MUTLULUĞUN İLK BASAMAĞI!..

Gençlere Sesleniyorum-2

 

Genç kardeşim!..

Bedenini, kalbini ve ruhunu temiz tutarsan; rahatlar, huzur bulur ve mutlu olursun.
Daha dünyada iken, âdeta Cennet hayatı yaşarsın. Çünkü fiziki ve ruhi temizlik, insanın yüzünü ve gönlünü birlikte gülümseten mutluluğun ilk basamağıdır.

Prof. Dr. BAYRAM ALTAN (İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı)

Yeşili ve akan suyu seyretmen ruhunu dinlendirdiği gibi; vücudunu, bulunduğun yeri ve çevreni temiz tutman ve temiz görmen de ruhunu dinlendirir, gönül dünyanı şenlendirir. Yorgunluğunu giderir. Çalışma gayretini artırır. Düşünce ufkunu daha fazla genişletir.

Bedenini, kalbini ve ruhunu temiz tutarsan; seni hem Yaratan sever, hem de yaratılmışlar…. Dünyanın en temiz insanı, bedenini temizlediği kadar ruhunu ve kalbini de temizleyendir.

Unutma;

Kalp ve Ruh, yüzün ve bedenin aynasıdır. Dünyanın neresini dolaşırsan dolaş, görürsün ki, temiz insanlara her yerde en güzel masa ayrılır ve VIP hizmeti sunulur. Bedeni ve ruhu kirli, kalbi ve aklı kirli, fikirleri ve düşünceleri kirli olan insanlar temiz mekanlara alınmazlar. Neden? Çünkü onları gören temiz insanlar, rahatsız olur ve bulundukları mekanı terk eder…

Bunun tersi için de şöyle bir örnek vereyim: Pislik taşıyan böcek, “gülsuyunu” görünce bayılır. Çünkü, taşıdığı pis kokuya alışmış, onunla hemhâl olmuştur. Aykırı olan şeylerden yani temiz kokulardan büyük çapta sıkıntıya girer. Onun hastalığının ilacı, alıştığı ortamdır.

Gençler!…

Temizlik, sadece vücut, elbise, ev ve işyerlerinin temizliğinden ibaret değildir. Temizliğin alanı çok daha geniş ve kapsamlıdır. Kişinin dış temizliği kadar ruhunun ve kalbinin de temiz olması gerekir. Bedenini kirlerden temizleyen, ruhunu günahlardan arındıran ve çevresini temiz tutan kişiyi, hem Allah sever, hem de temiz olan insanlar sever.

İlahi dinlerin en sonuncusu ve en mükemmeli olan İslam, kelimenin tam anlamıyla temizlik dinidir. Dinimiz İslam’ın temizliğe verdiği önemi, başka dinlerde veya beşeri sistemlerde görmek mümkün değildir.

Batı dünyası, temizlikten habersiz ve sefalet içinde bocaladığı bir zamanda İslam Dini ve O’nun Yüce Peygamberi, bütün insanlığa örnek teşkil edecek olan temizlik esaslarını ortaya koymuştur.

Batı ülkeleri son ikiyüz yılda, bu esasların ancak bir kısmına ulaşabildiler. Bir de son aylarda bütün dünyayı saran corona virüsünden korunmak için İslamın temizlik prensiplerine sarıldılar. Hatta bu nedenle pek çok ecnebi de ihtida edip müslüman oldu.

Bedeninin ve ruhunun temizliğine büyük önem verdiği için müslüman; kalbi temiz, bedeni temiz, ruhu temiz ve sözü doğru insandır. Müslüman, namaz kılarken kalbiyle, kalıbıyla ve ruhuyla Allah’ın huzurunda bulunur.

Müslümanın, Huzur-u İlahi’ye çıkabilmek için, bedeninin, elbisesinin, namaz kılacağı yerin ve Nazargâh-ı İlahi olan kalbinin temiz olması gerekir. Müslüman, yalnız namaz kılarken değil, her zaman ve her yerde tertemiz olmalıdır.

İşte bunun içindir ki;

İslamiyet” denilince akla ilk gelen şey, temizliktir. Çünkü temizlik olmayınca ibadet yapılamaz. Temizlik olmayınca İlahi huzura durulamaz. Daha Peygamberliğin ilk günlerinde Cenab-ı Hak, Peygamberimiz (s.a.v)’e hitaben “Elbiseni temiz tut”(Müddessir Suresi, Ayet:4) buyurmuştur. Böylece temizlik, risaletin özelliğinin bir parçası, davet ve tebliğin önemli bir unsuru olmuştur.

Müslümanın; Kalbinin ve ruhunun temiz olması yanında vücudunun, elbisesinin, evinin, bahçesinin, mahallesinin ve çevresinin de temiz olması gerekir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz, daima temiz giyinir, güzel kokular sürünür, saçlarını tarar, yanında ayna, tarak ve misvak taşırdı.

Her abdest alışında, her yatış ve kalkışlarında, mutlaka dişlerini misvak ile fırçalar, yemekten önce ve sonra kesinlikle ellerini yıkardı. İslam’ın temizlik anlayışı, müslümanın kılık-kıyafetinde, evinde, sokağında ve mahallesinde en güzel ve en açık bir şekilde görülür.

Çünkü Müslüman, İslam’ın bütün prensiplerini hayatında uygulayan kişidir. Peygamberimiz (s.a.v), iç ve dış temizliğe son derece riayet etmiş ve ömrü boyunca temiz ve nezih bir hayat yaşamışlardır.

Bu konuda Hz. Aişe (r.anha) Validemiz şöyle diyor:

“Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz bir topluluğun karşısına çıkacağı zaman en güzel elbiselerini giyer, güzel koku sürer, üstüne başına çok dikkat ederdi. Allah’ın Resulü (s.a.v) hazarda ve seferde beş şeyi yanından ayırmazdı. Bunlar, ayna, tarak, misvak, sürme kutusu ve iğne-iplik.”Kur’an okurken, oruç tutarken, hac ibadetini yerine getirirken, zekât verirken, Allah’ı zikrederken temiz olmak, abdestli olmak inancımızın bir gereğidir.

Pis olan bir insan, dinimizin belirlediği şekilde temizlenmediği müddetçe namaz kılamaz, Kâ’beyi tavaf edemez, Camiye giremez, Kur’an’a el süremez. Temizliğe dikkat etmeyenler, Allah’ın sevgisini yitirdikleri gibi insanların nazarında da değerlerini ve itibarlarını kaybederler.

Yüce dinimiz İslam’da temizlik, iki kısımda incelenir. Birincisine “Necasetten temizlenme”, ikincisine de “Hadesten temizlenme” denir. İslam literatüründe bu iki tür temizliğe, “Taharet” adı verilir.

Necis, maddi pislikleri; hades ise, abdestsizlik, cünüplük, kadınlara mahsus olan hayız ve nifas hallerini ifade eder. Abdestsizliği gidermeye küçük temizlik (Taharet-i Suğra), cünüplük, hayız ve nifas durumlarından çıkmak için boy abdesti almaya da büyük temizlik (Taharet-i Kübra) denir. Necis olan maddi pislikler; su ile yıkanarak, suda kaynatılarak, kazınarak, ovularak vs. gibi yöntemlerle giderilir.

1500 yıldan beri bir harfi bile değişmemiş, değiştirilememiş ve de değiştirilemeyecek olan kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, şöyle buyuruyor:

“Temizlenen, Rabbinin adını anıp O’na kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir.” (A’la Suresi, Ayet: 14-15)

“Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelirse yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsel ilişkide bulunmuşsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister, umulur ki şükredersiniz.” (Mâide Suresi, âyet: 6)

“Ona (Kur’an’a) ancak temiz olanlar dokunabilir.” (Vakıa Suresi, Ayet:79)

“Temizlenmek üzere malını hayra veren iyiler, ondan (ateşten) uzak tutulur.” (Leyl Suresi, Ayet: 17-18) Malın, servetin, ürünlerin de temizlenmesi gerekir. Onların temizliği de, İslam’ın belirlediği miktarda zekâtını vermektir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyuruyor:

“İyice temizlenir, sonra Allah’ın farz kıldığı abdesti tamamlayıp da şu beş (vakit) namazı kılan hiçbir Müslüman yoktur ki bu, namazlar arasındaki günahlar için bir kefaret olmasın” (Sahih-i Müslim Terc. C.1, S.310)

İşte bunun içindir ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) bu konunun önemine dikkat çekmek için şöyle buyuruyor: “Temizlik imanın yarısıdır” (S. Müslim, S.Tirmizi, Sünen-i Nesai. Tac, C.1, S.78)

“Allah temizdir, temiz olan(lar)ı sever” (Sünen-i Tirmizi, Edep,41)

“On şey vardır ki, bunlar, daha önceki Peygamberlerin adetlerindendir: Kasık ve koltuk altı kıllarını gidermek, sünnet olmak, tırnak kesmek, bıyıkları kısaltmak, misvak kullanmak, burnu temizlemek, sakalın bir tutamdan fazlasını almak, yemeklerden önce ve sonra elleri, özellikle parmak boğumlarını yıkamak, küçük abdestte kurulanmak, büyük abdestte su ile taharet almak” (Sünen-i Ebu Davud, C.2, H.No: 53)

Bu itibarla diyorum ki; İmanımızın olgunluğa erişmesi, ibadetlerimizin kabul olması ve sağlığımızın korunması temizliğe bağlıdır. Tertemiz olmayan bir kıyafet, pırıl pırıl olmayan bir ev, çöpten geçilmeyen bir sokak ve çevre, İslam Dini ile bağdaşmaz.

Sevgili gençler!

Bedenizi, kalbinizi ve ruhunuzu temizlediğiniz gün; ebedi mutluluğun kapısını aralamış ve mutluluğun zirvesine çıkmak için ilk adımı atmış olursunuz!…

……….

Prof. Dr. Bayram Altan‘ın Yeni Kitabı

Hayatımızı Aydınlatan ALTIN SÖZLER‘ çıktı:

İRTİBAT:

b.altanoglu@gmail.com

Prof. Dr. Bayram ALTAN

İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı / e-Mail: b.altanoglu@gmail.com

One thought on “MUTLULUĞUN İLK BASAMAĞI!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

İzmir'de otomobil ile ticari araç çarpıştı: 9 yaralı

Per Haz 18 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İZMİR (AA) – İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde otomobil ile ticari aracın başıboş koyun sürüsünün yola çıkması nedeniyle çarpışması sonucu 4'ü çocuk 9 kişi yaralandı. Erkan Y. (33) 45 YC 0468 plakalı otomobil ile Torbalı'dan Kemalpaşa istikametine seyrederken yola çıkan koyun sürüsüne çarpmamak için manevra yaptı. […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump