Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

– “Özellikle 15 Temmuz gibi kanlı bir darbeyi püskürtmüş bu millet var oldukça ve bu devletin başında Tayyip Erdoğan gibi bir lider oldukça Türkiye’de bir darbe ihtimali söz konusu değildir”
– “(Darbe) Buna tevessül eden, bunu düşünen, buna kendince zihnen veya başka şekilde hazırlık yapan birileri varsa müthiş bir tokat yiyeceğini herhalde tekrar görecektir”
– “Tedbirleri uygulamaya devam etmemiz lazım. Yarın, özellikle 15 ildeki 2 günlük sokağa çıkma yasağından sonra bir anda insanlarımızın hiçbir şey olmamış gibi salgın öncesi dönemin şartlarına döneceğimizi beklememeleri gerekir”
– “(Erdoğan’ın programı) Şu aşamada Ankara dışında yurt içi seyahati görünmüyor. Yurt dışı seyahatleri de bir müddet daha ertelendi. Şu anda planlanan bir yurt dışı seyahatimiz yok”

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Özellikle 15 Temmuz gibi kanlı bir darbeyi püskürtmüş bu millet var oldukça ve bu devletin başında Tayyip Erdoğan gibi bir lider oldukça Türkiye’de bir darbe ihtimali söz konusu değildir.” dedi.

Kalın, Kanal 7’de canlı yayınlanan “Başkent Kulisi” programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve yakın çalışma ekibinin salgın dolayısıyla yaşanan karantina dönemini nasıl geçirdiğine ilişkin soru üzerine Kalın, Erdoğan’ın nasıl bir iş disiplinine sahip olduğunu herkesin yakından bildiğine dikkati çekti.

Bu dönemde devlet yönetiminde bir boşluk söz konusu olmadığını, olamayacağını vurgulayan Kalın, “Devletin başı neredeyse devletin ofisi, makamı, merkezi de orasıdır. Kendisi de fiziken buradaydı. Virüse karşı bir devlet başkanının nasıl korunacağı konusunda güzel bir örnek sergilendi. Türkiye, bu dönemde tarihe geçecek bir mücadele gösterdi. Normalleşme sürecine girmiş bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kalın, bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem ulusal hem de uluslararası düzeyde iş ve diplomasi trafiğinde bir azalma olmadığını, birçok ulusal ve uluslararası toplantıya, görüşmeye, video konferans yöntemiyle katıldığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karantina sürecinde milletle iç içe bir lider olarak onlarla buluşmayı, konuşmayı özlediğini belirten Kalın, son 10 gündür yavaş yavaş sahaya çıkmaya başladıklarını, sosyal mesafe dolayısıyla sınırlı sayıda da olsa açılışlara, programlara katıldıklarını anımsattı.

Kalın, 1 Haziran itibarıyla önemli bir tarihi geride bırakacaklarını, salgının başladığı günden itibaren en geniş rahatlama ve esnetme gününü yaşayacaklarını dile getirdi.

Sürecin başından bu yana “panik yok, tedbir var”, şimdi ise “panik yok, rehavet de yok, tedbir var” dediklerini hatırlatan Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tedbirleri uygulamaya devam etmemiz lazım. Yarın özellikle 15 ildeki 2 günlük sokağa çıkma yasağından sonra bir anda insanlarımızın hiçbir şey olmamış gibi salgın öncesi dönemin şartlarına döneceğimizi beklememeleri gerekir. Hastane açılışları ve çeşitli vesilelerle bir gözlem yaptım. Maske konusunda belli bir toplumsal disiplinin oluştuğunu gördüm. Bu da beni memnun etti. Vatandaşlara çağrım, rehavete kapılmadan bu normalleşme dönemini hep birlikte tedbirlerle geçirelim. Maske, mesafe ve temizlik kuralını titiz bir şekilde uygulamaya devam edelim. Maskeye erişim konusunda bir sıkıntımız yok.”

– Erdoğan’ın programı

Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seyahat programına ilişkin bir soru üzerine ise şunları söyledi:

“Şu aşamada Ankara dışında yurt içi seyahati görünmüyor. Yurt dışı seyahatleri de bir müddet daha ertelendi. Şu anda planlanan bir yurt dışı seyahatimiz yok. Önümüzdeki en önemli uluslararası toplantı BM Genel Kurulu. Eylül ayının 3. haftasında New York’ta yapılacak. Bu yıl da bunun online yapılmasına dair fikirler var. Fiilen yapılsa bile kaç dünya lideri gider, biz gider miyiz, bunlar soru işareti. Tahminim bu yıl bunların hepsi video konferans yoluyla yapılacak gibi görünüyor.”

– Darbe tartışmaları

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Son dönemde çok yoğun darbe tartışmaları yapıldı. Gerçekten bir darbe ihtimali olduğu için mi iktidar çevreleri tarafından da bu tartışmalar yapıldı?” sorusu üzerine, çok partili hayata geçilen 1950 yılından beri Türkiye’de demokrasinin darbelerle yara aldığını anımsattı.

Vesayet rejimlerini özendiren bir zihniyet yapısının alttan alta belli kesimler tarafından hep korunduğunu, körüklendiğini, şartlar oluştuğu zaman da bununla ilgili adımlar atıldığını gördüklerini ifade eden Kalın, şunları söyledi:

“İlginçtir ki Türkiye’de darbecilerin siyasi kimliği çok belirleyici olmuyor. Darbeyi yapan ve yapmak isteyen kişinin Kemalist, solcu, FETÖ’cü, ulusalcı, asker veya sivil olması, bürokrattan ya da medyadan destek bulması fark etmiyor. O darbecilik kimliğinin kendisi bir sorun. Bunun üzerinde bizim düşünmemiz gerekiyor. 1960 darbesi ilk darbeydi, 15 Temmuz darbesi son darbe. Baktığınız zaman ikisi arasında neler yaşandı Türk demokrasi tarihinde. Bu darbeci kültürü, zihniyeti besleyen bakış açısı nereden geliyor, kimden, nasıl besleniyor, bunun iç ve dış bağlantıları, bütün bunları dikkate aldığını zaman darbe meselesi üzerinde ciddiyete durmak lazım. Güncel tartışmalara gelince bu yeni değil. Bu son tartışmaları tetikleyen, özellikle muhalefet kanadının belli kesimlerinden gelen açıklamalar hep bu tarihi arka planla düşünüldüğü için, maalesef CHP de bu darbelerin bir şekilde bir yerinde, içinde olduğu için birçok insan, ister istemez özellikle CHP’liler bu tür şeyleri dile getirdiğinde o tarihe geri dönüyorlar, o tarihi hatırlıyorlar.”

– “Muhalefetin daha sorumlu davranması gerekir”

“Eğer birisi çıkıp bugünkü şartlarda, bu kadar siyasi süreç yaşadıktan, bu kadar mücadele verdikten sonra 15 Temmuz darbesini bu şekilde sokaklarda insanımızın canını ortaya koyarak püskürttükten sonra hala birileri ‘bir şekilde gideceksiniz’ diyorsa büyük bir sorumsuzluk.” diyen Kalın, şunları kaydetti:

“Birileri ‘Ya seçimle ya da bir şekilde gideceksiniz’ dediğinde, insanların buna tepki göstermesi gayet normaldir.  Bu çok hassas bir konu. Burada muhalefetin daha sorumlu davranması gerekir. Demokratik kuralların, yöntemlerin dışında hiçbir yola tevessül etmeyeceklerini herkesin çok açık ve net bir şekilde ortaya koyması gerekiyor. Bunun dışındaki her ima, telkin, atıf, gönderme ister istemez insanlara bu darbeler tarihini hatırlatıyor. Bence biraz arka planında bu var. Bir kişinin bir cümlesi, bir çıkışıyla bir tweeti ile ilgili bir konu değil. Bu bir demokratik hassasiyettir aslında. Muhalefetin de bundan memnun olması, bunun tarafında yer alması gerekir. Muhalefet darbe istiyor demiyorum ama bu tür imalarda bulunduğunda bir muhalefet partisinin yetkilisi bu sözün bu ifadenin nerelere varacağını, hangi tarihi arka planda anlaşılacağını herhalde kestirmesi gerekir. Bulunduğunuz konumun gereği sizin bir siyasi sorumluluk almanız ve bunu da herhalde doğru tahlil etmeniz gerekir. Geçmişte darbelerin hangi söylemlerle hazırlandığını, zemininin ne şekilde hazırlandığını biz çok gördük.”

Kalın, “Özellikle 15 Temmuz gibi kanlı bir darbeyi püskürtmüş bu millet var oldukça ve bu devletin başında Tayyip Erdoğan gibi bir lider oldukça Türkiye’de bir darbe ihtimali söz konusu değildir. Buna tevessül eden, bunu düşünen, buna kendince zihnen veya başka şekilde hazırlık yapan birileri varsa müthiş bir tokat yiyeceğini herhalde tekrar görecektir. Burada en ufak bir tereddüt söz konusu değildir.” diye konuştu.

Kalın, demokratik kurumları güçlendirme ve darbe karşıtlığını bir siyasi, demokratik ve milli duruş haline getirmek için el birliğiyle hareket etmeleri gerektiğini de söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu: (2)

– “Fetih sıradan bir olay değil. Meseleyi sadece Ayasofya’ya indirgemek de o fetihle ilgili büyük fotoğrafı biraz gözden kaçırmak olur. Bazen bu tartışmalar çok iyi niyetle yapılıyor ama dikkatler başka yöne kayıyor. Asıl önemli olanı bazen gözden kaçırabiliyoruz. Fethin ruhu nedir? Ayasofya’da okunan Fetih Suresinin ruhu ne ise İstanbul’un fethinin ruhu da odur”
– “İster Doğu Akdeniz’de, ister Batı Akdeniz’de kurulacak bir oyunda Türkiye’yi dışarıda bıraktığınızda o düzenin sürekli olması, başarıya ulaşması mümkün değildir. Türkiye bu perspektifle hem Libya halkının bu siyasi krizden bir an önce çıkması, askeri çatışmaların sona ermesi için meşru hükümete destek veriyor, vermeye de devam edecek”

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Fetih sıradan bir olay değil. Meseleyi sadece Ayasofya’ya indirgemek de o fetihle ilgili büyük fotoğrafı biraz gözden kaçırmak olur. Bazen bu tartışmalar çok iyi niyetle yapılıyor ama dikkatler başka yöne kayıyor. Asıl önemli olanı bazen gözden kaçırabiliyoruz. Fetihin ruhu nedir? Ayasofya’da okunan Fetih Suresinin ruhu ne ise İstanbul’un fethinin ruhu da odur.” dedi.

Kalın, Kanal 7’de canlı yayınlanan “Başkent Kulisi” programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

“29 Mayıs İstanbul’un fethinin yıl dönümü. Fetih etkinliklerinde Ayasofya’da Fetih Suresi okundu. Buna Yunanistan’dan da tepki geldi. Bu, Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasının bir ön hazırlığı mıydı?” sorusu üzerine Kalın, Ayasofya’nın ibadete açılıp açılmayacağı konusunun zaman zaman gündeme geldiğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuya çok güzel bir cevap verdiğini aktaran Kalın, “Bir toplantıda bir yerdeydi galiba böyle bir konu gündeme geldiğinde, Cumhurbaşkanımız dedi ki, ‘Siz önce Sultanahmet’i doldurun ondan sonra Ayasofya’yı düşünürüz.” ifadesini kullandı.

İstanbul’un fethinin yıl dönümünün şanına yakışır bir şekilde kutlandığını dile getiren Kalın, “Çünkü fetih sıradan bir olay değil. Meseleyi sadece Ayasofya’ya indirgemek de fetihle ilgili büyük fotoğrafı biraz gözden kaçırmak olur. Bazen bu tartışmalar çok iyi niyetle yapılıyor ama dikkatler başka yöne kayıyor. Asıl önemli olanı bazen gözden kaçırabiliyoruz. Fethin ruhu nedir? Ayasofya’da okunan Fetih Suresinin ruhu ne ise İstanbul’un fethinin ruhu da odur.” diye konuştu.

Kalın, Fatih’in İstanbul’u fethettikten sonra Katolik, Ermeni, Rum, Yahudi bütün dini cemaatleri, azınlıkları topladığını ve bu kesimlere İslam hukuku açısından güvende olduklarını, dinlerini yaşayabileceklerini söylediğini anımsattı.

Geçen hafta Kuzguncuk’ta Ermeni Kilisesinin kapısındaki haça saldırı olduğunu ifade eden Kalın, bu saldırının kınandığını, İçişleri Bakanlığının işlem başlattığını, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün de kısa sürede zanlıyı yakaladığını söyledi.

Aynı günlerde Hrant Dink Vakfına ölüm tehditleri mesajları gittiğini, bununla ilgili de İçişleri Bakanının olaya müdahale ettiğini, savcıların devreye girdiğini ve iki olayın faillerinin de tutuklandığını kaydeden Kalın, “Çünkü aslında bu 1453’te Fatih’in İstanbul’da inşa ettiği ruhun 2020’deki yansımasıdır. Bizim bunlara müsamaha göstermemiz, müsaade etmemiz asla söz konusu olamaz.” diye konuştu.

Fethin ruhunu doğru anlamak gerektiğini dile getiren Kalın, “2020 senesinde İstanbul’da ve Türkiye’de gayrimüslim vatandaşlarımız kendilerini emniyette hissediyorlarsa fethin ruhu yaşıyor demektir.” dedi.

Fatih’in İstanbul’a girdiği sırada Ayasofya’nın yıkılmak üzere bir bina olduğunu, o dönemde tahkimatlar yapılmasaydı Ayasofya’nın yıkılıp gideceğini ve unutulacağını anlatan Kalın, Ayasofya’yı ayakta tutanın da İstanbul’u dünya şehri haline getirenin de 1453’teki fetih ruhu olduğunu kaydetti.

– “Libya bizi doğrudan ilgilendiriyor”

“Libya’da petrol arama faaliyeti yeni bir girişim… Türkiye’nin buradan beklentisi nedir?” sorusuna Kalın, Libya’da Kaddafi sonrasında yaklaşık 10-11 yıldır devam eden bir istikrarsızlık olduğunu, bu durumun Kuzey Afrika’yı, Avrupa’yı, Türkiye’yi de ilgilendirdiğini belirtti.

Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü hem Kuzey Afrika’da hem Akdeniz’de barış ve istikrarın sağlanması ve Türkiye’nin menfaatlerinin korunması için bizim mutlaka bu sürecin içinde olmamız gerekiyor. Artık birileri hala bize ‘Suriye’de ne işiniz var, Libya’da ne işiniz var, Filistin’de, Somali’de şurada burada ne işiniz var.’ diye sorduğunda, o zaman şu soruyu da sormak lazım, ‘Bizim Brüksel’de ne işimiz var, Astana’da ne işimiz var.’

Bu mantıkla baktığımız zaman, Türkiye’yi içine kapatıp ‘hiçbir bölgesel konuyla uğraşmayın, inisiyatif almayın, etrafımıza bir duvar çevirin, oturun oturduğunuz yerde’ mi diyorlar, diye insan kendine ister istemez soruyor.

Her şeyin iç içe geçtiği bu küreselleşme çağında Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada olup bitenlere bigane kalması, yüzünü çevirmesi, sırtını dönmesi düşünülemez. Çünkü bizim kendi milli çıkarlarımız bölgesel istikrar ile uyumludur, onlar sayesinde milli çıkarlarımızı koruyup kollama, geliştirme imkanına sahip olabiliriz. Dolayısıyla Libya da bizi doğrudan ilgilendiriyor.”

Kalın, 10 yıldır orada aşiretler arasında gelip giden düşük yoğunluklu bir savaşın, siyasi krizlerin bitmediğini belirterek, son 2 yılda Hafter’in Libya’ya müdahalesiyle birlikte yeni bir süreç başladığını kaydetti.

Hafteri destekleyen çevrelerin Türkiye karşıtlığı üzerinden orada yeni bir oyun kurmaya çalıştığını ifade eden Kalın, Hafter’in güvenilir bir muhatap ve meşruiyetinin olmadığının açık seçik ortaya çıktığını aktardı.

Kalın, geçen sene nisanda Abu Dabi anlaşması yapıldığını, Serrac ve Hafter’in masaya oturduğunu ve Libya’da siyasi süreç için bir yol haritası üzerinde mutabık kalındığını belirterek, bu anlaşmayı ihlal edenin Hafter olduğunu kaydetti.

Anlaşmadan 15 gün sonra Trablus’a saldırılar düzenleyenin Hafter tarafı olduğunu, yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini aktaran Kalın, uluslararası toplumun Hafter’e hesap sormadığına dikkati çekti.

Bunlar yaşanırken Serrac hükümetinin Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan destek istediğini, geçen sene aralıkta Libya ile anlaşma imzalandığını hatırlatan Kalın, Türkiye’nin attığı her adımın bu anlaşma çerçevesinde olduğunu ifade etti. Kalın, şu değerlendirmede bulundu:

“İster Doğu Akdeniz’de ister Batı Akdeniz’de kurulacak bir oyunda Türkiye’yi dışarıda bıraktığınızda o düzenin sürekli olması, başarıya ulaşması mümkün değildir. Türkiye bu perspektifle hem Libya halkının bu siyasi krizden bir an önce çıkması, askeri çatışmaların sona ermesi için meşru hükümete destek veriyor, vermeye de devam edecek. Aynı zamanda petrol arama çalışmaları olsun, diğer konular olsun Libyalı muhataplarıyla kazan kazan esasına göre çalışmaya da devam edecek.”

– “Hafter petrol çalarak kendi savaşını finanse ediyor”

Türkiye ile Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında petrol arama izni konusundaki anlaşmanın önemini vurgulayan Kalın, şöyle konuştu:

“Biz petrol arama-tarama ve sondaj çalışmalarında gayet iyi bir noktada bulunuyoruz. Nasıl biz Irak ile bir anlaşma yaptıysak, nasıl İran ile anlaşmalarımız varsa, nasıl Doğu Akdeniz’de arama-tarama çalışmaları yapıyorsak, Libya hükümeti de bize böyle bir teklifle geldi. Şu anda UMH, Hafter’in petrol kaçakçılığı yaptığını BM’ye duyurdu. Libya halkının petrolünü çalarak kendi savaşını finanse eden Hafter’e karşı yaptırımlar uygulanıyor. Ne kadar etkin uygulandığı ayrı bir konu. İşin gerçeği şu ki yüzbinlerce varil petrol her gün Hafter’in kontrolündeki bölgelerden çıkartılıyor ve Hafter bunları illegal olarak satarak kendi savaşını finanse ediyor. Giden gemilerin bir tanesine müdahale edildi, bundan sonra da edilecek. Hafter’in bu pervasız, hukuk tanımaz yaklaşımlarının karşılıksız kalmayacağını bilmesi lazım.”

– “Libya’da istikrarı kuracak siyasi çözümü birlikte oluşturalım”

Hafter’in Türkiye yönelik tehditlerinin hiçbir kıymetinin olmadığını vurgulayan Kalın, şu ifadeleri kullandı:

“Biz tamamen meşru zemin içerisinde Libya’nın siyasi istikrarı, ekonomik kalkınması ve güvenliği için çalışmaya devam edeceğiz. Bu konudaki kararlılığımız tam, planlarımız hazır. Libya’daki UMH ile ilişkilerimiz gayet iyi bu çerçevede. Temaslarımız yoğun bir şekilde devam diyor. Bununla netice almaya dönük adımları da inşallah yakında hep birlikte göreceğiz.”

Kalın, Rusya’nın Wagner şirketi üzerinden Hafter’e verilen desteği Türkiye’nin tasvip etmediğini belirterek, şunları kaydetti:

“Çünkü hukuki bir meşruiyeti olmadığı gibi bugüne kadar barış anlaşmalarına karşı çıkan, anlaşmaları ihlal eden Hafter tarafı olmuştur. Hafter, Moskova’daki görüşmeleri ihlal etti. Berlin’deki konferansını da ihlal eden yine o oldu. Bizim Ruslara da Fransa gibi ülkelere de tavsiyemiz, çağrımız; artık Hafter ile ilişkilerini kessinler. Bingazi’deki Tobruk Meclisi’nin başındaki Akile Salih bile Hafter ile yollarını ayrıştırma yoluna gitti. Bizim onlara da tavsiyemiz meşru UMH ile hareket ederek BM parametreleri çerçevesinde Libya’da barış ve istikrarı kuracak bir siyasi çözümü gelin birlikte oluşturalım. Hafter’e verdiğiniz desteği sonlandırın, diğer Libyalı aktörlerin tamamı masaya gelsin. Bu çerçevede Libya’da çatışmaları sona erdirebilir ve hak ettiği yere hep birlikte getirebiliriz.”

Hafter için sahte para basılmasıyla ilgili olarak Kalın, “Rusya, Suriye’de kurduğu düzenin bir benzerini Libya’da kurmak istiyor olabilir. Suriye ile Libya arasında hava köprüsü kurulmak isteniyor olabilir. Bunlar orta ve uzun vadede Rusya’nın menfaatine olan adımlar değil. Çünkü Libya’da istikrarsızlık devam ettiğinde, Hafter’in bu tavırlar devam ettiğinde bundan kimsenin kazançlı çıkması mümkün değil.” dedi.

– “ABD ırkçılık tarihi 17’nci yüzyıla kadar gidiyor”

Kalın, bir soru üzerine siyahi Amerikalı George Floyd’un öldürülmesi ve ardından yaşanan protestolara da değinerek, “George Floyd olayı çok üzücü. Sistematik ırkçılığın son örneği ama üzülerek söylüyorum ki son olmayacak. Çünkü ABD ırkçılık tarihine baktığınızda 17’nci yüzyıla kadar gidiyor.” ifadeleri kullandı.

Malcolm X’in söylediklerine bakıldığında ABD’de bir şeyin değişmediğinin görülebileceğini vurgulayan Kalın, “Bir insan derisinin renginden dolayı böyle bir ayrımcılığa maruz kalmamalı. Cumhurbaşkanımız da bir mesaj yayımladı sosyal medya hesabından. ABD’deki ırkçılık konusunda ümitvar olmak istiyorum ama açıkçası çok da umutlu değilim” diye konuştu.

(Bitti)

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Mavi Marmara gemisine saldırının 10. yılı

Paz May 31 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email Gazze’ye insani yardım götürmek için yola çıkan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince yapılan saldırının 10. yıl dönümü dolayısıyla, Gazze Limanı’nda İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı tarafından anma programı düzenlendi. Etkinlikte, Mavi Marmara şehitlerinin fotoğrafları taşındı.

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

Bu gece ibadetiniz yazmak olsun

MAHMUT TOPTAŞ/ Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece, Sevgili Peygamberimizin dünyaya teşrifinin yıl dönümü. 12 Rabiu’l-Evvel 571 yılında Mekke’de doğan, Allah Resulü, güneş takvimine göre 1449, ay takvimine göre 1482 yıl önce âlemlere rahmet, Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Abdullah ile Amine’den dünyaya getirilmiştir. Kırk yaşında iken Rabbimiz tarafından seçilerek elçi olarak görevlendirilmiştir. İlk inen ayetler, bir toplumun ıslahının eğitimden geçeceğine işaret eden Alak süresinin ilk beş ayetleridir. Şimdi siz, bu gece yatsı namazınızı kıldıktan sonra şu sorulara kopya çekip cevaplar vererek gecenizi ihya etmeye çalışınız: 1-İlk vahiy nerede geldi. 2-İlk inen beş ayetin manalarını yazınız. 3-Peygamber Efendimiz Cebrail aleyhisselamı görüp ilk vahyi aldığında, kendinde bir ürperme meydana geldiğinde, durumu Hazreti Hatice’ye söylediğinde, Hazreti Hatice ne söylemişti? 4-İlk beş ayetten anladıklarınızı yazınız. 5-“Oku” emrinden sonra Kalem süresinde nelere dikkat etmemiz isteniyor? 6-Okumaya ve kaleme hâkim olmaya dikkatimizi çektikten sonra neden güzel ahlaka dikkat çekiyor? 7-Kalem süresinde kimlere itaat edilmeyeceğini bildiriyor, yazınız. 8-Kalem süresinde 16-33 ayetleri arasında kapitalistlerin kötü durumu nasıl açıklanıyor? 9-Dünyanın tamamına İslam’ın tebliğinde en önemli hazırlıklardan biri olan “sabır” konusunda Rabbimiz Kalem süresinin 48’inci ayetinde ne diyor? 10-Okuyan, yazan, tebliğ hizmetini dünyalık karşılığında yapmayan, ahlaklı Müslümanlardan Müddessir süresinde istenenler nelerdir. 11-Müddessir süresinin 3, 4 ve 5’inci ayetlerinde önce Allah’ın en büyük olduğunu, elbiselerin tertemiz olması gerektiğini ve her türlü kötülükten uzak kalınması emrini açıklayınız. 12-Müddessir süresinin 43, 44, 45’inci ayetlerinin anlamını yazınız. 13-Müzzemmil süresiyle birinci ayette “örtüye bürünme” içine kapanma, aktif olmayı bugün nasıl anlamamız gerekir? 14-Tecvide uygun olarak, manasını anlayarak, anladığını amele/eyleme geçirerek okumayı emreden Müzzemmil süresindeki 4 nolu “Tertil” ayetinin anlamını yazınız. 15-Gece ibadet ve gece Kur’an okumaya dikkat çeken Müzzemmil süresindeki ayetlerin anlamlarını yazınız. 16-Kelime-i tevhidin ilk defa geçtiği 9’uncu ayette dikkat çeken iki şeyin ne olduğunu yazınız. 17-İslam’ı kabulün zorlamayla olmayacağını Bakara süresinin 256’ıncı ayetinden önce Müzzemmil 19’da dileyen bu yolu seçer diyen ayetin anlamının tamamını yazınız. 18-Irkçılık taassubunu kıran, ekonomik ve askeri gücün Hak karşısında mağlup olacağını anlatan, kâfire yardım eden kâfirin de aynı cezaya çarptırılacağını söyleyen Mesed veya Tebbet diye bildiğimiz süreden anladığınızı yazınız. 19-Herkesin kendileri gibi birisini yücelttiği bir anda A’lâ süresinde Rabbin, “Yüce Rabbinin adını tespih et” emri üzerine hemen secdede üç defa söylemeye başlamasının bize ne anlattığını yazınız. 20-A’lâ süresinin 8’inci ayetinde emir ve yasakların iman edenlere kolay olacağı haberinden ne anlıyorsunuz? 21-Kâfirlere “eşkıya” diyen 11’nci ayetin anlamını ve neden dendiğini yazınız. 22-Geceyi giderip gündüzü getiren, erkeği ve dişiyi yaratan Allah, ilk dönemlerde verici olmamız gerektiğine Leyl süresinin 5’inci ayetinde dikkatimizi çektikten sonra 6’ıncı ayette, “Güzeli tasdik ederse” diyor ne alıyorsunuz? 23-Leyl süresinde cimrinin işinin zor olacağını anlatan ayetin mealini yazınız. 24-Yardım eden yalnız Allah rızası için verirse Allah’ın rızasını kazanır diye haber verilen kişinin Hazreti Ebubekir olduğu söylenir. Hazreti Ebubekir kaçıncı Müslüman’dır? 25-Leyl süresinde kâfirler için “eşkıya” diyen ayetle, Müslümanlar için “etkıya” diyen ayetleri ve eşkıya ile etkıyanın özellikleri nelerdir yazınız. Geceniz ve tüm geceleriniz hayırlı olsun, Allah’a kul, Resulüne ümmet olma şerefimizi Allah’ımız artırsın, eksiltmesin. Her gecenin sabahını yeniden uyanışımıza vesile kılsın. Âmin. Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump