GENÇLERE SESLENİYORUM- 3 /Enerji Kaynağı KALP

Sevgili gençler,

Kalp; bedene hayat veren kan damarlarının enerji kaynağıdır.

Bedenin sağlıklı veya hasta olması; kalbin sağlıklı veya hasta olmasıyla ilgilidir. Sağlam kalp, hem kendisinin, hem de bedenin sağlıklı yaşamasını sağlar.
Hasta kalp, kendinin de bedeninin de ölümünü hazırlar. Onun için kalbinizin sağlam ve sağlıklı olması lazımdır.

Prof. Dr. Bayram ALTAN
(İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı
Mütevelli Heyeti Başkanı)

Kalp, aynı zamanda sevgi ve nefretin de oluştuğu bir mekandır.. Kalp, insanın merkezi olduğu gibi Yüce Allah’ın tecelli ettiği bir yerdir. Nazargâh-ı İlahi olan kalbe “ Gönül Kabesi” denilmesinin nedeni de budur işte.

Mevlana Celaleddin-i Rumi diyor ki;
“Ka’be’yi Azer oğlu Halil (İbrahim Aleyhisselam) yaptı. O yıkılırsa tamiri mümkündür. Ancak Gönül Ka’besini Allah yaptı. O bi yıkılırsa, onun tamiri mümkün değil…. Bunun için siz, gönül kırmaya değil, gönül kazanmaya çalışın.”

İslam literatüründe kalp; daha ziyade “ duygu merkezi” anlamında kullanılmıştır. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de kalp ile ilgili âyetlerden tek anlam çıkarılır. O da şudur: Önce salim bir akıl, ardından sağlam bir iman…. İman, doğrudan doğruya kalp ile ilgilidir. Nitekim, ehl-i sünnetin iman tanımında, “kalp ile tasdik”, kesin ve tartışmasız bir yer tutar.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de bu konuda şöyle buyuruyor:
“İnsan vücudunda bir et parçası vardır ki, o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozulursa bütün vücut bozulur. İyi bilin ki, o et parçası, KALP’ tir.”
İnsan; hem iyilik, hem kötülük yapma temayülüne sahip bir varlıktır.

İlk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem, Cennette yasak meyveden yiyerek hata yapmıştır. Sonra pişman olmuş, yeryüzüne gönderilince de yıllarca gözyaşları içinde tövbe etmiş, sonuç itibariyle Allah’ın “Rahim (bağışlayan) sıfatının tecellisine mazhar olmuş ve af edilmiştir. Adem babamızın, Allah tarafından affı, bizim için bir nümune-i imtisal olmuştur.

Günah işleyen bir insan, tövbe ettiği takdirde âdemiyet nesebini, aksi takdirde şeytaniyet özelliğini tescil ettirmiş olur. Gazzali, insan için hatadan korunmuşluğun imkansız olduğunu söylerken, hatadan dönmemeyi de insanlıkla bağdaştırmaz.
Gazzali’nin bu düşüncesinin, “Her insan günah işleyebilir, günah işleyenlerin en hayırlısı tövbe edendir” (İbn-i Mace Zühd,30) mealindeki Hadis-i Şerif’ten kaynaklanmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de işaret edildiği gibi (Şems Suresi, Ayet: 9-10) Nefsini kirlerden arındırma çabasıdır.

Hz. Peygamber (s.a.v) bu konuda şöyle buyuruyor:
“ Mü’min bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer pişman olarak bağışlanmasını dilerse siyah nokta silinir ve kalbi cilalanır. Günah işlemeye devam ederse siyahlık kalbini sarar.”

Cenab-ı Hakk’ın, “Onların işlemekte oldukları kötülükler kalplerini kirletmiştir”(Mutaffifin Suresi, Ayet: 14) şeklindeki beyanında yer alan kir ve pas bundan ibarettir “.(Sünen-i Tirmizi, Tefsir,83/1)

“(Gerçek) mü’min, işlediği küçük bir günahı bile tepesinde dikilip üzerine düşeceğinden korktuğu bir dağ gibi görür.Buna karşılık günahı kanıksamış kimse, onu burnunun üzerinden geçen sinek gibi kabul eder”(Sahih-i Buhari, Daavat, 4)

Dünyaya bir imtihan için gönderilen insan, çoğu zaman nefis ve şeytana uyarak İlahi emir ve yasakları umursamayıp günah bataklığının içine yuvarlanıyor.
Şayet insan, düştüğü bu bataklıktan kurtulma çarelerini aramaz ve günah üstüne günah işlerse, ömrü biter ve kendisini cehennemin korkunç alevleri arasında bulur.

Yaratılış gayesini bilen ve kulluk şuurunu idrak eden, Allah ve O’nun Resulü ‘ne iman etmenin manevi hazzını tadan, kalbini iman nuruyla aydınlatan, inancı ve güzel ahlakıyla etrafına pozitif enerji saçan bir müslüman; böyle perişan durumlara düşmez, hayatını karartmaz ve Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) gibi günde yüz defa tövbe eder….

Tövbe, “kulun yaptığı hatalara, işlediği suç ve günahlara pişmanlık duyması, onu terk etmesi ve Allah’tan dua ve niyaz yoluyla af ve mağfiret dilemesi” dir.
İnsan, günah işlemeye meyyal olarak yaratılmıştır. Her an, her yerde günah işleyebilir. Ama akıllı ve şuurlu müslüman, hemen suçunu ve hatasını idrak edip pişman olur, bir daha aynı hatayı veya suçu işlememek üzere tövbe eder, Allah’tan işlediği günahının affını diler.

İslam Dininde, güneş batıdan doğuncaya kadar tövbe kapısı açıktır. Yeter ki samimi ve içten gelerek, bir daha işlediği suça ve günaha dönmemek azim ve kararlılığı ile Allah’a yalvarılsın. Dua ve niyazda bulunulsun.

Tövbede en büyük mutluluk, tövbenin kabul edilmesidir. Cenab-ı Hak, bu konuda şöyle buyuruyor:
“Kim tövbe edip iyi davranış gösterirse, şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” (Furkan Suresi, Ayet: 71)
Kullarına karşı çok merhametli olan Allah, onlara azap etmek istemediği için ecel gelmeden ve fırsat kapıları kapanmadan önce şu Ayet-i Kerime ile kullarının tövbe etmelerini istiyor:

“Ey iman edenler! Samimi bir tövbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider de, “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye Kâdirsin” derler.” (Tahrim Suresi, Ayet:8)

Sahabilerin, Resulullah’ın huzurundayken duydukları dini hassasiyeti, yanından ayrıldıktan sonra kaybetmelerinden yakınmaları üzerine Hz. Peygamber şöye buyurmuştur:

“Benim yanımdan ayrıldıktan sonra eski halinizi koruyabilseydiniz melekler sizi ziyarete gelirdi. Siz günah işlemeyen kimseler olsanız Allah bu fiili işleyen başka bir topluluk yaratır ve onların günahlarını bağışlardı” ( Sahih-i Müslim, Tövbe: 9-11)
Resul-i Ekrem’in bu sözleri; bir taraftan Cenab-ı Hakk’ın Ğafur, Ğaffar, Tevvab gibi sıfatlarına işaret ederken, diğer taraftan insanların günah işleyebileceğini, fakat pişman olup tevbe ettikleri takdirde bağışlanacaklarını vurgulamaktadır.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz bakınız bu konuda ne buyuruyor:
“Ey insanlar, Allah’a tövbe ve istiğfar ediniz, ben günde yüz defa tövbe ediyorum.” (S.Müslim, Riyazu’s-Salihin Terc. C.1, H.No:14)
“Günahlarına gerçekten tövbe edenler, hiç günah işlememiş gibi olurlar.” (İbn-i Mace, Ö.N. Bilmen, 500 Hadis, H.No:121)
Kalp, insanın kişiliğinin bir aynasıdır. Tövbe ise, gönül aynamızın temizlenmesi, aklanıp paklanmasıdır.

Sevgili gençler,

Evinize bir misafir geleceği zaman evinizdekiler seferber olur, her yeri temizler, pırıl pırıl eder değil mi? Peki, Nazargâh-ı İlahi olan Gönül Kabesi’nin de günah kirlerinden mutlaka arındırılması, temizlenmesi gerekmez mi? Elbette gerekir. Çünkü bu, insanın en önemli kulluk görevidir. Allah’ın takdir ettiği zaman dolup da ecel kapıyı çaldığında “son pişmanlık fayda vermez!…”

Günahlardan tövbe etmek, her mü’min üzerine vaciptir. Bu bakımdan tövbeyi terk etmek, ayrıca bir günahtır.
İşlenen günah Allah ile kul arasında ise, tövbe etmenin üç şartı vardır:

1-Tövbe edeceği zaman, o güne kadar işlediği bütün günahlarına pişman olmak,
2-Tövbe edeceği zaman, o güne kadar işlediği bütün günahları kesinlikle terk etmek,
3-Bir daha o günahları işlememeye karar vermek ve gayret etmektir.

Eğer tövbe edilen günah, kul hakkına taalluk ediyorsa; o zaman bu üç şart ile birlikte bir de hak sahibinin hakkını ödemek ve kendisinden helallik almak mecburiyeti vardır.

Kesinlikle unutmamak gerekir ki; önemsenmeyerek işlenen küçük günahlar, büyük günahlar için birer basamaktır. İnsan küçük günahları hafife aldığı zaman, günah işleme sarhoşluğuna kapılır.

Bu halet-i ruhiye içinde gittikçe günah gayyasına sürüklenip durur.

Dünyevi cazibenin manyetik alanının etkisi, nefis ve şeytanın da tahrikiyle aklı başından gider, günah kirlerine bulandıkça bulanır, ruhi bunalıma girer ve günah çamuruna battıkça batar…. Basireti bağlanır…. herşeyi toz pembe görmeye başlar…

Hızla ilerleyen zamanın onu Cehenneme yakıt olarak sürüklediğinin farkında olmaz…. Zevk aldığını zannettiği alkolün, kumarın ve fuhşun hayatını kararttığını düşünemez…. Günah işlemenin verdiği bir sarhoşluk içinde bilincini yitirir artık… Şöhretini, itibarını, kişiliğini, malını, mülkünü, servetini, dostlarını ve sevdiklerini kaybeder….. Perişan bir duruma düşer….. Dünya hayatında yaratılış gayesine uygun hareket etmediği için acınacak bir hale gelir….

Zavallı bir duruma düşünce dostları, sevdikleri, yakınları, arkadaşları onu yapayalnız bırakırlar…. Öldüğünde de (bulunabilirse) 4 tane yabancının omuzlarında gider kendisi için kazılan çukura…

İnsanın, bir gün dünya misafirhanesini kesinlikle terk etmesi gerektiğinde; sorhoşluk hali geçer, günah bataklığında geçen günleri, bir film şeridi gibi gözlerinin önünde canlanıp kayar gider…. İşlediği bütün günahlarını bir bir seyredince pişman olup “ aaah, vaaah” der ama zaman çoktaaan geçmiş olur.

Sevgili gençler,

Ölümün gerçek olduğunu, dünyada yaptıklarınızın bir bir hesabını vereceğinizi düşündükçe, işlediğiniz günah kayıtlarının silinemeyeceğini anlayınca ve Ölüm Meleği Azrail’ın gücünü ensesinizde hissettiğinizde hemen günahlarınıza tövbe etseniz veya Firavun gibi “ ben de iman ettim” deseniz bile son pişmanlık asla fayda vermez!…

İşte bunun içindir ki; o “veda günü” gelmeden önce işlediğiniz günahlardan dolayı bütün içtenliğinizle tövbe edin…bir daha günah işlemeyeceğinize dair söz vererek Allah’tan af dieyin… Şu anda kavşakta bekleyen yolcu gibi olduğunuzu unutmayın!…

Tövbe ederseniz bir mükafat olarak ebedi olarak CENNET’e, tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederseniz CEHENNEM’e gidersiniz!…

……….

Prof. Dr. Bayram Altan‘ın Yeni Kitabı

Hayatımızı Aydınlatan ALTIN SÖZLER‘ çıktı:

İRTİBAT:

b.altanoglu@gmail.com

Prof. Dr. Bayram ALTAN

İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı / e-Mail: b.altanoglu@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

İzmir'de drone destekli trafik denetimi

Per Haz 25 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İZMİR (AA) – İzmir polisi drone destekli trafik denetim gerçekleştirdi. İl Emniyet Müdürlüğü sosyal paylaşım sitesinden yapılan açıklamada, Bölge Trafik Denetleme Şubesi ekipleri, kent genelinde uygulamalarda bulundu. Drone destekli gerçekleştirilen denetimlerde 442 motosiklet sürücüsü kontrol edildi. Uygulamada 41 sürücüye kask takmamak, 15 sürücüye de […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump