Afrika’da Kovid-19 salgını ve Nijerya örneği

Yaklaşık 200 milyon nüfusu bulunan Nijerya’da sadece 33 bin Kovid-19 testi yapıldı. Ülkenin kuzeyindeki toplu ve olağandışı ölümler henüz aydınlatılmış değil. Panik ve endişeye neden olan ölümler “kontrolden çıkmış bir salgın” görüntüsü veriyor.

Gökhan Kavak   |20.05.2020
Afrika'da Kovid-19 salgını ve Nijerya örneğiFotoğraf: Adeyinka Yusuf/AA

İstanbul

Çin’de başlayarak kısa zamanda küresel bir salgına dönüşen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) hastalığı, Afrika kıtasında da hızla yayılıyor. Kovid-19’un Afrika ülkelerine siyasi ve ekonomik etkileriyle ilgili birçok görüş ortaya atılıyor ve tartışılıyor. Diğer taraftan kıta dışındaki devletlerin ve uluslararası güçlerin Kovid-19 sürecinde ve sonrasında Afrika ülkelerine yönelik nüfuz mücadeleleri gündeme gelen konular arasında.

Dünya genelinde alınan sokağa çıkma yasağı, eğitime ara verilmesi, ulusal ve uluslararası uçuşların yasaklanması gibi önlemlerle birlikte Afrika’da Ruanda’dan Senegal’e, Madagaskar’dan Nijerya’ya kadar farklı ülkelerde hükümetler, STK’lar ve bireyler bazında alınan önlemler dikkate değer.

Afrika’nın farklı ülkelerinde virüsle mücadele için örnek teşkil edecek farklı adımlar atılıyor olsa da Nijerya örneğinde görüldüğü üzere virüsün yayılımı ve etkisiyle ilgili henüz net bilgiler elde bulunmuyor ve bu da ülkelerle ilgili siyasi ve sosyoekonomik öngörü ve tahminleri zorlaştırıyor.

Kovid-19 ile bilim, teknoloji ve tıp alanında mücadele

Mesela Silikon Vadisi başta olmak üzere bilim, teknoloji ve inovasyon alanında gösterdiği başarılarla gündeme gelen Ruanda, Kovid-19’la mücadele için ithallerine göre çok daha az maliyetle ventilatörler üretti. İthal ventilatörler yaklaşık 20 bin dolar iken yerli vantilatörler iki ya da dört bin dolara satın alınabiliyor. Diğer taraftan Ruanda’da hastaların ateş, nabız ve oksijen seviyelerini gözlemleyebilecek ve doktorlarla hastaların görüntülü görüşmesine de imkan sağlayacak robotların kullanılmaya başlanması da dikkate değer bir ilerleme. Bu adımlarla Ruanda hem ekonomik anlamda kaynaklarını korumuş oluyor hem de sağlık alanında bir ölçüde kendine yeter hale geliyor.

Afrika kıtasının birçok bölgesinde tarım ve sağlık alanlarında kullanılan insansız hava araçları Gana’da kırsal bölgelerde yapılan Kovid-19 testlerinin merkezlere taşınması amacıyla kullanmaya başlandı. Bu yolla Gana, daha hızlı şekilde test sonuçlarına ulaşarak virüsün yayılmasını daha hızlı engelleyebiliyor. Doğu Afrika’nın ada ülkesi Madagaskar’da ise Kovid-19’a karşı geliştirilen bitkisel ilaç “Covid Organics” günlerdir gündemden düşmüyor. Etkisi tartışıladursun, birçok Afrika ülkesi bu ilacı sipariş etti bile. Sıtma tedavisinde kullanılan “artemisia” bitkisinden geliştirilen ve ülkedeki birçok şifalı otun karışımından oluşan “Covid Organics” ile ilgili eleştireler olsa da, Kovid-19’a karşı dünyanın sınırlı sayıda ülkesinde ilaç çalışması olduğunu dikkate alırsak, bu adım küçümsenmeyecek bir ilerleme olarak görülebilir.

Nijerya özelinde salgın kontrol altına alınmadan hayatın normale dönmesiyle virüsün yayılma hızını arttırması sadece bu ülkeyi değil ekonomik bağları nedeniyle Batı Afrika ülkelerini de etkileme ihtimaline sahip.

Kıtadaki birçok ülkenin altyapı ve koordinasyon alanında sıkıntı yaşadı düşünüldüğünde Kovid-19’la mücadelede STK gibi devlet dışı aktörlerin ve bireysel çabaların önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Mesela Senegal’de toplu ibadet yasağı kaldırılmasına rağmen Müslüman ve Hristiyan liderlerin toplu olarak ibadet yapmayacaklarını açıklaması Kovid-19’a karşı toplumsal hassasiyeti göstermesi bakımından dikkate değer bir husus. Diğer taraftan Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ise evsiz ve dilencilerin uzun çubuklara taktıkları tenekeleri insanlara uzatarak para toplamaya çalışması virüsün yayılmasını engellemeye yönelik güzel bir örnek teşkil ediyor. Küçük güney Afrika ülkesi Namibya’da ise hükümet, Kovid-19’un ekonomik etkilerini azaltmak için 2025 yılına kadar araç filosunu yenilememe kararı aldı ve bu kararla yaklaşık 10,7 milyon dolar tasarruf edilmiş olacak.

Nijeryalı doktorların kurduğu MedicAid adlı STK, maske ihtiyacını karşılayabilmek için Nijeryalı kadınlara maske dikim eğitimi vermeye başladı. Bugün Nijerya sokaklarında dolaştığınızda gördüğünüz renkli ankara kumaşlarından yapılan maskelerin bir kısmı, eğitim alan bu kadınlar tarafından dikiliyor. Birçok Avrupa ülkesinin maske bulmakta sıkıntı yaşadığı günleri hatırlarsak 200 milyon nüfuslu Nijerya’da maske ihtiyacının karşılanması adına yapılan böyle bir girişimin önemi anlaşılabilir.

Yine Nijerya’daki en köklü üniversitelerden Ahmedu Bello Üniversitesinde Makine Mühendisliğinde okuyan Nijeryalı Osman Dalhatu, salgının ilk haftalarında Kovid-19 tedavisinde kullanılmak için taşınabilir ventilatör üreterek salgınla mücadelede güzel bir adım atmış oldu. Ekonomi mezunu Nijeryalı Adem ise topladığı varil ve hortum gibi atık maddeleri bir araya getirerek el yıkama sistemi yapıyor. Nüfusun 60 milyona yakın bir kısmının, yani üçte birinin temel su ihtiyacını karşılamak için bir su tesisatına sahip olmadığı ve bu nedenle her 10 kişiden 7’sinin sık hastalandığı dikkate alındığında Nijeryalı Adem’in adımı insanoğlunun imkansızlıklar içinde dahi istediğinde birçok şeyi yapabileceğini gösteriyor.

Ruanda’dan Madagaskar’a, Namibya’dan Nijerya’ya salgının ilk aylarında sıraladığımız bu örneklere önümüzdeki günlerde hiç kuşkusuz yenileri eklenecek ve Kovid-19’la mücadelede Afrika’nın farklı bölgelerinden güzel haberler okuyacağız. Kovid-19’un yayılmasını önlemek için hükümetler tarafından birçok adım atıldığı gibi sivil toplum kuruluşları ve bireysel çabalar da dikkate değer örnekler ortaya koyuyor. Bu çabalar Kovid-19’un yayılmasını ne kadar önleyebilir bunu zaman gösterecek fakat atılan bu adımlar küresel bir salgınla mücadelede Afrika kıtasındaki çabalara güzel örnekler olarak tarihe geçecek.

Kovid-19 salgını ve Nijerya örneği

1,3 milyar nüfusa ve 54 ülkeye sahip Afrika kıtasında farklı ülkelerde Kovid-19’a karşı yukarıda sıraladığımız adımlar atılsa da virüsün yayılmasının engellenemediği bir gerçek. Vaka sayılarına bakıldığında Kovid-19’un Afrika’da hızla ilerlediği görülüyor. Bunun en somut örneği ise Nijerya. Nijerya, Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısında Sahra Altı Afrika ülkelerinde Güney Afrika’dan sonra ikinci sırada geliyor.

Afrika genelinde Kovid-19 tespit edilen kişi sayısı 90 bini aştı ve 3 bine yakın kişi de hayatını kaybetti. Güney Afrika Cumhuriyeti en çok vakanın görüldüğü ülke olmasına rağmen bu rakamların gerçeği yansıtmadığını belirtmek gerekiyor. Çünkü Nijerya gibi bazı ülkelerde yeterli test yapılamıyor. Kıyaslama yapacak olursak Nijerya’da yaklaşık 200 milyon nüfus bulunmasına rağmen şu ana kadar sadece 33 bin test yapılabilmiş durumda ki bu da Türkiye’de bir günde yapılan teste eşdeğer. Bu rakam 59 milyonluk Güney Afrika Cumhuriyeti’nde 460 bin, 31 milyonluk Gana’da ise 174 bindir. Afrika genelinde yapılan test sayısı ise 1 milyonu yeni aşmış durumda. Görüldüğü gibi, test sayılarında ülkeler arasında ciddi farklılıklar var ve kıta genelinde çok az test yapılmış durumda. Testlerin yarısı ise Gana ve Güney Afrika’da yapılmış.

Nijerya sadece Sahra Altı Afrika’nın en kalabalık ve ekonomik açıdan en güçlü ülkesi değil aynı zamanda bulunduğu coğrafya itibarıyla da Batı Afrika için stratejik bir konuma sahip. Bu açıdan Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğunun (ECOWAS) lider ülkesi Nijerya’da salgın diğer ülkeleri de etkileyebilir. Diğer taraftan Nijerya’da son haftalarda yaşanan toplu ölümler de bu ülkeyi gündeme getirmiş durumda. Ayrıca Devlet Başkanı Muhammed Buhari’nin Özel Kalem Müdürü ve Nijerya siyasetinde ilk 5 isim arasında görülen Abba Kyari’nin, Nisan ayının ortasında Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetmesi de dikkate değer bir husus.

Nijerya’da son haftalarda yaşanan toplu ölümler ülkede panik ve korkuya neden oluyor. Özellikle ülkenin kuzeyindeki Kano’da başlayan ve Jigava, Yobe ve Bauchi eyaletlerine yayılan (bu eyaletler en fazla ölümün tespit edildiği ilk 10 eyalet arasında ve sınır eyaletleri) toplu ölümler yaşanıyor. Ölen kişilerle ilgili test ya da otopsi yapılamadığı için ölüm nedenleri bilinmiyor ancak çoğunluğunu 50 yaş üstü insanların oluşturduğu ölümlerle ilgili bir teşhis konulmaması, bu “olağandışı ölümler” konusunda Kovid-19 şüphesini arttırıyor. Kano’da geçen ay aralarında akademisyen, siyasetçi, iş adamı ve doktorların da bulunduğu 150 kişinin “teşhis edilemeyen hastalık” nedeniyle üç gün içinde hayatını kaybetmesi ve bölgeden gelen bilgiler, vaka sayılarının resmî açıklamaların çok üstünde olduğunu gösteriyor. Nitekim Kano’da Kovid-19 tespit edilenlerden biri de genç bir Türk vatandaşı ve şu anda evde tedavi görüyor. Az sayıdaki Türk vatandaşlarında dahi Kovid-19 görülmesi Kano’daki durumun vahametini göstermesi açısından önemli.

Kovid-19 vakalarının hızla arttığı Kano sadece Nijerya’nın değil Batı Afrika’nın da ticaret merkezi olması açısından tarihi bir öneme sahip. Kano, kuzey-güney (Akdeniz-Gine Körfezi) ve doğu-batı (Sudan-Senegal) ticaret yolları arasında yüzyıllardır ticaret noktası olmuştur. Batı Afrika’nın en önemli pazarlarından birine ev sahipliği yapan ve bugün Nijerya’nın en büyük eyaletlerinden Kano, bin yıldan fazla süredir önemini koruyan bir merkez. Bugün dahi Kamerunlu, Sudanlı, Nijerli ya da Senegalli tüccarları Kano’da görebilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında Kano’da ve çevre eyaletlerde artan Kovid-19 vakaları sadece Nijerya için değil komşu ülkeler için de riskli hale geldi. Çünkü Batı Afrikalı iş insanları ticaret yapmak için geçmişte olduğu gibi günümüzde de Kano’yu sıklıkla ziyaret etmekteler. Ülkenin en kalabalık eyaletlerinden ve ticaret merkezi olarak kabul edilen güneydeki Lagos ise en fazla Kovid-19 vakası görülen eyalet konumunda.

Nijerya’nın başkenti Abuja ve diğer önemli eyalet merkezlerinde maske kullanımı ve sosyal mesafe teşvik edilse de kırsal bölgelerde ve yerel pazarlarda bu kontrol imkânsız hale gelmekte ve virüsün yayılımı hızlanmakta. Nitekim bunu Kano başta olmak üzere birçok eyaletten gelen görüntülerden görebiliyoruz. Ayrıca bazı Nijeryalıların “Kovid-19 bize (siyah derililere) bir şey yapmaz” düşüncesi ve toplumun bir kesimi tarafından bu virüsün hükümet tarafından uydurulmuş bir yalan olduğunun düşünülmesi toplumsal bilinci ve korunmayı engelliyor.

Virüs görüntüde yavaş ama alttan alta hızla ilerliyor

Birçok devleti hazırlıksız yakalayan Kovid-19 salgını, yönetim mekanizmasını, işleyişini ve toplumsal yapıyı derinden etkiliyor. Afrika’da ise salgın öncesi birçok ülkenin siyasi ve ekonomik alanda belli sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını dikkate alırsak salgının başlamasıyla devlet mekanizmaları ve hükümetler genel önlemler dışında çok fazla adım atamadı. Yukarıda örneklendirdiğimiz gibi Afrika’da hükümetler, STK’lar ya da bireyler tüm dünyada olduğu gibi Kovid-19’a karşı örnek niteliğinde önlemler alıyor ancak bu önlemlerin etkisi sınırlı ve ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Kıtada 54 ülke var ve her ülkenin sağlık ve ekonomi alanında kendine göre belli bir imkân ve kapasitesi var. Bu açıdan Kovid-19 salgınıyla ilgili olarak ülke bazlı nüfus, test sayısı ve pozitif vaka üzerinden değerlendirme yapılması daha sağlıklı sonuçlar elde etmemizi sağlayabilir.

Sağlık altyapı sistemi açısından Nijerya önemli eksiklikleri olan bir ülke. Nitekim Devlet Başkanı Buhari 2017’de hastalandığında aylarca İngiltere’de tedavi görmüştü. Yetersiz test sayısı düşünüldüğünde, Kovid-19 vakalarının artması durumunda ülkenin sağlık sistemi ciddi krizlerle karşı karşıya kalabilir. Ülkenin kuzeyindeki toplu ve olağandışı ölümler henüz aydınlatılmış değil. Panik ve endişeye neden olan bu ölümler “kontrolden çıkmış bir salgın” görüntüsü veriyor. Test sayılarına bakıldığında Nijerya’da görünürde yavaş ilerleyen salgın, alttan alta hızla yayıldığı izlenimi veriyor. Ülkedeki kolera, lassa ateşi, sıtma ve tifo gibi salgın hastalıklar ise en az Kovid-19 kadar tehlikeli. Nijerya’daki kanalizasyon altyapı sistemlerinin yetersiz ve su şebeke sistemlerinin olmaması nedeniyle de bu hastalıklar yüzlerce can alıyor. Yukarıda da kısaca değindiğimizi gibi, ülkede 60 milyona yakın insanın temiz suya ulaşamaması, 116 milyon insanın da tuvalet ihtiyacını gidermek için uygun yerlere sahip olmaması her 10 kişiden 7’sinin hijyen eksikliği kaynaklı hastalıklara sık yakalanmasına neden oluyor. İşte bu imkansızlıklar, hijyene azami dikkat isteyen Kovid-19’un daha hızlı bir şekilde yayılmasını sağlıyor.

Bu süreçte gözlemlenen bir başka husus ise Nijerya gibi birçok Afrika ülkesinde Kovid-19 önlemlerinin dünyanın diğer ülkelerine göre geç başlamasına rağmen normalleşme sürecine erkenden girilmesi. Birçok ülke normalleşme adımlarını atmaya başladığında salgında tepe noktasını görmüş ve rakamlar inişe geçmişti. Ancak Nijerya’da bir tepe noktasının henüz görülmemesine, vaka sayısının her geçen gün artmasına ve test sayılarındaki yetersizliğe rağmen normalleşme adımları endişe ve soru işaretleri doğuruyor. Kanolu kanaat önderlerinden Askiya Kabara, kendisiyle görüştüğümüzde sokağa çıkma yasağı nedeniyle birçok insanın işe gidemediğini ve bu nedenle de halkın açlık ve yetersiz beslenmeyle karşı karşıya kaldığına dikkati çekmişti. Kovid-19’dan önce, ülkede, çoğunluğu yukarıda bahsettiğimiz kuzey eyaletlerinde olmak üzere, 94 milyon Nijeryalı’nın günlük 2 doların altında gelirle aşırı yoksulluk içinde yaşadığını düşündüğümüzde yeni süreçteki ekonomik sorunlar hem salgının yayılmasını tetikleyebilir hem de salgınla birlikte bu rakamları artırabilir.

Sonuç olarak Afrika’nın farklı ülkelerinde virüsle mücadele için örnek teşkil edecek farklı adımlar atılıyor olsa da Nijerya örneğinde görüldüğü üzere virüsün yayılımı ve etkisiyle ilgili henüz net bilgiler elde bulunmuyor ve bu da ülkelerle ilgili siyasi ve sosyoekonomik öngörü ve tahminleri zorlaştırıyor. Diğer taraftan Kıta için genel olarak bazı tahminler yapılsa da virüsün ülkeleri farklı şekillerde etkileyeceği dikkat alınmalı. Ancak Nijerya özelinde salgın kontrol altına alınmadan hayatın normale dönmesiyle virüsün yayılma hızını arttırması sadece bu ülkeyi değil ekonomik bağları nedeniyle Batı Afrika ülkelerini de etkileme ihtimaline sahip.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Albayrak Grubu İnsan Kaynakları Koordinatörü Yavuztürk: "Pandemi sonrası yeni çalışma modelleri gündemde"

Sal Haz 2 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İSTANBUL (AA) – Albayrak Grubu İnsan Kaynakları Koordinatörü Hüseyin Yavuztürk, pandemi sonrası yeni çalışma modellerinin gündemde olduğunu belirterek, "İş süreçlerinde herhangi bir aksama yaşamadan, pandemi süreci bitince de evden çalışmayı tercih edecek pozisyonlar muhakkak olacaktır." ifadesini kullandı. Albayrak Grubu'ndan yapılan açıklamaya göre, grup, insan […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump