırımları nedeniyle İran ekonomisinin kötüleşmesi ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına bağlı olarak İran’dan dönen yüz binlerce Afgan arasında daha önce Suriye’de savaşmış binlerce Fatimiyyun üyesi olduğu dikkate alındığında İran, bu planını tatbik etmekte güçlük yaşamayacaktır. Günümüzde başta başkent Kabil olmak üzere Şii Hazaraların yoğun olarak yaşadığı şehirlere dağılmış yakın zamanda İran’dan dönen binlerce Fatimiyyun üyesi olduğu tahmin ediliyor. Afganistan’ı geleneksel nüfuz alanı olarak gören ve güvenlik stratejisinde bu ülkeye özel bir önem atfeden İran İslam Cumhuriyeti kurulduğu 1979’dan beri Afganistan’daki gelişmelerle yakından ilgilenmiş ve bu ülkede çıkar alanları tesis etmek için yoğun çaba içerisinde olmuştur. Bu yüzden İran, Afganistan halkı tarafından ülkenin içinde bulunduğu savaş ve istikrarsızlığın baş sorumlularından biri olarak görülmüş ve Tahran’ın Afganistan üzerindeki nüfuzu Afganistan halkı için her zaman endişe kaynağı olmuştur. Dış müdahalelerin büyük oranda etkili olduğu 40 yıllık istikrarsızlığın ardından barışın yeniden tesis edilmesi için az da olsa ümitlerin yeşerdiği bir ortamda Afganistan halkı, ülkelerinin mezhepsel savaşın merkezi olan “yeni Suriye” olması korkusunu yaşıyor.

[İran ve Orta Doğu’da devlet dışı aktörler üzerine çalışmalarını sürdüren Rahimullah Farzem İRAM Dış Politika Koordinatörlüğü’nde görev yapmaktadır]

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

TİSKİ Genel Müdürü Ali Tekataş darbedildi

Pts May 11 , 2020
TRABZON (AA) – Trabzon Büyükşehir Belediyesi Trabzon İçmesuyu ve Kanalizasyon İdaresi (TİSKİ) Genel Müdürü Ali Tekataş darbedildi. Alınan bilgiye göre, Tekataş, TİSKİ'nin Değirmendere Mahallesi'ndeki hizmet binasına girdiği sırada, kendisine arkadan yaklaşan H.S'nin yumruklu saldırısına uğradı. Durumu fark eden kurum personeli, H.S'yi Tekataş'tan uzaklaştırdı. Belediye personeli B.S'nin eşi olduğu öğrenilen H.S, […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump