GÖRÜŞ / Gelişen bir siber aktör olarak İran’ın stratejik operasyonları

İran’ın Kovid-19 döneminde küresel siber etkinliğini artırdığı görülüyor. Bu dönemde ABD, İsrail gibi devletlerin yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar da İran kaynaklı siber saldırıların hedefi oldu.

Ersin Çahmutoğlu   |22.05.2020
GÖRÜŞ - Gelişen bir siber aktör olarak İran’ın stratejik operasyonları

İstanbul

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını süresince küresel anlamda yükseliş eğiliminde olan siber saldırılar, başta devlet destekli organizasyonlar olmak üzere “hacktivistler” ve siber suçlular için kullanışlı bir yönteme dönüştü. Çoğunlukla ekonomik, askerî ve siyasi motivasyonlarla gerçekleştirilen bu saldırılar günümüzde devletler tarafından siber casusluk amaçlı da kullanılıyor.

Devlet destekli siber operasyonlar denince akla ilk gelen ülkelerden biri olan İran’ın da Kovid-19 döneminde küresel siber etkinliğini artırdığı görülüyor. Özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Kasım Süleymani’nin Ocak ayında ABD’nin hava saldırısıyla öldürülmesinin akabinde İran’ın siber saldırılara daha çok önem verdiğini söylemek mümkün. İran’ın bu tutumu, Kovid-19 salgını döneminde şiddetini artırdı ve ABD, İsrail gibi devletlerin yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gibi uluslararası kuruluşlar da İran kaynaklı siber saldırıların hedefi oldu. Bu tarz siber saldırılara ilaveten Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal medya platformları üzerinden yürütülen bilgi operasyonları da İran’ın sıklıkla başvurduğu saldırı yöntemlerinden biri olmaya devam ediyor.

İran-İsrail cephesinde siber savaş sesleri

Siber uzayda savunmadan ziyade saldırgan tutum sergileyen İran, “Stuxnet” adı verilen zararlı yazılımın saldırılarını yaşadığı günlerden beri, ABD ve İsrail gibi devletleri neredeyse temel hedef haline getirdi. ABD ve İsrail kaynaklı olduğu bilinen Stuxnet Operasyonu’nun da etkisiyle İran, uzun zamandır siyasi anlamda zaten mevcut olan ABD-İsrail karşıtlığını artık siber uzayda da sürdürüyor. Siyasi çatışmanın siber uzaydaki yansıması da siber saldırılar olarak karşımıza çıkıyor. Bu kapsamda yürütülen siber saldırıların sonuncusunun geçtiğimiz günlerde yaşandığı haberlere yansımıştı.

Devletleri hedef alan İran kaynaklı siber saldırıların yanı sıra, küresel Kovid-19 pandemisini fırsat bilen siber tehdit aktörlerinin yaptığı gibi, veri elde etme (siber casusluk) amaçlı siber saldırılar da gerçekleşiyor. Birçok siber tehdit aktörü küresel panik ortamından faydalanarak çoğunlukla e-posta ilintili saldırı yöntemleri kullanıyor. Dünyada birçok devletin yanı sıra devlet dışı uluslararası aktörün de bu saldırı kampanyalarından zarar gördüğü biliniyor.

Fox News televizyonunun 7 Mayıs tarihli haberine göre, İran ABD sunucularını kullanarak İsrail’in kritik altyapılarından biri olan, belirli bölgelere su taşıyan ve arıtan tesislerine siber saldırılar gerçekleştirdi. [1] Siber saldırıları doğrulayan İsrailli üst düzey yetkililer, bunun başarısız bir operasyon olduğunu, ancak beklenmedik bir şekilde gerçekleştiğini ve bundan dolayı gelecek saldırılar konusunda endişe duyduklarını belirtti. [2]

Saldırıdan sonra gelen tepkilere geçmeden önce, Fox News’ün haberindeki bir noktaya dikkat çekmekte fayda var. Fox News saldırının ABD sunucularının kullanılarak gerçekleştiğini belirtiyor. Teknik bir konu olmasından dolayı burada çok fazla detaya girmek gerekmeyebilir, ancak belirtilmelidir ki günümüzde birçok siber saldırı, hatta kullanılan internet hizmetleri, büyük oranda ABD sunucuları üzerinden gerçekleştiriliyor. Dünyada siber saldırıların çoğu, örneğin DDoS saldırıları da bu tarz sunucuları kullanıyor. VPN gibi araçlarla da saldırının kaynağı/konumu maskelenebiliyor. Fox News’ün “ABD sunucuları” vurgusunun üstünde durmak önemsiz görünebilir, fakat bunun epey hatalı bir ifade olduğunu belirtmek gerekiyor.

Saldırıya İsrail’in tepkisine gelince, öncelikle çok sert bir tepki vermediği söylenebilir. İsrail güvenlik kabinesi söz konusu saldırının ardından bir toplantı düzenledi. Buna göre, yetkililer siber saldırının çok kritik bir eylem olduğunu ve kırmızı çizgiyi aşan bu eylemin sivil bir hedefe yönelik olmasının endişelere yol açtığını, bunun savaş zamanında bile yapılmayan, savaşın kodlarına aykırı bir eylem olduğunu bildirdi. [3]

İran kaynaklı olduğu iddia edilen bu saldırı hakkında İran resmi makamlarından herhangi bir açıklama gelmedi. Zaten bugüne kadar bu tür siber saldırılardan sonra, suçlanan devletlerden kabule ya da redde yorulabilecek neredeyse hiçbir açıklama gelmiyor. İsrail bir süredir İran’ı siber saldırılar konusunda zaten suçluyor ve temel hedeflerden birinin İran olduğunu belirtiyordu. İran’ın yaptığı iddia edilen bu eylemden sonra İsrail’in nasıl bir karşılık vereceği de şimdilik belirsiz. Karşı bir misilleme olup olmayacağı halen tartışılıyor. Hatta 10 Mayıs akşamı İran’da meydana gelen tatbikat kazasını, bir ihtimal misilleme kapsamında değerlendirenler de mevcut.

Teknik olarak böyle bir saldırı elbette mümkün. Nitekim geçtiğimiz yıl İran’ın füze ve radarlarının kontrol edildiği sistemlere ABD tarafından siber saldırı yapıldığına dair bilgiler haberlere yansımıştı. [4] Söz konusu tatbikata gelince; Cemaran firkateyni, Konarek lojistik destek gemisini yanlışlıkla Nur gemi-savar füzesiyle vurmuştu. Füze sistemi uluslararası internet ağına bağlı olmayıp sadece yerel ağla iletişimde olsa da yerel ağlara sızmanın günümüzde mümkün olduğunu da belirtmek gerekiyor. Siyasi karar alıcılar ve birtakım çevreler için bu imkânsız gibi görünebilir, fakat siber uzayda “imkânsız” kelimesi çok iddialı kabul edilir. Hackerlar ya da siber tehdit aktörleri siber uzayda çoğu kez imkânsız denileni gerçekleştirmiştir.

Nisan ayının sonlarında su altyapı sistemlerine saldıranın İran olduğunu tespit ettikten yaklaşık 10 gün sonra, İsrail’in İran’a bir siber misilleme yapmış olabileceği konusu tartışmaya açık. Fakat birkaç gün önce çıkan haberler, böyle bir ihtimalin zor da olsa gerçekleşmesinin mümkün olabileceğine işaret ediyor. İran Limanlar ve Denizcilik Teşkilatı Genel Müdürü Muhammed Rastad, Hürmüz boğazındaki İran liman ve deniz işletmelerine ait sistemlere siber saldırılar yapıldığını açıkladı. [5] Kaynağı bilinmeyen bu saldırının başarısızlıkla sonuçlandığı, ciddi sorunlara neden olmadığı, yalnızca bazı özel işletim sistemlerine sızma ve zarar verme şeklinde bir operasyonun söz konusu olduğu belirtiliyor. Bu noktada, siber saldırının gerçekleştiği sistemlerin bulunduğu yer ile tatbikat kazasının gerçekleştiği yerin aynı olması, yani Hürmüz boğazı olması dikkat çekiyor.

İran ile İsrail arasındaki siber çatışmanın şimdilik son perdesini ise Perşembe günü İsrail’in binlerce web sitesine yapılan siber saldırılar teşkil etti. [6] Kendilerine “Hackers of Savior” adı veren grup, saldırdığı web sitelerinin içeriğini değiştirerek İsrail’i hedef alan bir video yayınladı. Söz konusu videoda yer alan mesajlarda ise Filistin’de öldürülen ve yerlerinden edilen insanlara karşı işlenen suçların sorumlusu olan İsrail’in yakında yok edileceği ifade ediliyor. Yaklaşan Kudüs Günü etkinlikleri üzerine böyle bir saldırının planlanması akıllara her ne kadar İran devletini getirse de aslında bunun bir hacktivist saldırısı, yani küresel organize hacker gruplarının girişimi olduğunu söyleyebiliriz.

Facebook’un açıklamasına göre, İran İslam Cumhuriyeti Yayın Kurumu (IRIB) ile bağlantılı olduğu tespit edilen bu operasyonların sonucunda, yüzlerce Facebook ve Instagram hesabı, sayfalar ve gruplar silindi. [10] Operasyonun küresel alana yayıldığı, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin yanı sıra pek çok Afrika ülkesinin de hedef alındığı belirtiliyor. Bu bağlamda, 2012 yılında ABD’li Cumhuriyetçileri hedef alan paylaşımlardan İsrail ve Suudi Arabistan’ı hedef alan karikatür paylaşımlarına, İskoçya bağımsızlık referandumu hakkındaki paylaşımlardan İran devlet propagandası yapan paylaşımlara kadar, geniş çerçevede bir bilgi operasyonundan söz ediliyor.

İran’ın Kovid-19 temalı siber operasyonları

Devletleri hedef alan İran kaynaklı siber saldırıların yanı sıra, küresel Kovid-19 pandemisini fırsat bilen siber tehdit aktörlerinin yaptığı gibi, veri elde etme (siber casusluk) amaçlı siber saldırılar da gerçekleşiyor. Birçok siber tehdit aktörü küresel panik ortamından faydalanarak çoğunlukla e-posta ilintili saldırı yöntemleri kullanıyor. Dünyada birçok devletin yanı sıra devlet dışı uluslararası aktörün de bu saldırı kampanyalarından zarar gördüğü biliniyor.

Bu kapsamda basına yansıyan haberlerden biri de ilaç şirketlerinin İran kaynaklı siber saldırılarla hedef alınmasıydı. İranlı hackerların, Kovid-19 için aşı geliştirdiği söylenen Amerikan ilaç ar-ge şirketi Gilead’a siber saldırı gerçekleştirdiği tespit edildi. [7] Şirketin üst seviye yöneticilerine gazetecileri taklit eden e-mailler göndermek suretiyle saldıran hackerların ne tür bir zayiata neden olduğu bilinmiyor. Geçmişte İran’a atfedilen siber saldırılarla kıyaslandığında, bu saldırıyla benzer bir altyapıyı kullanan Charming Kitten APT grubunun şüpheli aktör olarak göze çarptığı da ayrıca ifade ediliyor. İsmi “sevimli yavru kedi” anlamına gelen Charming Kitten yaklaşık yedi yıldan bu yana aktif olarak çalışan APT (advanced persistent threat [gelişmiş kalıcı tehdit]) gruplarından biri. Söz konusu grup İranlı muhalifleri, akademisyenleri, gazetecileri ve insan hakları aktivistlerini hedef alıyor. Birçok siber güvenlik şirketinin teknik raporlarında, Charming Kitten APT grubunun İran istihbarat servisleriyle bağlantılı olduğu ve ABD, İngiltere ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde çoğunlukla medyayı, akademiyi ve düşünce kuruluşlarını hedef aldığı da söyleniyor.

ABD’li ilaç şirketinin dışında, geçtiğimiz Nisan ayında DSÖ’ye de İran devlet destekli hackerlar tarafından saldırılar yapıldığı ortaya çıktı. [8] Gazeteci, düşünce kuruluşu çalışanı gibi kimlikleri taklit eden hackerlar, Kovid-19’la ilgili gibi görünen sahte eklentili e-postalarla DSÖ çalışanlarını hedef aldı. Teknik incelemeler, bu aktörün de Charming Kitten olabileceğini söylüyor. DSÖ yetkilileri saldırının kaynağı konusunda net bilgi vermediler ancak devlet destekli bir organizasyon olduğuna inandıklarını belirttiler.

Kovid-19 temalı olmayan, ancak kayda değer öneme sahip son APT saldırısından da bahsetmek gerekiyor: Geçtiğimiz günlerde İran devlet destekli APT39 (diğer adıyla Chafer) grubunun Kuveyt ve Suudi Arabistan’a siber casusluk operasyonları düzenlediği tespit edildi [9]. Yaklaşık altı yıldan bu yana aktif olduğu bilinen bu tehdit aktörü, siber alanda istihbarat aktivitelerine ağırlık veriyor. Daha çok hava taşımacılığını ve bazı hükümet kurumlarını hedef alan bu son saldırının da siber casusluk kapsamında keşif ve veri sızdırma amacıyla yapıldığı düşünülüyor.

Dijital ortamın, diğer deyişle siber uzayın, klasik siber saldırı yöntemlerinin yanı sıra İran tarafından adeta savaş/harekât alanı olarak kabul eden bir anlayışla kullanılması dikkat çekici. Gelecek dönemlerde siber uzayda meydana gelebilecek İran kaynaklı her türlü eylem de bu konsept çerçevesinde olacaktır. Kovid-19 sürecini fırsat bilen ve bundan yararlanmak isteyen birçok devlet gibi İran da faaliyetlerini sürdürecektir. Buradan elde edeceği birikim ve yetenek de gelecek projeksiyonuna katkı sağlayacaktır.

İran’ın bilgi operasyonları

İran kaynaklı siber saldırı operasyonlarının yanı sıra, bilgi savaşları kapsamındaki operasyonlar da söz konusu. İran devlet merkezli bilgi operasyonları (sosyal medya araçları ve bazı web siteleri dâhil olmak üzere) çeşitli dijital ortamlar üzerinden yapılıyor. Bunlara örnek olarak, İran’ın 2011 yılından bu yana Twitter ve Facebook gibi platformlarda devam eden bilgi operasyonları, sosyal ağları analiz eden Graphika şirketi tarafından tespit edilmişti.

Facebook’un açıklamasına göre, İran İslam Cumhuriyeti Yayın Kurumu (IRIB) ile bağlantılı olduğu tespit edilen bu operasyonların sonucunda, yüzlerce Facebook ve Instagram hesabı, sayfalar ve gruplar silindi. [10] Operasyonun küresel alana yayıldığı, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin yanı sıra pek çok Afrika ülkesinin de hedef alındığı belirtiliyor. Bu bağlamda, 2012 yılında ABD’li Cumhuriyetçileri hedef alan paylaşımlardan İsrail ve Suudi Arabistan’ı hedef alan karikatür paylaşımlarına, İskoçya bağımsızlık referandumu hakkındaki paylaşımlardan İran devlet propagandası yapan paylaşımlara kadar, geniş çerçevede bir bilgi operasyonundan söz ediliyor.

İran’ın buna benzer operasyonlarından biri de geçtiğimiz Şubat ayında tespit edilmişti: Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından Instagram üzerinden yürütülen kampanyada Süleymani’yi öven yoğun paylaşımlar yapılmıştı. Geçtiğimiz Nisan ayına kadar devam ettiği görülen ve ilerleyen dönemlerde de devam edecek olan bu bilgi operasyonları yeni nesil savaşa, yani hibrit savaşa örnek teşkil ediyor.

Diğer taraftan, Twitter’ın geçtiğimiz Mart ayında Devrim Rehberi Ali Hameney’in 4 farklı dildeki resmi hesaplarını bir süreliğine kapattığını da belirtmek gerekiyor. Twitter yetkilileri neden böyle bir eylemde bulunduklarını açıklamadılar. Fakat o günlerde, İran yönetimine muhalif olduğu düşünülen birtakım Twitter hesaplarının, Hameney’i ve İran devletini hedef alan paylaşımlarla birlikte şikâyette bulunmaları, muhtemel neden olabilir.

İran’ın dijital kalesi ne kadar etkili?

“Örtülü kamu diplomasisi” olarak nitelendirilen bu bilgi operasyonları, İran’ın siber uzayın imkanlarını ne şekilde kullandığını gösteriyor. Dijital ortamın, diğer deyişle siber uzayın, klasik siber saldırı yöntemlerinin yanı sıra İran tarafından adeta savaş/harekât alanı olarak kabul eden bir anlayışla kullanılması dikkat çekici. Gelecek dönemlerde siber uzayda meydana gelebilecek İran kaynaklı her türlü eylem de bu konsept çerçevesinde olacaktır. Kovid-19 sürecini fırsat bilen ve bundan yararlanmak isteyen birçok devlet gibi İran da faaliyetlerini sürdürecektir. Buradan elde edeceği birikim ve yetenek de gelecek projeksiyonuna katkı sağlayacaktır.

Son olarak, İran’ın siber savunmaya dair önemli bir çalışmasından bahsetmekte fayda var: 2019 yılının Mayıs ayında İran Dijital Kale (Dejfa) adında bir ulusal siber güvenlik duvarı inşa etti. Bu “sanal duvar” ile İran kritik altyapılarına ve kamu kurumlarına yönelik saldırıları tespit edip bunlara karşı koruyucu kalkan oluşturmayı amaçlıyor. Bu güvenlik duvarının inşası, İran’ın ulusal bilgi ağının siber güvenliğini sağlamak adına önemli bir stratejik çalışma. Ulusal bilgi ağı, İran’ı uluslararası internet alanından bağımsız hale getiren yerel bir ağ. Bu tür faaliyetlerle, tıpkı Çin’in yaptığı (“Büyük Güvenlik Duvarı” olarak da bilinen) “Altın Kalkan” ya da Rusya’nın yaptığı RuNet gibi ulusal dijital kalkan oluşturan İran’ın, özellikle ABD ve İsrail kaynaklı siber tehditlerle başa çıkıp çıkamayacağı merak ediliyor.

[Siber güvenlik alanında istihbarat ve devlet destekli siber aktiviteler konularında çalışmalar yapan Ersin Çahmutoğlu İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Güvenlik Araştırmaları masasında görev yapmaktadır]

GÖRÜŞ başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir

[1] https://twitter.com/TreyYingst/status/1258344029617557504

[2] https://www.washingtonpost.com/national-security/intelligence-officials-say-attempted-cyberattack-on-israeli-water-utilities-linked-to-iran/2020/05/08/f9ab0d78-9157-11ea-9e23-6914ee410a5f_story.html

[3] https://www.axios.com/israeli-security-iranian-cyberattack-c9218bc3-9819-4de4-8097-9d19a9437d8a.html

[4] https://www.nytimes.com/2019/06/22/us/politics/us-iran-cyber-attacks.html

[5] https://www.ilna.news/Section-politics-3/912249-iran-official-explained-the-details-of-the-recent-cyber-attack

[6] https://www.jpost.com/israel-news/cyberattack-replaces-multiple-israeli-websites-with-anti-israel-message-628787

[7] https://www.reuters.com/article/us-healthcare-coronavirus-gilead-iran-ex/exclusive-iran-linked-hackers-recently-targeted-coronavirus-drugmaker-gilead-sources-idUSKBN22K2EV

[8] https://www.bloomberg.com/news/articles/2020-05-07/hackers-target-who-by-posing-as-think-tank-broadcaster

[9] https://www.bitdefender.com/files/News/CaseStudies/study/332/Bitdefender-Whitepaper-Chafer-creat4491-en-EN-interactive.pdf

[10] https://about.fb.com/news/2020/05/april-cib-report/

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

60 saniyede bugün (24 Mayıs 2020)

Pts May 25 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email    60 saniyede bugün (24 Mayıs 2020)

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump