Özkan: “Hessen’de Müslümanların Anayasal Hakları Siyasete Kurban Ediliyor”

ELİF ZEHRA KANDEMİR / Almanya’da Hessen Eyaleti, İslam din dersi konusunda Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) ile işbirliğini sonlandırdı. DİTİB Hessen Eyalet Birliği Başkanı Salih ÖZKAN ile sürecin arka planını konuştuk.
DİTİB Hessen Eyalet Birliği Başkanı Salih ÖZKAN
 
Hessen Eyaleti’nde 2013 yılından beri DİTİB Hessen Eyalet Birliği ile işbirliği içinde verilen inanca dayalı İslam din dersi uygulamasının durdurulduğu açıklandı. Süreç nasıl gelişti?Geçtiğimiz hafta Eyalet Eğitim Bakanlığı bizi telefonla aradı ve kararı “deklare” etti. Bize bu kararı bildirmelerinden birkaç saat sonra da Eğitim Bakanı bir basın açıklaması yaparak eyalette İslam din derslerinin artık Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Eyalet Birliği ile ortaklaşa sunulmayacağını ilan etti.
 
Fakat mevcut süreç, sadece bu kararın bize nasıl iletildiğine indirgenemeyecek bir süreç. 2013’ten beri eyalette İslam din dersi konusunda devletle işbirliği yapmamıza rağmen bir senedir bütün iletişim kanalları kapalıydı. Görüşme taleplerimize bir sene boyunca cevap alamadık. Bu durumda aslında kararın önceden verilmiş olduğunu üzüntüyle müşahede ediyorum.
 
Bu yapıcı ve iyi niyet içeren bir karar değil. Herkesin onur duyduğu, Almanya’daki Müslüman cemaatin kurumsallaşması adına güzel adımlar attığımız bir süreçte kazanılmış hakların baltalandığını görüyoruz.Hessen Eyaleti Almanya’da okullarda inanca dayalı İslam din dersleri açısından öncü bir rol oynuyordu. Hessen’deki bu özel durumdan bahsedebilir misiniz?Hessen Eyaleti’nde 2013-2014 senesinde dönemin Uyum Bakanlığı’nın öncülüğünde okullarda Alman Anayasası’nın 7. maddesi ve 3. fıkrası uyarınca inanca dayalı İslam din dersi verilmeye başlandı. Bu ders,  DİTİB Hessen Eyalet Birliği’nin hazırladığı müfredata dayanan, öğretmenlerine icazetin DİTİB Hessen Eyalet Birliği tarafından verildiği bir dersti.
 
Katolik ya da Protestan cemaatlerinin nasıl bu inanca sahip çocuklara verilen din derslerinin içeriğini belirleme hakkı varsa, bu hak Hessen’de de Sünni İslam inancının temsilcisi olarak DİTİB Eyalet Birliği’ne verilmişti.Bu dersle birlikte Hessen Eyaleti anayasayı uygulayan ve Müslüman cemaatin de anayasal haklarını gerçekleştirerek işleyen bir demokrasiyi tesis eden ilk eyalet oldu. Müslümanlar tarafından takdir gören, gıptayla izlenen bir başarı modeliydi bu. Fakat maalesef malum sebeplerden dolayı bu hak DİTİB Hessen Eyalet Birliği’nden alındı. Hayal kırıklığına uğramış durumdayız.
 
“Hessen’de 3.500 Çocuk İslam Din Dersi Alıyordu”
 
2013’ten bugüne kadar eyalette İslam din dersi uygulaması nasıldı peki?Son sekiz senede eyalette DİTİB Hessen Eyalet Birliği’nin verdiği İslam din dersine katılan Müslüman çocuklar gayet memnundu. Öğrencilerimiz arasında her milletten Müslüman çocuk vardı. Velilerden aldığımız dönüşler çok olumluydu. İcazet verdiğimiz öğretmenlerimiz de memnuniyetlerini dile getiriyorlardı. Güncel durumda Hessen Eyaleti’nde birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar 56 ilkokulda ve beşinci sınıftan altıncı sınıfa kadar 12 karma okulda İslam din dersi veriyorduk.
 
Yani toplamda 68 okulda, sadece bu sene yaklaşık 3.500 çocuğun kalbine dokunmuşuz; onlara kendi dinleri olan İslam’ı yüksek pedagojik ve teolojik standartlar içerisinde anlatmışız. Bunun da ötesinde bu 3.500 çocuk ve ailesinin anayasal haklarını kullanmalarına vesile olmuşuz. Aslında eyalet bakanlığı da dâhil olmak üzere daha düne kadar herkes bir başarı modelinden bahsediyordu diyebiliriz.2013’te İslam din dersi Hessen’de ilk kez verilmeye başladığında sürecin kademe kademe ilerlemesi öngörülüyordu. Yani İslam din dersi önce altıncı sınıflara kadar verilecek, sonrasında da yedinci ve sekizinci sınıflara kadar genişletilecekti.
 
Fakat bu gerçekleşmedi. Yeni öğretim yılında Hessen’de Anayasa’ya uygun ve inanca dayalı bir İslam din dersi ne yazık ki verilmeyecek.Eyalette 2019 yılında yedinci sınıflarda devletin kendisi bir “İslam dersi” veriyor. Yani DİTİB’den açılacak yerin Hessen’de farklı alternatiflerle doldurulması planlanıyor. Müslüman aileler çocuklarını bu derslere gönderir mi sizce?Geçtiğimiz senenin başından itibaren herhangi bir İslami cemaati müdahil etmeden eyalette devlet tarafından yedinci sınıftaki öğrencilere bir deneme olarak “İslam dersi” veriliyor.
 
Bu ders, Müslüman cemaatin onayından geçen bir içeriğe sahip değil. Zaten ders İslam inancına yönelik, o inanca yaklaştırmayı hedefleyen bir ders de değil. Bu alternatifin şimdi eyalette genişletilmesi ve DİTİB Eyalet Birliği ile verilen dersin yerini alması planlanıyor.Biz bu adıma karşı çıkıyoruz. Bunun için de velilerimize ulaşacak ve onları süreçle ilgili bilgilendireceğiz. Çünkü geçtiğimiz süreçte bazı okulların açıklamalarının velilerimiz açısından yanıltıcı olduğunu gördük. Hatta mevcut durumda İslam inancına sahip olmayan öğretmenlerin “İslam dersi” vermesi bile mümkün.
 
Bu nedenle biz durumu velilerimize bildirmekle mükellefiz. Velilerimizi, arkasında iyi bir niyet görmediğimiz bu siyasi kararın uygulanması esnasında, çocuklarını bu yeni model “İslam dersi”ne göndermemeleri konusunda uyaracağız. Mevcut durumda önümüzdeki öğretim yılında verilecek İslam dersleri, DİTİB Eyalet Birliği’nin içeriğine müdahil olmadığı, öğretmenlerine icazetin bizim tarafımızdan verilmediği bir ders olacak. Bu konuda bütün kanallarla velilerimizi bilgilendireceğiz. Tercih elbette velilerimizindir.
 
“DİTİB’e Dair Kuşkuları Gidermek Adına Değişikliklere Gittik”
 
DİTİB Hessen Eyalet Birliği’ne yönelik 2017 yılında üç ayrı bilirkişi raporu hazırlanmıştı. Bu raporların içeriği hakkında bilgi verir misiniz?Türkiye’deki darbe girişiminin ardından Hessen Eyaleti DİTİB Hessen Eyalet Birliği’ni denetlemeye karar verdi ve üç bilirkişi görevlendirdi. Josef Isensee tarafından hukuki bir rapor, Mathias Rohe tarafından İslam bilimi açısından bir rapor, Günter Seufert tarafından ise Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’na dair üç ayrı bilirkişi raporu yayınlandı. Sayın Isensee’nin raporu, daha çok DİTİB’e dair hâkim olumsuz medya algısının şekillendirdiği bir rapordu.Bunun yanında alanında uzman birisi olarak Sayın Rohe’nin günümüz gerçeklerini dikkate alarak dile getirdiği tavsiyeleri uygulamak üzere bir tüzük değişikliğine gittik.
 
Zaten tüzükte de yeri bulunan veliler birliğimizin, kadın ve gençlik birliğimizin konumunu, eyalet birliğimizin demokratik yapısını güçlendirdik. Bu tüzük değişikliğini de eyalet hükümetinin DİTİB’e dair kuşkularını ve hatalı varsayımlarını azaltmak adına yaptık. Bunun dışında bir cemaat kütüğü talebi vardı, bunu güncelleyerekhayata geçirdik. İslam din dersi için bir Eyalet Müdürlüğü atadık, Okul Eğitim Birliği kurduk ve baştan beri bağımsız bir İslam Din Dersi Komisyonu’na sahibiz. Bu komisyon, İslam din dersi öğretmenlerine icazet veren, ders planını, ders kitaplarını onaylayan, ilahiyatçılardan oluşan beş kişilik bir komisyondu.
 
Özetle, bu dersler anayasal zemine uygun şekilde sürsün diye her şeyi yaptık.Bizim eyaletteki Müslüman ebeveynlere karşı bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluğu yerine getirmek ve çocuklarımıza inanca dayalı İslam din dersi sunmak adına her türlü tartışmayı göğüslemeye ve yapımızı güçlendirecek değişiklikleri yapmaya hazırdık. Fakat bana kalırsa Bakanlık açısından siyasi karar belliydi. “Türkiye’nin DİTİB Hessen Eyalet Birliği üzerinde müdahale olanağı var, Türkiye’deki emir-komuta zincirinin buraya etkisi var” gibi bana göre absürt varsayımlarla yola çıkılarak bu karar alınmış oldu.
 
“Siyasi Mercilerin DİTİB’le İlgili Yanılgısı Var”
 
DİTİB’in tarihi, kuruluşu ve yapısı göz önüne alındığında Hessen eyaleti, “DİTİB-Türkiye” ilişkisi konusundaki kabullerinde haksız mı peki?Elbette haksız. Bakın, DİTİB siyaset üstü bir dinî cemaattir. Kimse bizim özümüzden vazgeçmemizi, kökümüzü inkar etmemizi beklemesin. DİTİB Almanya’nın işgücü talebi sonrasında buraya gelip bu ülkenin kalkınmasına katkı sağlayan büyüklerimizin bize emaneti. Fakat bundan yarım asır öncede kalmamış, Almanya’nın bir parçası olmuş, topluma hizmet eden, şeffaf bir dinî cemaat.
 
Almanya’da DİTİB ile Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) 80’lere dayanan bir geçmişi var. DİB ile bizim teolojik işbirliğimiz var. Bizim teolojik kompetansımız DİB ile yapılan bu işbirliğine dayanıyor. Hocalarımız DİB tarafından gönderiliyor, yıllardan beri de Almanya’da olağanüstü hizmetler ediyorlar.Ortada çoktan belli olan siyasi bir karar var. Hessen’deki Müslümanların anayasal hakları da ne yazık ki bu siyasete kurban ediliyor. İslam din dersleri buradaki siyasi çekişmelerin yansıma alanı olmuş durumda.Siyasi mercilerin çok büyük bir yanılgısı var.
 
Onlar mealen şöyle diyorlar: “Siz ne kadar gayret ederseniz edin, ne kadar yapısal reform yaparsanız yapın, sonuçta her şey Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iki kelimesine bağlı.” Özellikle Sayın Isensee tarafından hazırlanan bilirkişi raporundan çıkan varsayım bu. Bu, buradaki Müslüman cemaati Sayın Erdoğan’ın kolordusu gibi gören, çok absürt, hatalı bir yaklaşım. Bununla birlikte Sayın Rohe’nin de raporunda belirttiği gibi, DİTİB’in siyaset yapmadığı, siyasete alet de olmadığı gerçeği görmezden geliniyor.Ben bu durumu şöyle yorumluyorum: Bence ortada çoktan belli olan siyasi bir karar var. Hessen’deki Müslümanların anayasal hakları da ne yazık ki bu siyasete kurban ediliyor. İslam din dersleri buradaki siyasi çekişmelerin yansıma alanı olmuş durumda.Peki bundan sonraki süreçte DİTİB Hessen Eyalet Birliği ne yapmayı planlıyor?Hessen Eğitim Bakanlığı bize göre hatalı bir karar aldı.
 
Biz de bu ülkenin vatandaşları olarak bu karara yönelik hukuki süreç başlatacağız. Devlet Kilise Hukuku ve Anayasa Hukuku uzmanlarıyla istişarelerimiz sürüyor. Okullarda birinci sınıftan altıncı sınıfa kadar inanca dayalı İslam din dersini devam ettirmek adına mahkemeye başvuracağız.Burada aslında konu bir kurum olarak “DİTİB” de değil. Bu mevzu önce bu ülkenin Müslümanlarını, sonra da anayasal gerekliliklerini ilgilendiren temel bir mevzu. Ben bu ülkenin vatandaşıyım, burada doğdum, burada büyüdüm. Bu ülkenin anayasasının korunması benim de vazifem. Bu sorumlulukla hareket edeceğiz. Umarım demokrasi ve eşitlikten yana olanlar, özellikle de Müslüman velilerimiz bu hususta duyarlı olur ve bu hatalı uygulamayı kabul etmezler.
 
KAYNAK: PERSPEKTİF Dergisi

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Londra'da sokağa çıkma kısıtlamalarına karşı gösteri düzenlendi

Cts May 16 , 2020
- Polis, aralarında eski ana muhalefet liderinin kardeşi Piers Corbyn'in de olduğu 6 eylemciyi gözaltına aldı

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump