Türkiye kazandıkça Libya’da uluslararası rekabet kızışıyor

Libya ile imzalanan anlaşmalardan sonra Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’da attığı adımlar çok net sonuçlar doğurdu ve Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır’ın Türkiye’yi devre dışı bırakan anlaşmaları neredeyse tamamıyla akim kaldı.

Doç. Dr. Veysel Kurt   |19.06.2020
Türkiye kazandıkça Libya'da uluslararası rekabet kızışıyor

İstanbul

Türkiye ile Libya hükümeti arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan anlaşmaların Türkiye açısından iki temel amacı vardı. Birincisi Doğu Akdeniz’deki jeopolitik kuşatılmışlığı yarmak ve enerji alanlarının güvence altına alınması, ikincisi ise Libya hükümeti için de darbeci general Halife Hafter güçlerinin Nisan 2019’da Trablus’a yönelik başlattığı harekâtın durdurulması idi. Bu anlamda ilk hedef ise Libya’da sahadaki çatışma dengesinin Libya hükümeti lehine şekillenmesiydi. Nitekim altı ay içinde Türkiye Doğu Akdeniz’de Antalya kıyılarından Libya’ya kadar uzanan bölgede varlık ortaya koymuş ve Libya hükümetinin Türkiye’den aldığı destekle Libya’daki kontrol alanları hızla genişlemiştir.

Batıda Trablus’tan Tunus sınırına kadar olan bölgenin, akabinde de Vatiyye askeri üssü ve Terhune’nin hükümet güçlerinin kontrolüne geçmesi bu anlamda dikkat çeken gelişmeler. Böylece Trablus’un güvenliği sağlanmış, Türkiye’nin Libya hükümetine yönelik askeri işbirliği imkanları artmış ve Hafter güçlerinin doğu-batı eksenindeki hareketliliği de engellenmiş oldu. Bunlar önemli adımlar olmakla birlikte sahada 5 Nisan 2019 öncesine dönülmesi için Sirte’nin de kontrol altına alınması gerekiyor. Dolayısıyla Sirte’ye doğru başlayan hamle ile Hafter’e destek veren Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi uluslararası aktörler telaşa kapılmış ve harekete geçmişlerdir.

Türkiye’nin Libya hükümeti ile gerçekleştirdiği işbirliğinin etkisi ve oluşturduğu sonuçlar Libya ile sınırlı kalmadı. Bunun böyle olacağı anlaşmaların imzalandığı 27 Kasım 2019 tarihinden itibaren belliydi. Nitekim Türkiye’nin bu hamlesi, Libya’daki güç mücadelesinden Kuzey Afrika jeopolitiğine, Avrupa Birliği (AB)-Afrika ilişkilerinden Doğu Akdeniz’deki enerji ve jeopolitik rekabete kadar geniş bir yelpazede etkili oldu. Bu alanlarda etkin olan birçok uluslararası aktörün de stratejisini gözden geçirmesi beklenen bir gelişmeydi. Nitekim Türkiye’nin Libya ile imzaladığı anlaşmalardan doğrudan etkilenen ülkeler bile bu anlaşmaların ne anlama geldiği hususunda önemli ipuçları barındırıyor.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Başbakanı Serrac ile haziran ayının başında bir araya geldi

Rusya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Mısır, Tunus, Cezayir, BAE ve İsrail, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti ya da Libya’daki çıkarları dolayısıyla Türkiye’nin hamlesinin ardından yeniden pozisyon almak zorunda kaldı. Dolaylı olarak etkilenen ülkeler ise en az iki düzine. İşin ilginç tarafı, bu ülkelerin önemli bir kısmı Türkiye’nin hamlesinden rahatsız oldular. Fakat Türkiye’yi geriletmek bakımından hiçbir ülke ne somut bir adım atmak için gerekli koşulları oluşturabildi ne de bir ittifak cephesi kurmayı başardı. Zaman zaman kendi aralarında gerçekleştirdikleri ikili ya da çoklu diplomatik görüşmeler de bir sonuç üretebilmiş değil. Bu anlamda Yunanistan’ın Mısır, İsrail, BAE ve İtalya nezdinde gerçekleştirdiği görüşmeler de akim kaldı. Örneğin Türkiye’nin devre dışı bırakıldığı “East-Med Doğalgaz Boru Hattı Projesinin” hayata geçirilmesi konusunda herhangi bir somut ilerleme sağlanamadı. İtalya ile imzalanan deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması ise Türkiye’yi yakından ilgilendirmiyor. Libya’ya yük taşıyan Türkiye’ye ait kargo gemilerini üç gün arayla taciz eden Yunan ve Fransız savaş gemileri “küçük” bir uyarı sonucunda geri çekilmek zorunda kaldı.

Terhune’nin Libya hükümeti tarafından kontrol edilmesiyle birlikte özellikle Rusya ve Fransa’nın tavırları dikkat çekmeye başladı. Rusya sahadaki dengeleri etkilemeye, Fransa ise Türkiye’yi diplomatik alanda sıkıştırma amaçlı çeşitli hamleleri devreye soktu.

Rusya’nın tehlikeli oyunu

Rusya’nın daha önce Hafter’e Wagner üzerinden yolladığı 2 bin-2 bin 500 civarındaki savaşçı ile sağladığı destek daha sonra hava savunma sistemi Pantsirler ve MIG tipi savaş uçaklarına yedek parça temini noktasında yoğunlaşmakta. Bu destek Hafter’in Libya hükümetine karşı hava üstünlüğü sağlamasında önemli bir rol oynadı. Son dönemde ise Hafter güçlerinin daha fazla geriletilmesini engellemek amacıyla Suriye’den yaklaşık 5 bin militan ve 14 adet Mig-29 savaş uçağını Libya’ya göndererek çatışmanın tırmanmasına yol açacak bir hamle yaptı. Aynı amaç doğrultusunda müzakere sürecini de yeniden gündeme getirdi. Türkiye nezdinde yeni girişimlerde bulunurken, Mısır’da düzenlenen konferansı destekledi ve sonuç bildirgesinin yeni bir yol haritası olabileceğini dile getirdi. Rusya’nın hem sahada hem masada attığı bu adımların temel amacı, Hafter’in daha fazla gerilemesini önlemek ve müzakere sürecinin ağırlığını Mısır-BAE-Hafter ekseninde tutmaktır.

Stratejik/jeopolitik düzeyde ise Rusya, Libya’daki ağırlığını koruyarak Avrupa’ya yönelen enerji hatlarında belirleyici rolünü korumak ve Avrupa’yı güneyden de çevreleyerek Avrupa kıtasını uzun vadede kendine mahkûm bırakmak istemektedir. Rusya’nın en büyük açmazı ise bu stratejik hedefleri bağlamında ABD ve Türkiye ile karşı karşıya gelmiş olmasıdır.

Macron’un açmazları

Libya’da her dönemde etkin bir rol oynamak isteyen Fransa’nın açmazları ise daha büyük. Hafter sonrasında Birleşmiş Milletler (BM) inisiyatifine destek vermiş ancak Hafter’in darbe girişiminden sonra hem Libya hükümeti hem de Hafter’le ilişki kurarak ikili oynamıştır. Her iki aktörden farklı alanlardaki çıkarlarını iki aktörü ve aralarındaki çatışma/müzakere sürecini kontrolü altında tutarak garanti altına almaya çalışmıştır. Örneğin petrol arzı konusunda Libya hükümetiyle, mültecilerin Avrupa’ya geçişini engellemek amacıyla Hafter’le iş tutmuştur. Ancak sahada ilerlemesi ve özellikle Nisan 2019’dan itibaren Trablus’u kuşatmasıyla birlikte Hafter’e destek vermeyi tercih etmiştir. Ancak Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’daki etkinliği karşısında Türkiye karşıtı bir pozisyon almıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO’yu devreye sokma söylemi ise çaresiz çırpınışlarının en somut örneği oldu. Bu anlamda Fransa’nın Türkiye karşıtı söyleminin dört önemli açmazla karşı karşıya olduğu ifade edilebilir.

Birincisi, kısa bir süre önce NATO’nun “beyin ölümünü” ilan eden Macron’un NATO’yu kullanma çabasıdır. İkincisi, NATO’yu birincil düşman olarak gördüğü Rusya’nın hizasına çekmek istemesidir. NATO’nun Macron’un pozisyonunu benimsemesi demek, Rusya’ya destek vermesi anlamına gelecektir. Üçüncüsü, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de zayıflaması, Rusya’nın Avrupa’yı güneyden de kuşatmasının anahtarı olacaktır. Ayrıca Doğu Akdeniz’deki potansiyel enerjinin Avrupa’ya akışında Rusya’yı daha fazla söz sahibi kılacaktır. Dördüncüsü ise Macron’un Türkiye’yi BM nezdinde mahkûm etme çabası, Hafter’in işlediği savaş suçlarına ortak olması anlamına gelecektir. Bu tablo Fransa’nın sadece tutarsızlığını değil, çaresizliğini de gözler önüne seriyor.

Türkiye’nin eli gittikçe güçleniyor

Son günlerde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’da elinin gittikçe daha fazla güçlendiğini açıkça göstermektedir. Sahada Libya hükümetinin kontrol alanları genişlerken, 13 Haziran’da Türkiye’nin tek başına 17 hava aracı, 8 firkateyn ve korvetle düzenlediği tatbikat, Mısır’da askeri bürokrasinin Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’ye Türkiye ile anlaşması için yaptığı baskı, Yunanistan ve Fransız medyasının kendi hükümetlerine yönelik eleştirileri, Hafter güçleri arasındaki çözülme, güven bunalımı ve temsil karmaşası bu anlamda dikkat çekiyor.

Çok daha önemlisi 17 Haziran’da Türkiye’den dışişleri ve ekonomi bakanları ile MİT başkanından oluşan üst düzey bir heyetin Trablus’a gerçekleştirdiği ziyaret, Libya’da yeni bir aşamaya gelindiğini gösteriyor. Bu ziyaret Trablus’un güvenliğinin sağlandığını ve Libya hükümetinin de uluslararası arenadaki meşruiyetini ve gücünü ortaya koymuştur. Dahası Libya’daki gelişmelerin sahadaki ilerleme ile sınırlı kalmayacağı ve iç savaş dolayısıyla altyapı, üst yapı ve kurumsal anlamda çöküşün eşiğine gelen Libya’nın yeniden inşa sürecinde Türkiye’nin oynayacağı role işaret ediyor.

Libyalı yetkililerden gelen açıklamalar da Türkiye ile Libya hükümeti arasındaki söylemsel ve politik uyumu açıkça gösteriyor. Libya Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri’nin “Türkiye ve Rusya arasındaki Libya” konulu müzakerelerin hükümetin de kabul ettiği prensipler üzerinden devam ettiğini ifade etmesi, Başbakan Fayiz es-Serrac’ın Türkiye’nin petrol ihtiyacının karşılanması ve Türkiye’ye Libya kıyıları ile ülke içinde verilmesi planlanan yeni imtiyazlar konusundaki yaklaşımı bu anlamda önemli bir gösterge.

27 Kasım’da Libya ile imzalanan anlaşmalardan sonra Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’da attığı adımlar çok net sonuçlar doğurmuştur: Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır’ın Türkiye’yi devre dışı bırakan anlaşmaları neredeyse tamamıyla akim kalmış, bu anlaşmalarla ortaya çıkması muhtemel jeopolitik kuşatmayı yarmış, Doğu Akdeniz’deki enerji arama alanlarını genişletmiş, Libya ile stratejik düzeyde bir ilişkinin eşiğine gelmiştir. Bu gelişmeler Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Libya ve Kuzey Afrika konusunda stratejik üstünlüğü anlamında önemli avantajlar sunuyor. Uluslararası rekabetin tırmandığı bu süreç Türkiye’nin lehine işliyor. Türkiye çıkarlarını tahkim ederken, Türkiye karşıtı bloğun ise stratejik davranma kabiliyeti zayıflamış ve tutarsızlıklarla malul bir davranış girdabına girmiştir. Bundan sonra da Türkiye devre dışı kalmadığı uluslararası müzakerelere açık bir şekilde ve fakat kendi çıkarlarını merkezde tutarak adım atmaya devam edecektir.

[Orta Doğu’da otoriteryenizm, demokratikleşme, asker-sivil ilişkileri alanlarında çalışan İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Veysel Kurt aynı zamanda SETA Stratejik Araştırmalar Direktörlüğü’nde görev yapmaktadır]

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Fransız dergi: Erdoğan Libya'da dürüst oyun oynayan tek kişi

Cum Haz 26 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email Fransız dergisi Le Canard Enchaine, bazı Fransız diplomatların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya’da dürüst oyun oynayan tek kişi olduğu görüşünü paylaştığını yazdı. Yusuf Özcan   |24.06.2020 Paris Fransız dergisi Le Canard Enchaine, bazı Fransız diplomatların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Libya’da dürüst oyun oynayan tek kişi olduğu […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump