Tunus neden hedefte?

Yaşanan son gelişmelerden, Tunus’un istikrarsızlığa itilerek, antidemokratik bir girdabın içine çekilmeye çalışıldığı anlaşılıyor.

Osman Kağan Yücel   |05.06.2020
Tunus neden hedefte?

İstanbul

“Arap Baharı” olarak bilinen dönemden sonra benzer süreçleri yaşayan diğer ülkelere nazaran siyasi istikrarını sağlayan, demokratik geçiş sürecini ufak yol kazalarına rağmen başarıyla devam ettiren Tunus, yaşadığı olumlu tecrübeyle Arap dünyasında önemli bir örnek olarak ortaya çıkıyor. Bu sürecin olumlu seyretmesi her ne kadar bölge istikrarı için önemli olsa da, Libya’daki gelişmelerde anahtar ülkelerden biri olması ve özellikle demokrasi tecrübesinin hem bölgede hem de ülkede tasarruf sahibi ülkelerin çıkarlarıyla ters düşmesi nedeniyle Tunus hedefe oturtulmuş durumda.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan merkezli sosyal medya hesaplarının Tunus’ta Nahda lideri ve Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi hakkında ortaya attığı asılsız iddialarla başlayan, iç karışıklık ve darbe söylentilerinin servis edilmesiyle devam eden bu süreç, Tunus’un eski Cumhurbaşkanı Munsif el-Marzuki’nin, BAE ve Suudi Arabistan’ın eski rejimi ihdas etmeye çalıştığı yönündeki açıklamalarıyla odak noktası haline geldi. Yaşanan son gelişmelerle ülkenin istikrarsızlığa itilerek BAE’nin tahakkümünde antidemokratik bir girdabın içine çekilmeye çalışıldığı anlaşılıyor. Burada, dış politik kapasiteleri sınırlı iki Körfez ülkesinin Afrika kıtası genelinde neyi amaçladıkları ve Tunus özelindeki müdahalelerinin altında hangi nedenlerin yattığı, sorulması gereken iki soru olarak karşımıza çıkıyor.

BAE ve Suudi Arabistan’ın Afrika’daki müdahaleci politikaları

BAE ve Suudi Arabistan’ın Afrika politikaları özelinde iki önemli eğilimden bahsedilebilir. Bunların ilki, bu iki ülkeyle Afrika ülkeleri arasında devam eden resmi, siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerdir. İkinci ve son yıllarda karşımıza sıkça çıkan eğilim ise içişlerine müdahalelere varan, yönetim değişiklikleri tasarlayan, ekonomik ve siyasi tahakkümü arzulayan dış politika ve diplomatik teamüllere aykırı müdahalelerdir. Bunun en açık örneği BAE’nin Afrika Boynuzu’ndaki bazı ülkelerdeki tasarruflarıdır. Son dönemde ise Libya’da darbeci general Halife Hafter’in ekonomik ve askeri olarak BAE ve Suudi Arabistan tarafından desteklendiği ve bu yasadışı aktörün başrolde olduğu bir Libya tasarlandığı gözlemlenmektedir.

Tüm bu müdahalelerin nedenlerini üç ana başlıkta şu şekilde sıralayabiliriz: Birincisi, BAE ve Suudi Arabistan Afrika ülkelerinin ekonomik potansiyellerinden yararlanmak ve kendi siyasi, askeri, ekonomik güvenliklerini sağlamak için, iddialı bir şekilde bu bölgede varlıklarını tesis etmeye çalışıyorlar. İkincisi, bu ülkeler Afrika’yı kendi istedikleri şekilde tasarlayabilecekleri veya müdahalelere açık, küresel siyasi arenada artan statülerini kanıtlayabildikleri, nispeten gözlerden uzak bir alan olarak görüyorlar. Üçüncüsü, Türkiye ve Katar gibi, Afrika ülkelerinde siyasi ve ekonomik etkinliği olan ülkeleri kendilerine karşı bir tehdit olarak görüyorlar.

Arap Baharı sonrası Tunus-BAE ilişkileri

Zeynel Abidin bin Ali döneminin ardından siyasi istikrarda olumlu ivme yakalayan Tunus, benzer süreçten geçen Mısır’da Muhammed Mursi’ye yapılan askeri darbenin akabinde Abdulfettah es-Sisi yönetiminin iktidara gelmesine benzer bir akıbete uğrama endişesi yaşamışsa da bu süreci en az hasarla atlatabildi. Bu süreçte BAE ve Tunus ilişkileri, Cumhurbaşkanı Munsif el-Marzuki’nin, Mursi’nin serbest bırakılması gerektiği yönündeki açıklamasıyla gerginleşti ve ilginç bir şekilde, taraf ülke Mısır’dan önce BAE, Tunus’taki elçisini geri çekti. Tunus’taki demokrasi tecrübesinden duyduğu rahatsızlığı verdiği tepkilerle açığa çıkaran BAE’nin 2018 yılında Tunuslu kadınların BAE’ye ait havayolu şirketi Emirates ile uçmalarına yasak getirmesi ve Tunus’ta aynı yıl içinde başlayan gösterilere el altından destek vermesi, demokratik geçiş sürecindeki başarısı sebebiyle Tunus’u cezalandırmak olarak yorumlandı. Tunus’ta gerçekleştirilen parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kays Said’in cumhurbaşkanı seçilmesi ve Nahda’nın parlamentoda çoğunluğu sağlayıp yeni kurulan hükümette temsil sayısı bakımından önemli bir konumda olması, BAE’nin bu ülke özelindeki darbe hırslarını yeniden körüklemişe benziyor. Hiç şüphesiz BAE’nin Tunus yaklaşımında, Libya’da Hafter’in hezimete uğraması ve Türkiye’nin Akdeniz/Kuzey Afrika’daki jeopolitik açılımlarının başarılı olması da etkili oldu.

Gannuşi neden hedefte?

Tunus’un zikredilen süreçte başarılı olmasındaki kilit isimlerden biri, gerginlikten uzak yaklaşımı ve akil siyasetiyle öne çıkan, uzun yıllar ülke dışında yaşamak zorunda kalmış, Nahda hareketi lideri Raşid el-Gannuşi’dir. Gannuşi izlediği politikalarla Nahda’ya atfedilen tüm olumsuzlukları boşa çıkartmış ve ülkenin istikrar kazanmasında önemli rol oynamıştır. Son dönemde BAE ve Suudi Arabistan’ın hedefinde olmasında bu yaklaşımları ve izlediği siyaset etkili olmuştur. Gannuşi’nin, dolayısıyla Nahda’nın hedefte olmasında, BAE ve Suudi Arabistan’ın Arap Baharı sonrasında oluşturdukları “terör” konseptinin doğrudan bir etkisi bulunuyor. Kendileri için bir tehdit olarak gördükleri Müslüman Kardeşler’i “terör örgütü” olarak tanımlamaları, Nahda’yı da Müslüman Kardeşler’in bir uzantısı olarak kabul etmeleri en önemli faktörler arasında. İslamcılık geleneğinin Arap demokratikleşmesindeki olumlu etkilerinin ortadan kaldırılarak tıpkı Mısır’da olduğu gibi siyaset dışına itilmesi, hatta “terör” konsepti içinde telakki edilmesi, BAE ve Suudi Arabistan’ın bölge politikalarının merkezinde yer alıyor. Ayrıca Gannuşi’nin Türkiye ile yakın ilişkiden yana olması ve Libya’daki meşru hükümeti desteklemesi ve bölgede oluşan yeni dengelerde Gannuşi’nin etkin bir role sahip olduğu Tunus’un konumu, BAE’nin bölge politikaları için önemli bir gedik oluşturmakta.

Libya süreci ve Tunus’un jeopolitik konumu

Hiç şüphesiz BAE’nin Tunus’a duyduğu “ilginin” altında, Türkiye’nin Akdeniz’deki başarılı jeopolitika ve dış politika açılımları kadar, Libya’daki siyasi ve askeri sürecin Libya hükümeti lehine ve Abu Dabi yönetiminin aleyhine işlemesi de yatıyor. Libya’nın ve Trablus’un komşusu olması ve Akdeniz’deki konumu dolayısıyla Tunus jeopolitik bakımdan önemli bir konumda bulunuyor. Halihazırda BAE’nin ekonomik ve siyasi tahakkümü altındaki Mısır gibi Tunus da Hafter yanlısı koalisyonda yer alırsa, böyle bir koalisyon Libya’daki süreci doğrudan etkileme kapasitesine sahip olabilecektir. Ayrıca bu üç ülkede oluşabilecek BAE uydusu yönetimler sadece Kuzey Afrika politikasını değil, doğrudan Akdeniz’deki rekabeti derinden etkileme kapasitesine sahip olacaktır.

[Osman Kağan Yücel Afrika Araştırmaları Merkezi’nde (AFAM) araştırmacı, Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi’nde (AKEM) ise koordinatör yardımcısıdır]

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Türk Kızılaydan Yemen'de gıda yardımı

Paz Haz 7 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email ADEN (AA) – Türk Kızılay, Yemen'in Taiz, Aden ve Ebyen kentlerinde ihtiyaç sahipleri için gıda kolisi kampanyası başlattı. Türk Kızılay Yemen Temsilcisi Mustafa Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kampanya kapsamında 3 ilde toplam 4 binden fazla gıda kolisinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının hedeflendiğini söyledi. Kampanya […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump