Trablus ve Terhune’nin Hafter’den kurtarılması Libya’ya dair tüm hesapları değiştirdi

Trablus Havalimanı’nın kontrol altına almasıyla başlayan sürece, başkent Trablus’un ve son olarak da Terhune’nin Libya ordusunun denetimine geçmesi de eklendi.

Said İbicioğlu,Mustapha Dalaa   |06.06.2020
Trablus ve Terhune'nin Hafter'den kurtarılması Libya'ya dair tüm hesapları değiştirdiFotoğraf: Hazem Turkia / AA

İstanbul

Libya ordusunun, başkent Trablus‘un tamamını ülkenin doğusundaki gayrimeşru güçlerin lideri Halife Hafter’e bağlı milislerden temizlemesi ve ardından da Terhune vilayetini almasının oluşturduğu askeri başarı dalgasının etkilerinin, ülke içindeki diğer bölgelerin durumunda hatta Libya’ya yönelik uluslararası tutumda köklü değişikliklere yol açması bekleniyor.

Hükümet güçlerinin, birkaç gün önce Trablus Havalimanı’nı kontrol altına almasıyla başlayan süreç, çok kısa bir süre içinde Hafter milislerinin birçok cephesinin çökmesi ile sonuçlandı.

Trablus eteklerinden çıkartılan Hafter milisleri başkentin 90 kilometre güneydoğusundaki kilit role sahip Terhune kentine doğru çekilirken, Libya ordusu da dün sabah saatlerinde 4 koldan ilerleyerek Terhune vilayetinde kontrolü sağladı.

Trablus’un güneyindeki Kasr Bin Gaşir ilçesinin idari sınırları içinde yer alan Trablus Uluslararası Havalimanı, Hafter milislerinin başkente yönelik saldırılarını yürütmek için kullandığı odak noktası ve milislere gönderilen ikmal ve cephaneliğin toplanma yeri olarak stratejik öneme sahipti.

Havalimanının hükümet güçleri tarafından alınmasıyla Hafter milislerinin savunma hattında hızlı bir çöküş başladı. Kasr Bin Gaşir, Ayn Zara ve Vadi Rabi hattında ilerleyen Libya ordusu, bu bölgeleri Hafter milislerinden bir gün içinde temizledi.

Trablus’un kurtarılmasına giden süreç

Trablus’un 140 kilometre güneybatısındaki Vatiyye Hava Üssü’nün 18 Mayıs’ta geri alınması Rus güvenlik şirketi Wagner’e bağlı paralı askerlerin ağır teçhizatları ve özellikle de Libya ordusunun hava gücünü kullanmasını engelleyen sinyal kesici cihazlarını yanlarına alarak geri çekilme süreçlerini hızlandırdı.

Hafter milisleri, paralı askerlerin çekilmesinin ardından oluşan boşluğu telafi etmek için güçlerini cephe hattının 3 kilometre gerisinde yeniden konuşlandırdığını duyursa da Libya ordusu bir hafta içinde Trablus’un güneyine 12 kilometre kadar ilerleyerek, Hafter milislerinin haftalar boyunca savaşarak girdiği Hamza ve Yermuk kampları ile Salahaddin ve Hillet-ul Fercan cephesi gibi stratejik noktaları geri almayı başardı.

Libya ordusu, taktik gereği kaçan milislerin tekrar toparlanmasına izin vermedi ve il sınırları içindeki milisleri püskürtmeye devam etti.

Batı bölgesini güvene alan Libya ordusu ilerleyişine devam ederek başkentin güneydoğusundaki Terhune vilayetine yöneldi. Önce il sınırındaki Fem Mulga beldesini kurtaran Libya ordusu, Terhune kenti içindeki yerel silahlı milis grubu Kaniyat birliklerinin çekilmesiyle çok kısa bir süre içinde burada da kontrolü sağladı..

Libya ordusu Hafter güçlerini Türkiye’nin desteği ile yenilgiye uğrattı

Türkiye’nin Libya ile imzalanan anlaşmalar çerçevesinde güçlenen Libya ordusu, uluslararası bir konsorsiyum tarafından desteklenen Hafter’e karşı başarı kazandı.

Rus özel güvenlik şirketi Wagner’e bağlı paralı askerleri de yanına alan Hafter milisleri, Aralık 2019’da, Trablus’un iç kesimlerine saldırılarını artırdı. Stratejik Salahaddin Mahallesi’ni ele geçiren Hafter milisleri, Ebu Selim Mahallesi’ne kadar ilerledi, hatta Libya ordusunun Genelkurmay Karargahı dahi milislerin eline geçti.

Libya ordusu, saldırılara karşı koyacak cesaret ve motivasyona sahip olmasına rağmen, milis grupları ve paralı askerlerin yanı sıra silah, SİHA ve mühimmat desteği alan Hafter’e karşı koyacak askeri kapasiteden yoksundu.

Hafter, ülkenin doğusundaki Barka bölgesinden milis grupları, Terhune’den yerel silahlı gruplar, Medhali Selefi görüşüne mensup silahlı oluşumlar, Kaddafi yanlısı milisler, Wagner paralı askerleri, Cancavidler, Çad ve Sudan’dan getirilen silahlı milisler, Mısır askerleri, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) SİHA’ları ve savaş uçaklarıyla sağladığı hava desteği, Suudi Arabistan’nın mali desteği, Fransa’nın lojistik ve istihbarat desteği ve ABD’nin sarı ışığını arkasında almıştı.

Hafter safında birleşen tüm bu güçler, Trablus’a girmek ve Libya hükümetini devirmek için bir araya gelmişti ancak Türkiye’nin Libya hükümetine omuz vermesiyle başarısızlığa uğradılar.

Başkentin kurtarılmasına giden süreçte öncelikle Trablus hava sahası, savaş uçakları ve SİHA saldırılarına karşı emniyete alındı. Hafter milisleri ve Wagner paralı askerlerinin başkentin merkezine doğru ilerlemesi durduruldu. 2020 Ocak ayının başlarında ise Genelkurmay Karargahı dahil olmak üzere birçok mevzi yeniden Libya ordusunun denetimine girdi.

Türkiye ve Rusya’nın öncülüğünde 12 Ocak’ta başlatılan ancak Hafter’in önce olumlu yaklaşıp sonra imzalamadan Moskova’dan ayrıldığı ateşkes anlaşması girişimi süresince Libya ordusu, büyük ölçüde kendisini yeniden yapılandırmayı başardı.

Libya hükümeti, Hafter tarafının saldırıları sürdürmesi sebebiyle 25 Mart’ta sivilleri korumak için “Barış Fırtınası” operasyonunu başlattı. O tarihten bugüne kadar devam eden süreçte ise Libya ordusu Hafter’e karşı arka arkaya elde ettiği başarıları, önce ülkenin batısındaki stratejik Vatiyye Askeri Hava Üssü, sonra Trablus ve Terhune vilayetini tamamen denetimine alarak sürdürdü.

Trablus’un Hafter yanlılarından temizlenmesinin Libya içindeki etkileri

Başkentin kurtarılmasının ilk yankısı El-Asabia kentinden geldi. Hafter milislerinin zorla ele geçirdiği Asabia’daki bileşenler, 4 gün sonra Libya hükümetine bağlı olduklarını açıkladı.

Bunun yanı sıra Gut er-Rih ve El-Kadame’yi ele geçirdikten sonra Giryan’ın güneyinde toplanan Hafter milislerinin Vatiyye Üssü’ne saldırmadan önce Giryan’ı ele geçirme planları da suya düştü.

Hafter’in doğudaki müttefikleri Trablus cephesinden kaçmaya başlarken ülkenin doğusundan gelen silahlı gruplar ve Afrikalı paralı askerler de Terhune’de desteğe ihtiyaç duyan Hafter’e bağlı yerli milisleri terk etti.

Hafter yanlısı Zintan ve Er-Recban merkezli güçlerin, Libya Ordusu Batı Harekat Dairesi Komutanı Usame Cuveyli’nin yaptığı uzlaşı çağrısına uymaları ve Hafter’den ayrılmaları da artık yakın bir olasılık şeklinde değerlendiriliyor.

Ancak Libya’nın doğusunda güçlü kabilelerin temsilcisi niteliğindeki Hafter’in “uzatmalı” siyasi müttefiki Tobruk Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in, Rusya’nın desteğiyle “yaşlı general” Hafter’i saha dışına bırakabileceği henüz meçhul durumda.

Bugüne kadar “adeta bir saadet zinciri” gibi “sürekli zaferler kazanma vaadiyle” farklı görüş ve bölgelerden milisleri kendi yönetiminde toplayan Hafter, Trablus ve batı bölgesinde aldığı yenilgilerden sonra destekçileri ve müttefikleri arasında sorgulanır hale geldi.

Ülkenin güneyinde çok seyrek aralıklarla konuşlanmış ve düşük nüfusa sahip çöl topografyasına sahip Fizan bölgesi, Libya ordusunun diğer bir hedefi olarak görülüyor.

Wagner’in paralı askerlerinin Trablus’taki cephelerden geri çekilerek sığındığı Cufra Hava Üssü alınırsa, bölgenin hükümetin kontrolüne geçmesi kolay olabileceği değerlendiriliyor. Ancak Sebha kentinin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında ülkenin yeni odağı haline gelmesi, Libya ordusunun bu bölgeye ilişkin planlarını ertelemesine yol açabilir.

Trablus’un alınmasının yansımaları Libya sınırlarını aştı

Trablus’un darbeci Hafter’den temizlenmesi, Arap Baharı’nın, karşı devrim çabalarına karşı elde ettiği bir zafer olarak da yorumlanıyor.

Özellikle Libya’daki olaylara karşı Tunus yönetiminin resmi tutumu sebebiyle parlamentosunda tartışmaların yaşandığı Tunus, başta olmak üzere Libya’daki yeni haritanın komşu ülkelerde etkilerinin görülmesi muhtemel.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, Libya Dışişleri Bakanı Muhammed Tahir Seyyale ve Libya Başbakan Yardımcısı Ahmed Muaytik ile Moskova’da görüşmesi sonrası Rusya’nın Libya’daki tutumu da değişmeye daha yakın görünüyor.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın, Hafter’in Suriyeli paralı askerleri Libya’ya getirdiğini ifade etmesi, ABD’nin Libya’da Rus paralı askerlerinin varlığından duyduğu rahatsızlık ve NATO’nun Libya hükümetini destekleme arzusu da Libya ordusunun sahada ilerleyişinin uluslararası yansımaları arasında gösterilebilir.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Bakan Kurum, Validebağ Korusunu gezdi

Cts Haz 6 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İSTANBUL (AA) – Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Validebağ Korusunu ziyaret etti. Üsküdar'da bulunan Validebağ Korusuna gelen Kurum'u, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen karşıladı. Bakan Kurum, koruda kısa bir gezinti yaparak Türkmen'den de bilgi aldı. Validebağ Gönüllüleri Derneği üyeleriyle de sohbet eden Kurum, […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump