Çin’in Afganistan’daki varlığı her geçen gün daha belirgin hale geliyor

ABD Afganistan’dan çekilmeye hazırlanırken, büyük oyunun önceki aşamalarında yeri olmayan yeni güçler, bu ülkede belirleyici bir rol almaya hazırlanıyorlar. Bu yeni gelenlerin en çok rağbet göreni ise Çin Halk Cumhuriyeti.

Halil Silahşör   |16.06.2020
Çin’in Afganistan’daki varlığı her geçen gün daha belirgin hale geliyor

İstanbul

“Büyük oyun” veya “büyük kumar” terimi, önde gelen iki Avrupa imparatorluğu olan Çarlık Rusya ve İngiltere arasındaki düşmanca rekabeti temsil etmek için on dokuzuncu yüzyılda üretilmiş bir kavram. Afganistan 1970’lerden 1980’lerin sonuna kadar bir başka “büyük bir oyun” olan Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki vekâlet savaşına sahne olmuştu. Bu oyunda Pakistan’ın ve İran’ın da “patronlarının” atadıkları küçük rolleri vardı. Kızıl Ordu’nun Afganistan’ı işgali ise “büyük oyunun” ikinci turunun başlangıcı oldu.

Bugünlerde ise ABD Afganistan’dan çekilmeye hazırlanırken, büyük oyunun önceki aşamalarında yeri olmayan yeni güçler, bu ülkede belirleyici bir rol oynamaya hazırlanıyorlar. Bu yeni gelenlerin en çok rağbet göreni ise Afganistan’ı “Tek Kuşak, Tek Yol” adlı küresel “yapbozunu” tamamlamak için önemli bir araç olarak gören Çin Halk Cumhuriyeti. Hindistan, Rusya ve elbette ABD gibi bu büyük oyunun diğer ortakları çok fazla gürültüyle varlık gösterirken, Çin Afganistan’da -Kabil’de mahalle çocuklarının dediği gibi- her zaman “sönük ışıklar” gibi hareket ediyor. ABD ve NATO müttefiklerinin geri çekilmesi, Çin’in büyük oyunun ana oyuncusu olarak ortaya çıkmasının yolunu açıyor.

Afganistan Çin için birkaç açıdan önemli. Özellikle Çin’in Rusya Federasyonu’ndan sonra dünyada en çok sınır komşusuna sahip ikinci ülke olduğuna dikkat edilmeli. Söz konusu ülkenin kara sınırını paylaştığı 14 ve deniz sınırını paylaştığı en az 5 komşusu bulunuyor. Bunlar arasında, Çin’in sadece iki komşusuyla -Pakistan ve Afganistan- herhangi bir toprak veya sınır ihtilafı, yahut askeri çatışma geçmişi yok.

Çin Taliban’la işbirliğini ise askeri alanda gerçekleştirmiş durumda. Taliban Afganistan’ın başta Logar vilayeti olmak üzere, kontrolündeki çeşitli bölgelerde Çin’in yatırımlarını ve teknik personelini koruyucu bir rol üstlendi.

Çin en uzun kara sınırına sahip olduğu komşusu Moğolistan’la “iç Moğolistan’ın” kaderi üzerinde anlaşamıyor. Moğolistan’ göre, Çin’in Moğolistan eyaleti işgal edilmiş bir bölge. Ulan Batur yönetimi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Tayvan’ı ilhak etmesi örneğindeki gibi, iki Moğolistan arasında bir birlik hayal ediyor. Çin en uzun ikinci kara sınırını ise Rusya ile paylaşıyor. 1960’larda yaşanan bir dizi askeri çatışmadan bu yana iki ülke ilişkilerine bazen hafif, bazen yoğun olmak üzere, sürekli bir gerginlik hâkim. Rusya Çin topraklarının geniş bir bölümünü işgal ederken, Rusya’nın doğu bölgelerindeki 3,5 milyon Çinli işçinin varlığı, sınır çizgisinin ötesine uzanan gerilimlere yeni bir boyut katıyor.

Çin’in üçüncü en uzun kara sınırı ise Hindistan sınırı. Fakat burada Çin-Rusya sınırındaki durumun tam tersi geçerli. Çünkü burada Çin Hindistan’ın Ladakh bölgesindeki topraklarının büyük bir bölümünü işgal etmiş durumda. Çeşitli partilerden gelen Hint hükümetleri, 1960’ların yenilgisi için Çin’den intikam alacaklarını her zaman tekrarlıyorlar.

Çin’in İran’la Afganistan’da işbirliği yapmasındaki amaç ise (her ikisinin de ideolojik düşmanı gibi görünen Taliban’a yardım pahasına dahi olsa) ABD ve Rusya’yı “büyük oyunun” dışında tutmak.

Öte yandan Çin Halk Cumhuriyeti Vietnam ve Myanmar’ın da bir bölümünü işgal altında tutuyor. Çin’in Japonya, Filipinler, Vietnam ve Güney Kore ile Güney Çin denizi ve Kore körfezindeki ıssız adalar konusundaki anlaşmazlığının tarihi kökleri var. Çin’in son yıllardaki güç gösterisi şimdiye kadar başarısız oldu ve Pekin’in Spratly adaları ve Malacca boğazını kontrol etme hayali gerçekleşmedi.

Sonuç olarak, Çin diğer komşularıyla gerginliği önlemek için dost ülkelerden oluşan bir blok (Pakistan, Afganistan ve Tacikistan) oluşturarak Batı Asya’daki sınırlarını pekiştirmeye çalışıyor. 2015 yılında Çin Tacikistan’da, Afgan sınırına ve Vahan geçişine yakın bölgede askeri bir üs kurmayı başardı. Çin Pakistan’da, kendisini Orta Asya platosunun kalbinden ve Gwadar üzerinden Hint okyanusuna bağlayan, Asya’nın en büyük çok amaçlı limanlarından birini inşa etmekle meşgul. Fakat Çin Afganistan’da etkin bir varlığa sahip olmadan, bu limana giden uluslararası otoyolun istikrara kavuşturulması kolay olmayacak.

Çin Afganistan’da aktif varlık gösterme programına (1933-1973 arasında Afgan şahı olan) Muhammed Zahir Şah döneminde başladı. Çin ulusal diller olan Peştuca ve Dariceyi öğrenmeleri için binlerce Çinli genci 1960’larda Afganistan’a gönderdi. 1960’ların sonuna kadar, Çin’in Afganistan’da etkili bir ticari-askeri varlığa sahip olacak derecede büyük bir ekonomik kapasitesi bulunmuyordu. Çin “büyük oyuna” bu yıllardan sonra Pakistan’ın arabuluculuğuyla girdi. 2000 yılında Çin’in İslamabad büyükelçisi, Taliban lideri Molla Ömer’i ziyaret etti ve aralarında büyük bir ticari-askeri anlaşma üzerinde mutabakat sağlandı. O zamandan bu yana Afganistan’daki Çin yatırımları katlanarak arttı.

Çin’in Afganistan’daki yatırımlarına verebileceğimiz en mühim örneklerden biri, Afganistan’ın bakır madenlerine üç Çinli devlet şirketinin yaptığı 3 milyar dolarlık yatırımdır. Çin ayrıca Afganistan’ın demir cevheri kaynaklarından yararlanmaya hazırlanıyor. Ancak Çin’in nihai hedefi, Afganistan’ın serum lityum, neodim, lantan, tungsten ve muhtemelen uranyum gibi endüstriyel kaya kaynaklarındaki dillere destan zenginliğine hâkim olmak. Bu muazzam doğal kaynaklar çıkarılıp kullanılabilmeleri durumunda, Afganistan’ı dünyanın en zengin ülkelerinden biri haline getirebilir.

Çin Taliban’la işbirliğini ise askeri alanda gerçekleştirmiş durumda. Taliban Afganistan’ın başta Logar vilayeti olmak üzere, kontrolündeki çeşitli bölgelerde Çin’in yatırımlarını ve teknik personelini koruyucu bir rol üstlendi. Bu koruma görevi karşılığında Çin Taliban’a çeşitli silahlar sağlıyor. İlginçtir ki Çin silahları Taliban’a Pakistan üzerinden değil, İran üzerinden ulaşıyor. Pekin’in Pakistan’ı “büyük oyunun” bu perdesinden uzak tutmakla güttüğü amaç, İslamabad’ın yılda 2 ila 3 milyar dolar arasında yardım aldığı Washington’la ilişkilerinin gerilmesini önlemek. Çin’in İran’la Afganistan’da işbirliği yapmasındaki amaç ise (her ikisinin de ideolojik düşmanı gibi görünen Taliban’a yardım pahasına dahi olsa) ABD ve Rusya’yı “büyük oyunun” dışında tutmak. Görünüşe göre ne Pekin ne de Tahran Moskova hakkında olumlu düşünüyor. İran lideri Ayetullah Ali Hamaney Rusya’ya belli bir derecede teveccüh gösteriyor olsa dahi İran hükümeti ve kamuoyu Rusya’yı ülkelerinin düşmanı olarak görüyorlar.

İran’ın Taliban’a yardım etmek için Çin’le yaptığı işbirliği ABD’ye karşı güttüğü stratejinin bir parçası. İran Taliban’ın Washington’la uzlaşmasından ve Humeynicilik ideolojisinin düşmanı rolüne devam etmesinden korkuyor. Çin ise her zaman ve her yerde olduğu gibi, tüm yumurtalarını bir sepete koymuyor. Taliban’la işbirliği yapması ve onlara para ve silah sağlaması, Pekin’in resmî Afgan hükümetine de birkaç “boncuk” ayırmasına engel olmuyor.

Çin ordusu şu anda iki ülke arasındaki sınır bölgesinde bir Afgan dağ savaşçısı birliği yetiştiriyor. Pekin bu birliği eğitme sebebinin, Uygur ayrılıkçı savaşçılarının Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne girmesini önleme görevinde Çin Kızıl Ordusu’na yardım etmek olduğunu iddia ediyor. Pekin Tacikistan’daki askeri varlığını haklı çıkarmak için de aynı bahaneyi kullanıyor.

Çin’in Afganistan’daki varlığı her geçen gün daha belirgin hale geliyor. Son tahminlere göre, hepsi de iktidardaki Komünist Parti’ye bağlı 100’den fazla Çinli şirket Afganistan’da petrol ve gaz araştırmaları, metalürji, haberleşme, nakliye ve elbette askeri malzemeler gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteriyor.

Çin’in hedefi Hint Okyanusu’ndan Orta Asya’ya kadar uzanan “dost” bir blok oluşturmak. İran Çin Halk Cumhuriyeti’nin bu bloğu oluşturmasına yardım ediyor; fakat Suriye’de Rusya’ya hizmet etmesinde gördüğümüz gibi, eninde sonunda “büyük oyundan” atılacaktır. İran her yere yayılan bir çiçek hastalığı gibi; fakat komünist Çin’in “İslami bir muadilini” masaya oturtması bu sefer pek mümkün görünmüyor.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

ABD'deki İsrail'in 'İlhak' planına ilişkin toplantıdan bir karar çıkmadı

Cum Haz 26 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email ABD yönetiminin, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan bazı bölgeleri gelecek aydan itibaren “ilhak” etme planına destek verilip verilmeyeceğini belirlemek için yaptığı toplantıdan bir karar çıkmadığı bildirildi. Mustafa Deveci   |25.06.2020 Kudüs İsrail’in Kanal 13 televizyonuna konuşan adı açıklanmayan ABD’li bir yetkili, İsrail’in 1 […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump