CHP Sözcüsü Öztrak, gündemi değerlendirdi:

ANKARA (AA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, İzmir'deki cami hoparlöründen müzik yayınına ilişkin, "Bunlar, ülkemizi karıştırmaya yönelik ahmakça provokasyonlardır. Yapanlar, mutlaka adalet önüne çıkarılmalıdır. İnanç istismarına yaslanan gerçek ötesi siyaset, son derece tehlikeli bir oyundur." dedi.

Öztrak, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Bu yıl ki Gençlik Haftası'nın da sonuna geldiklerini hatırlatan Öztrak, 19 Mayıs 1919'un kurtuluşa ve kuruluşa giden yolda atılan ilk adım olduğunu söyledi.

Bu yolun menzilinde belirlenen hedefin, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmak olduğunu ve Mustafa Kemal Atatürk'ün "Bütün ümidim gençliktedir" dediğini aktaran Öztrak, "Ancak ümidimiz olan gençlik bugün çok büyük sıkıntılar içinde. Gençlerimiz işsiz ve daha da vahimi, ülkemizin ümidi olan gençlerimiz ümitsiz." ifadesini kullandı.

Sosyal Demokrasi Vakfının bu hafta önemli bir araştırma yayımladığını bildiren Öztrak, buna göre, Türkiye genelinde gençlerin yüzde 70’inin ailesinden destek almadan yaşama tutunamadığını dile getirdi. Araştırmaya göre, her dört gençten birinin işinin olmadığına dikkati çeken Öztrak, "20-29 yaş arasındaki her 100 gencimizden 37'si ne eğitimde ne de işte. Evde oturuyor. Gençlerimiz ülkelerinin dışında yaşamak istiyor. Türkiye genelinde her 100 gençten 62'si kendine yurt dışında bir gelecek kurmak istiyor." diye konuştu.

Türkiye'nin stratejik üstünlüğünün genç nüfusu olduğunu belirten Öztrak, gençlerin gelecekten umudunu kesmesi durumunda bunun bedelinin de vebalinin de çok ağır olacağını söyledi.

Öztrak, şöyle devam etti:

"Peki, 18 yıldır ülkeyi yönetenler durumun ciddiyetinin farkında mı? Hayır. Onlar suni krizler çıkarıp, CHP’ye hakaret etmekten başka bir şey düşünmüyor. Cumhurbaşkanı makamında oturan şahıs, gençlerin sorunlarını çözmek yerine gençlerimizi hedef gösteriyor. Vefa Destek Grubunda da çalışan Adana Yüreğir İlçe Gençlik Kolları Başkanımız Eren Yıldırım'ın Vefa Destek Gruplarına saldırdığını söylüyor. Ama hep söylüyoruz, gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Dün AK Parti Genel Başkanının yazdığı terör hikayesinin gerçek görüntüleri ortaya çıktı. Kaymakamın koruması olduğu söylenen bir şahıs, 'Bunlar nereye gidiyor?' diye soran Gençlik Kolu Başkanımıza silah çekip, ağzına mermi de sürerek, annesinin ve ailesinin yanında tehdit ediyor. Bu memlekette soru soran halka, kaymakam korumaları silah çekecekse vay bu ülkenin haline. Çıkan görüntülerden sonra yalanlarıyla ortalığı karıştıranların milletimize bir özür, Eren'e ise özgürlük borcu vardır."

– İzmir'deki müzik yayını

İzmir Müftülüğünün, merkezi ses sistemi frekansına girilerek kentteki bazı camilerin hoparlörlerinden müzik yayını yapılmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Öztrak, dün İzmir'de yeni bir dizi ajitasyonla karşılaştıklarını söyledi.

İki ayrı caminin ses sisteminden müzik yayını yapıldığını aktaran Öztrak, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"İl Başkanımız cami hoparlöründen müzik çaldırılmasının sorumlularının yakalanması için derhal suç duyurusunda bulundu. Sarayın bakanları ise sosyal medyada bu olayı köpürtme yarışına girdi. Bu sabah da kervana, atama Meclis Başkanı katıldı. Beyefendi siz provokasyonu köpürtme makamı değil, itidal makamısınız. Açık konuşayım. Bu olay, ilk değildir. Daha önce de Ağrı'da cami minarelerinden sarayın seçim müziği 'Dombra' çalınmıştır. O zaman bu Bakanlar, bu Meclis Başkanı neredeydi? Biz bu olayları hep kınadık, bundan sonrada kınamaya ve takip etmeye devam edeceğiz. Bunlar, ülkemizi karıştırmaya yönelik ahmakça provokasyonlardır. Yapanlar, mutlaka adalet önüne çıkarılmalıdır. İnanç istismarına yaslanan gerçek ötesi siyaset, son derece tehlikeli bir oyundur. Kabataş yalanı üzerinden milleti kışkırtmaya çalışanlar unutulmamıştır. Geçmişte benzer kışkırtmalar sonucunda yaşadığımız acı olayların izi, bu milletin vicdanında kanayan bir yaradır."

Her gün "deli saçması suni krizlerle ve komplo senaryoları" ile milletin gerçek sorunlarının üstünün örtülmeye çalışıldığını iddia eden Öztrak, "Biz, yapılan edepsizliklerin elbette peşine takılmayacağız. Ama önce mahkemelerde hakkımızı arayacağız. Sonrada bu yapılanları gören sağduyulu milletimizin hakemliğine güveneceğiz." ifadesini kullandı.

Salgın nedeniyle bu yıl üniversiteyi bitirecek gençlerin bırakın iş bulmayı, iş aramaya cesaret bile edemediği bir döneme girildiğini savunan Öztrak, araştırmacıların, bu yıl Türkiye'de, yaklaşık 2,5 milyon çalışanın işinden olacağını tahmin ettiğini belirtti.

Bunun ardından yoksulluğun çığ gibi artacağını, 18 yıldır darbe üstüne darbe yiyen orta sınıfın tamamen yok olmayla karşı karşıya kalacağını aktaran Faik Öztrak, "Ama damat Bakan hala işin ciddiyetinin farkında değil. Dün yine Sarayın harikalar dünyasından memleketi nasıl göründüğünü anlattı. Türkiye ekonomisinin, tüm dünyanın gördüğü, alarm veren durumu Saraydan görülmüyor." değerlendirmesini yaptı.

İnsanların iftardan sonra "Artık yemek alırım" diye sokaklarda bağırdığını ve tam bir toplumsal travma yaşandığını ileri süren Faik Öztrak, şöyle konuştu:

"Damat, her gün açık artırmaya çıkıp, 'millete şu kadar para dağıttık, bir de çarptık mı bu kadar oluyor' deyip duruyor. Geçen gün iş adamlarıyla yaptığı toplantıda, salgında verdikleri destek tutarının 252 milyar lirayı bulduğunu, çarpan etkisiyle de bunun 600 milyarı aştığını söyledi. Ama aynı saray hükümetinin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı ise bu salgın döneminde millete karşılıksız gelir desteği olarak, bütçeden sadece 5,5 milyar lira dağıtıldığını söylüyor. 600 milyar nerede 5,5 milyar nerede? Bu ülkede 23 milyon 596 bin aile var. 600 milyarı her bir aileye bölüştürsek, aile başına 25 bin 428 lira yapar. Şimdi ben buradan milletimize bir çağrıda bulunmak istiyorum. Aziz milletim, senin ve ailenin hakkı olan 25 bin 428 liranın peşini bırakma. 25 bin 428 liranı damattan mutlaka iste. Vermiyorlar mı? O zaman hiç vakit kaybetmeyeceksin, derhal alacak davası açacaksın. Şu salgın döneminde geçilmeyen köprü, yol, tünel, inmeyen, kalkmayan uçak, yatılmayan hastane yatağı için milyarlarca doları yandaşlarına tıkır tıkır ödüyorlar mı? Ödüyorlar. O zaman senin ve ailenin hakkı olan 25 bin 428 lirayı da ödeyecekler. Ödemiyorlar mı, sen de vakti saati geldiğinde cin olup adam çarpmaya çalışanlara sandıkta hesap sor."

Hükümetin daha önce Katar ile 5 milyar dolarlık bir swap anlaşması yaptığını şimdi ise bu rakamı 15 milyar dolara çıkardığını anımsatan Öztrak, "Kağıt üstünde dolar ama kasadaki Katar Riyali. Yani doğan görünümlü şahin. Şahin bile değil, serçe. Güya bu paraları ikili ticarette kullanacakmışız. Katar ile 15 milyar dolarlık ticaret yapıyor muyuz? Hayır. Yani ticaret işin bahanesi. Bu Katar Riyalini dolara çevirip, borç ödemelerinde kullanabiliyor muyuz? Hayır. Ya da riyalleri başka ülkelerden ithalat yaparken kullanabiliyor muyuz? O da hayır. Peki, ne için kullanıyoruz? Merkez Bankası bilançosunu makyajlamak için. Yani yine pansuman, yine aspirin tedavisi." iddiasında bulundu.

Döviz rezervlerinin güneş görmüş kar gibi eridiğini savunan Öztrak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın buna karşın "Ülkeden döviz kaçıranlara merhamet göstermeyeceğiz" dediğini aktardı.

Öztrak, "Sayın Erdoğan, sayenizde milletin hali ortada. Damadınızla beraber milleti kuru soğana muhtaç ettiniz. Millete bırakın doları, cebinde 5 kuruş bırakmadınız. Ülkeden döviz kaçıran varsa onlar da sizin yandaşlarınız." dedi.

"Önceki 57 hükümetin verdiği dış ticaret açığını, siz ve sizin hükümetleriniz 17 yılda dörde katladı. Devri hükümetlerinizde samanı bile ithal eden ülke haline geldik." diyen Öztrak, şöyle devam etti:

"Korona krizinden sonra dünyada ortaya yeni fırsatlar çıkacak, çıkıyor ama bu yönetim anlayışıyla siz geçmiştekileri nasıl kaçırdıysanız, bu fırsatları da kaçıracaksınız. Size ilk günden bu yana 'Bütüncül, tutarlı, güven verecek bir program hazırlayın' deyip duruyoruz. Yetmiyor, öneriler getiriyoruz. Yol gösteriyoruz. Daha hafta başında Sayın Genel Başkanımız 16 maddelik bir programı kamuoyuyla paylaştı. Neden yeni bir bütçeye, yeni bir programa ihtiyaç olduğunu gerekçeleriyle ortaya koydu. Dünyanın hangi ülkesinde muhalefet reçete yazıp, hükümete verir? Hiçbir siyasi parti bu kadar olgun davranmaz. Ama ne yapalım? Biz milletimizi çok seviyoruz. Milletimizin aşı, işi daha fazla küçülmesin istiyoruz. Yine belediye başkanlarımız, Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla milleti yalnız bırakmamak için canla başla çalışıyor.

Bu salgın ve yaşanan kriz milletimiz nezdinde bir turnusol kağıdı işlevi görmüştür. CHP, gerek hazırladığı program ve politikalarla gerekse yönettiği belediyelerin performansıyla iktidara hazır olduğunu hamdolsun ispat etmektedir."

Faik Öztrak, ramazan ayında edilen duaların kabul olmasını temenni ederken, vatandaşların Ramazan Bayramını da kutladı.

Öztrak, "Ramazan Bayramımızı da sokağa çıkma yasağı varken kutlayacağız. Salgın henüz tam kontrol altına alınmış değil. Vatandaşlarımızın ihtiyatı elden bırakmadan, kurallara uyarak, sevdikleriyle kalben bayramlaşmalarını hassaten rica ediyoruz." diye konuştu.

– CHP'nin infaz düzenlemesiyle ilgili kırmızı çizgileri

Öztrak, açıklamalarının ardından soruları da yanıtladı.

CHP'nin infaz düzenlemesini ne zaman Anayasa Mahkemesine götüreceği ve düzenlemeyle ilgili kırmızı çizgisi sorulan Öztrak, usul yönünden başvurularını yaptıklarını şimdi de esas yönünden başvuru yapacaklarını bildirdi.

Bu konuda kırmızı çizgilerinin çok açık olduğunu dile getiren Öztrak, şunları söyledi:

"Biz, teröristlerin, eli kanlı katillerin, kadınlara şiddet uygulayanların, çocuk tacizcilerinin hiçbir şekilde bir affa uğramasını istemiyoruz. Anayasa Mahkemesine vereceğimiz dilekçemizde de bunu belirteceğiz. Ama şunu istiyoruz, haksız ve adaletsiz bir biçimde TBMM'den geçen yasayla iktidarın kendi yandaşlarını serbest bırakırken kendisine muhalif olanları içeride tutmasını da hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değil. Onlar için adalet anlayışımızı sonuna kadar sürdüreceğiz."

Kemal Kılıçdaroğlu'nun 19 Mayıs günü Anıtkabir ziyareti hatırlatılarak, "Genel Başkanın bekletilmesi sonrasında, bugün Sayın Kılıçdaroğlu'nun bir haber ajansı da dahil edilerek parti içinden komplo iddiaları gündeme getirildi. Yorumunuz nedir?" sorusuna Öztrak, "Siz, bizim Genel Başkanımızın ağızından bir kere dahi, 'aldatıldık Allah affetsin' lafını duydunuz mu? Bizim Genel Başkanımız yetişme tarzı itibarıyla da bu ülkede kumpas kurulabilecek son Genel Başkandır. Hiçbir şekilde ne partimize, ne genel başkanımıza kumpas kurulamaz. Biz bu konularda şerbetliyiz." yanıtını verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Konyaspor, günü tek antrenmanla değerlendirdi

Cum May 22 , 2020
KONYA (AA) – Süper Lig ekibi İttifak Holding Konyaspor, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle verilen arada hazırlıklarına devam etti. Kulübün internet sitesinden yapılan açıklamaya göre Kayacık Tesisleri'nde teknik direktör Bülent Korkmaz ve yardımcı antrenörler yönetiminde gerçekleştirilen antrenman yaklaşık 1,5 saat sürdü. Koşu ve ısınma hareketleriyle başlayan idman, pas çalışmasının […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyelinin en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Günlük basılı veya TV reklamları sadece belirli bir kesime, bölgeye, sınırlı sayıda ve belirli saniyelerde görülür ve o saniye unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle Markanızı, İşyerinizi EUTURKHABER'de değerlendirin. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yaparak ve sizi doğrudan firmanıza yönlendirerek sizi arayan potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump