Pandeminin Çin-Batı ilişkilerine etkisi ve Türkiye

Avrupa ülkelerinin ABD ile Çin arasında yatıştırıcı güç olma yaklaşımından giderek uzaklaşması ve Çin’e yönelik derin endişelerinin ortaya çıkması, Türkiye’nin çok boyutlu dış politikası için bir alan açıyor.

Dr. Ümit Alperen   |28.05.2020
Pandeminin Çin-Batı ilişkilerine etkisi ve Türkiye

İstanbul

2019’da yoğunlaşan Çin-ABD rekabeti yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisiyle yeni bir sürece giriyor. Her ne kadar Pekin yönetimi salgını kontrol altına almış, küresel ve ulusal düzeyde imajını ve ilişkileri yeniden inşa etme sürecini başlatmış olsa da bu sürecin Şi Cinping yönetiminin istediği şekilde yürümediği/yürümeyeceği ve Çin ile ABD liderliğindeki Batı arasında sorunların artmasında katalizör işlevi göreceği anlaşılıyor.

ABD’de Donald Trump yönetimi, iktidarının ilk yıllarında Avrupa Birliği’ni (AB) ve Rusya’yı Çin’e karşı mobilize etme isteğindeydi. Fakat Rusya’nın Çin’e karşı mobilize olmasının (tersine Kissinger etkisi) o dönemin konjonktüründeki irrasyonelliği ortadaydı. Batı ittifakı içinde de bu söylemi ve tek taraflı politikaları, potansiyel birlikte hareket etme motivasyonunu yok etmişti. [1] Fakat salgınla birlikte Avrupa ekseninden Çin’e daha açık eleştiriler gelmeye başladı; dolayısıyla Avrupa’dan ABD ile birlikte hareket etme eğiliminin sinyalleri geliyor. Özellikle Trump döneminde ABD-AB arasında küresel işbirliği konusunda yaşanan ayrılık, Çin’in küresel düzeyde oyun alanını hem Avrupa’da hem de Asya-Pasifik’te genişletti. Trump’ın Çin bağlamındaki sert söylemleri ve politikaları, kendi içinde de ciddi sıkıntılar yaşayan AB’deki büyük güçleri, bağımsız olarak Çin-ABD ilişkilerinde “yatıştırıcı/aracı güç” olmaya zorlamaktaydı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Kasım 2019’daki Pekin ziyaretinde kendisini AB’nin Çin elçisi olarak tanıtmıştı. [2] Macron’un NATO’nun 70. yıl zirvesi öncesinde yaptığı “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir” açıklaması ve Çin’in Hong Kong ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi sorunları nedeniyle Batı tarafından ilan edilmemiş bir izolasyona tabi tutulduğu bir dönemde gerçekleşen bu ziyareti Pekin’de çok olumlu karşılanmıştı. İtalya ise Çin’le ciddi ekonomik angajmana girmişti. Hatırlanacağı üzere, özellikle İran’la nükleer anlaşma meselesinde, iklim değişikliği ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi konularda, AB ABD’den ayrışarak Çin’e daha yakın bir politika benimsemişti. Trump yönetimi Çin karşıtı bir politika benimserken AB’nin Çin’e yakın bir pozisyon alması, Washington yönetimini Pekin karşısında zayıflatıyordu.

Yeni dönemde ise hem İngiltere hem de Fransa’da yetkililer nezdinde Çin’e yönelik derin endişelerin ortaya çıktığını söylemek mümkün. [3] Almanya her ne kadar son yıllarda Çin’den rahatsızlığını açık bir şekilde ifade etmese de, Çin’in Doğu Avrupa’daki ve Balkanlar’daki ekonomik faaliyetlerinden ve “Made in China 2025” çerçevesinde yaptığı teknolojik yatırımlardan ve satın almalardan epey rahatsız olduğu biliniyor. [4] Avrupa’nın Çin-ABD ilişkilerinde yatıştırıcı güç olması bekleniyordu. Fakat hem Fransa’nın hem de İngiltere’nin Çin’e karşı aldıkları “yeni” tavır bu durumun değişmekte olduğunu gösteriyor. Öte yandan İngiltere Huawei konusunda da ABD’den ayrışmaya başlamıştı. Fransa ve İngiltere gibi Batı’nın büyük güçleri tarafından bu tür eleştirilerin ve çekincelerin ifade edilmesi, Çin tarafında 1839 Afyon Savaşı ile başlayan paranoyayı tekrar ortaya çıkarıyor. Bu durum Çin medyasında Batı’yı ırkçılıkla, Sinofobik (Çin ve Çinli korkusu) olmakla suçlamaya kadar varıyor. Çin-AB ilişkilerinin, politikalarının küresel boyutta meşrulaştırılması ve genel kabul görmesi açısından Pekin için önemli olduğu unutulmamalı.

Avrupa ülkelerinin ABD ile Çin arasında yatıştırıcı güç olma yaklaşımından uzaklaşması, Türkiye’nin çok boyutlu dış politikası için de bir alan açıyor. Ayrıca Çin’in yabancı yatırımlar konusunda doyuma ulaşması ve dolayısıyla Çin’deki yabancı yatırımcıların ve ülkelerin tedarik zincirlerindeki riski asgariye indirmek için geliştirdikleri “coğrafi çeşitlendirme” eğilimleri, Türkiye’ye ekonomik fırsatlar sunuyor.

Pandemi sonrasında Çin ile ABD arasındaki jeopolitik gerilimi artırmaya aday en büyük sorunlar olarak Güney Çin denizi, Tayvan ve Hong Kong sorunları öne çıkıyor.

Yeni dönemde yeni bir Çin

Çin karşıtlığının küresel ölçekte yükselmesinin ve ekonomik durgunlukla birlikte yaşanan talep düşmesinin, Çin’in iç politikasında da yansımalarının olması kaçınılmaz. Şi yönetimi, iktidarını “dönüştürücü” (transformasyonel liderlik/yönetim) olarak kurgulamıştı. Bu nedenle kendisinden önceki dönemlerden farklı olarak, Şi’nin ulusal ve uluslararası düzeydeki başarı “özlemi”, iç politikada baskıların artmasına, dış politikada ise “savaşçı kurt diplomasisi” ile daha proaktif bir politika izlemesine yol açıyor. [5] Dolayısıyla bu süreç, pandemi sonrası dönemde de, Güney Çin denizinde ABD ve bölgesel müttefikleriyle tırmanması muhtemel gerilimle birlikte (Tayvan, Hong Kong, Uygur, Hui ve diğer dini ve etnik gruplar gibi konulardaki karşılıklı tırmandırmanın bir sonucu olarak) daha fazla “uluslararasılaşma” ihtimalini beraberinde getiriyor.

Özellikle pandemi sonrasında Çin ile ABD arasındaki jeopolitik gerilimi artırmaya aday en büyük sorunlar olarak Güney Çin denizi, Tayvan ve Hong Kong sorunları öne çıkıyor. Pekin yönetiminin Hong Kong’un anakarayla bağlarını sıkılaştırma politikasından taviz vermemesi ve hatta artırması sonucunda Hong Kong’daki protestoların daha şimdiden tekrar alevlenmesi bunu destekler mahiyette. Hong Kong’daki gelişmeler karşısında Trump’ın Pekin yönetimine yaptırımlar uygulayacağını açıklaması, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Hong Kong’un artık özerk statüsünün (tek devlet, iki sistem) ortadan kalktığı yönündeki açıklamaları, Çin-ABD ilişkilerinin daha da kötüye gideceğinin işareti. ABD’nin Hong Kong konusundaki sert tutumu, Tayvan sorununda daha sert olacağının da göstergesi. Ayrıca Hong Kong’un 1997’de Çin’e iadesinden önce İngiltere’ye bağlı olması nedeniyle, yeni gelişmeler, Çin-İngiltere ilişkilerindeki kırılmayı derinleştirecektir.

Çin dış politikasının gücü ve etkisi, ekonomik gelişmesinin bir sonucu olarak, küresel boyutta gelişmekte olan ülkelere verdiği borçlardan ve yatırımlarının gücünden kaynaklanıyor. Dolayısıyla ekonomik olarak zayıflayan ve Batı’yla ilişkileri kötüleşen bir Çin’in bu süreci daha fazla devam ettirmesi zor görünüyor. Son on yılda, Çin’in küresel boyutta ekonomik ve politik etkisinin artmasına, yumuşak güç potansiyeli de eklendi. Fakat Çin’in “potansiyel yumuşak gücünün” aynı büyüklükte bir etki alanı oluşturabildiği söylenemez. Örneğin bu süreçte, bazı Afrika ülkelerinde Çin büyükelçilerinin dışişleri bakanlıklarına çağrılması ve Sinofobinin hızlı bir şekilde yükselmesi buna işaret ediyor. Çin’in Tahran büyükelçisinin İran Sağlık Bakanlığı sözcüsü ile Twitter üzerinden girdiği polemik, İran’da dahi halk düzeyinde Çin karşıtlığını yükseltti.

Pandemi Türkiye-Çin ilişkileri için bir fırsat olabilir

Bahsettiğimiz değişimler ışığında, AB’nin Çin-ABD ilişkilerindeki yatıştırıcı/aracı güç pozisyonunun zayıflaması muhtemeldir. Bu oluşacak boşluğu, Batı ittifakı içinde yer almasına rağmen AB ülkelerine göre daha bağımsız ve çok boyutlu dış politika izleyebilen Türkiye doldurabilir. Bu dönemde Çin’in Balkanlar’da, Orta Doğu’da, Kuzey Afrika’da ve hatta Orta Asya’da gücünü konsolide etmek için işbirliği yapabileceği yeni ortaklara ihtiyaç duyması kaçınılmaz. Bu çerçevede AB’nin geri plana çekilmesi hem Çin’le hem de Batı’yla ilişkilerinde Türkiye’nin çok boyutlu dış politikasına alan açıyor. Özellikle Tayvan, Hong Kong, Güney Çin denizi gibi jeopolitik sorunlara ek olarak, ticari alanda Çin-Batı ilişkilerinin kötüleşmesi, bölgesinde etkisi artan ve Batı ile iyi ilişkiler geliştirebilen Türkiye’yle Çin’in daha yakın ilişkiler geliştirmesini sağlayabilir. Ayrıca Çin’in küresel ekonomik finansörlüğünün gerilemesi ve dış politikasının maliyetinin artması nedeniyle zayıflaması, Türkiye’nin Çin ile daha dengeli, alternatif değil tamamlayıcı bir ilişki geliştirebilmesi için de bir fırsat olarak görülebilir.

Uluslararası yatırımların Çin’den diğer gelişen ülkelere kayması ve Türkiye

Bütün yumurtaları aynı sepete koymama prensibi ışığında jeopolitik riskleri azaltmayı düşünen uluslararası yatırımcıların, yatırımlarını Çin’den diğer gelişmekte olan ülkelere kaydırma eğiliminin pandemiyle birlikte hız kazanması bekleniyor. Özellikle emek-yoğun üretimde yatırımcıların coğrafi çeşitlenmeye gitmesi bekleniyor. Aslında Çin’de salgın öncesi teşviklerin azalması, sübvansiyonlarda yaşanması muhtemel azalmalar, hatta Pekin’in kendi iç pazarında yerli şirketlerin yabancı yatırımcıya göre daha avantajlı olmasını sağlama politikası ve ticaret savaşları nedeniyle bu yaklaşım zaten vardı. [6] Kovid-19 salgını nedeniyle, yabancı yatırımların, emek maliyetinin Çin’den daha ucuz olduğu Bangladeş, Vietnam gibi gelişmekte olan ülkelere kaymasında hızlanma bekleniyor. Aynı zamanda salgın ve sonrasındaki muhtemel riskli senaryolar nedeniyle, coğrafi çeşitlendirme seçeneğinin gündeme daha güçlü bir şekilde gelmesi de muhtemel. Ayrıca Trump yönetiminin Çin’deki Amerikan yatırımlarına yaklaşımı herkesin malumu olmakla birlikte, AB ülkelerinden de Çin’e ticari bağımlılığın azaltılması ve üretim/kaynak coğrafyasının çeşitlendirilmesi yönünde açıklamalar yapılıyor. [7]

Bu bağlamda, Japon hükümeti 7 Nisan’da, coğrafi çeşitlendirme çerçevesinde, başta Çin’den ayrılacak şirketlere olmak üzere bir yardım paketi açıkladı. [8] Japonya’nın önde gelen gazetelerinden Nikkei Asian Review, yeni dönemde Şi’nin, Çin’den Japon yatırımlarının kaçmasından duyduğu endişeyi gündeme getirdi.[9] Bilindiği üzere Japonya, aralarındaki derin politik sorunlara rağmen Çin’in en büyük ticari ortaklarının biri konumunda. 2018 yılı sonu rakamlarına göre, Japonya’nın Çin’deki doğrudan yatırımları (FDI) 124 milyar doların üzerinde ve 23 bin civarında Japon şirketi Çin’de faaliyet gösteriyor. [10] Japonya Başkanı Abe Şinzo’nun sağ kolu olan ve halefi olması beklenen Suga Yoşihide’nin Japonya’nın Çin’e olan bağımlılığının azaltılması yönünde açıklamalar yapması da bu bağlamda önemli. [11]

Türkiye’nin Çin’den ayrılan yatırımları çekebilmesi, Çin’e ve diğer gelişen ülkelere karşı rekabet gücünü artırabilir. Aynı zamanda bu, Türkiye’nin çevresinde Çin lehine kaybedilmiş pazarların yeniden kazanılmasına fırsat verebilir. Yeni dönem, ticari olarak Türkiye’nin, başta tekstil olmak üzere, Çin lehine kaybettiği sektörlerde ve coğrafyalarda yeniden bir ivme kazanması için bir fırsat olabilir. Yatırımcılar Çin’deki pazarlarını korumak istemeleri nedeniyle, yatırımlarını Çin’e yakın Güneydoğu Asya ülkelerine kaydırıyorlar. Fakat Türkiye’nin jeo-ekonomik ve jeopolitik konumu, Doğu Asya pazarları dışındaki pazarlar için daha avantajlı. Ayrıca Pekin yönetiminin, Batı dünyasıyla siyasi sorunlar yaşadıkça, daralan dış pazarına alternatif olarak iç pazarına yoğunlaşması ve tepkisel olarak daha korumacı bir ekonomik politikaya dönmesi de beklenebilir.

[Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi olan Dr. Ümit Alperen, Pekin Üniversitesi’nde misafir araştırmacıdır]

[1] https://www.washingtonpost.com/news/global-opinions/wp/2018/06/08/an-open-letter-on-trade-from-29-european-union-ambassadors-to-the-u-s/?noredirect=on

[2] https://www.scmp.com/news/world/europe/article/3036643/europe-looking-china-global-partner-shunning-donald-trumps-us

[3] https://www.bloomberg.com/news/articles/2020-04-16/no-business-as-usual-with-china-after-coronavirus-u-k-says

[4] https://www.france24.com/en/20200417-france-emmanuel-macron-covid-19-pandemic-china

[5] https://www.thinkchina.sg/wolf-warrior-diplomacy-chinas-new-normal

[6] https://www.scmp.com/lifestyle/fashion-beauty/article/3035927/us-china-trade-war-accelerates-apparel-factories-shift

[7] https://www.scmp.com/economy/china-economy/article/3081415/coronavirus-china-faces-fight-hang-foreign-manufacturers-us

[8] https://www.bloomberg.com/news/articles/2020-04-08/japan-to-fund-firms-to-shift-production-out-of-china

[9] https://asia.nikkei.com/Editor-s-Picks/China-up-close/Xi-fears-Japan-led-manufacturing-exodus-from-China

[10] https://www.jetro.go.jp/en/reports/statistics.html

[11] https://asia.nikkei.com/Editor-s-Picks/Interview/Abe-s-right-hand-man-wants-a-Japan-less-reliant-on-China?fbclid=IwAR0lp6IuF4X3oc6fs4sI8jMaoK7Vq9cc14m_PJi41HE802eO7hpMdCgZ_EY

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

BAE'nin bölgesel düzen hülyasında Tunus çatlağı

Per May 28 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email Suudi Arabistan fonlu BAE merkezli bir yayın organı olan el-Arabiyya kanalı, Yasemin Devrimi ile sürgün hayatından dönen Gannuşi’nin şüpheli bir servete sahip olduğunu iddia etti. Mehmet Rakipoğlu   |25.05.2020 Nahda Hareketi lideri ve Tunus Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi      İstanbul Son dönemlerdeki bölgesel faaliyetlerine […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump