Körfez ülkeleri Mısır’ı Libya’da savaşa mı sürüklüyor?

– Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Libya’nın batısındaki stratejik Vatiyye Askeri Üssü’nün Hafter’e bağlı milislerin işgalinden kurtarıldığı 18 Mayıs’tan beri farklı hamlelerde bulundu.
– Körfez ülkelerinden gelen destek açıklamalarıyla devam eden Sisi’nin hamleleri, “Mısır’ı Libya’da bitmeyecek bir savaşa sürükleme senaryoları” olarak gündemde yerini aldı.

BEYRUT (AA) – MAHMUT GELDİ – Libya’da meşru yönetime karşı destekledikleri darbeci Halife Hafter’in başarısızlığını kabullenen Körfez ülkeleri, “Mısır’ın batı sınırlarının güvenliği” gerekçesiyle Kahire yönetimini Libya’da savaşa teşvik ediyor.

Birleşik Arap Emirliklikleri (BAE) ve Suudi Arabistan yönetimleri, Birleşmiş Milletlerin (BM) yanı sıra Arap Birliği ve Afrika Birliği gibi tüm bölgesel ve uluslararası kuruluşlar nezdindeki meşru Libya hükümetini düşürmek için darbeci Hafter’i silah ve paralı askerlerle desteklediler.

Libya’da hükümeti düşürme ve bölgeye istikrarsızlık ile kaos getirme çabaları, Hafter’in peş peşe mevzi kaybetmesiyle suya düşünce Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin hamleleri devreye sokuldu.

Ülkenin batısındaki stratejik Vatiyye Askeri Üssü’nün Hafter’e bağlı milislerin işgalinden kurtarılmasından sonra başlayan Sisi’nin tansiyonu yükselten hamleleri, “Mısır’ı Libya’da bitmeyecek bir savaşa sürükleme senaryoları” olarak gündemde yerini aldı.

– Vatiyye Askeri Üssü’nün kaybıyla başlayan Sisi hamleleri

Bölgesel politikalarda BAE ve Suudi Arabistan ile hareket eden Sisi, 18 Mayıs’ta Libya Başbakanı Fayiz es-Serrac’ın Vatiyye Askeri Üssü’nün Hafter milislerinden geri alındığını duyurmasından birkaç saat sonra Mısır ordusuna, “milli güvenliği korumak üzere savaşa hazır olma” talimatı verdi.

Savunma Bakanı Muhammed Zeki ve ordunun üst düzey komutanlarıyla gerçekleştirilen toplantı sırasında gelen Sisi’nin talimatı, Sina Yarımadası’ndaki terör olayları ve Libya ile olan batı sınırını kapsadı.

Sisi, Hafter milislerinin başkent Trablus ve çevresindeki tüm bölgelerden tamamen temizlenmesinin ardından ise ülke geneli için ateşkes çağrısı seçeneğini öne sürdü.

Mısır’ın başkenti Kahire’de 6 Haziran’da Hafter ve siyasi müttefiki Tobruk Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile görüşen Sisi, düzenledikleri ortak basın toplantısında “Kahire Bildirgesi” isimli bir girişim duyurdu.

Sisi’nin, “Hafter ve Salih ile Libya’daki çatışmayı sona erdirmek için siyasi bir girişimde bulunma konusunda fikir birliğine vardık. Bu girişim kapsamında 8 Haziran itibarıyla tüm Libya genelinde ateşkes çağrısında bulunuyoruz.” şeklinde duyurduğu girişim, Libya hükümeti tarafından kabul edilmedi.

Libya ordusunun gerçekleştirdiği operasyonlarla Hafter milisleri üzerindeki baskının devam etmesi üzerine Mısır yönetimi yeniden tansiyonu yükseltme dilini kullandı.

Son olarak önceki gün Libya sınırına yakın Mısır Hava Kuvvetleri birliklerini ziyaret ederek, yurt içi veya gerekirse sınır ötesi herhangi bir görevi yerine getirmek üzere “hazırlıklı olun” talimatı veren Sisi, Libya’ya yönelik tehditkar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Artık gerek kendimizi savunma açısından gerek Libya’da seçilmiş tek meşru otorite olan (Tobruk’taki) Temsilciler Meclisi’nin talebi üzerine olsun Mısır’ın (Libya’ya) yapacağı herhangi bir doğrudan müdahale uluslararası meşruiyet kazanmıştır. (Libya’ya müdahale durumunda) Hedeflerimiz, ülkenin batı sınırını korumak ve Mısır’ın ulusal güvenliğinin bir parçası olması hasebiyle Libya’da güvenlik ve istikrarın hızlı bir şekilde sağlanmasını desteklemek, Libyalıların akan kanını durdurmak, derhal ateşkesi sağlamak ve Birleşmiş Milletler gözetiminde kapsamlı müzakereleri başlatmak olacaktır.”

– Körfez ülkelerinin Sisi’ye destek mesajları gecikmedi

Sisi’nin, “Libya’nın Sirte ve Cufra cephe hatlarını kırmızı çizgisi” olarak duyurduğu mesajı da tıpkı önceki hamleleri gibi Körfez ülkesi BAE, Suudi Arabistan ve Bahreyn’den destek aldı.

BAE Dışişleri Bakanlığı, Sisi’nin konuşmasından kısa süre sonra yayımladığı destek açıklamasında, “BAE, istikrarını ve güvenliğini sağlamak için yapacağı her türlü icraatlarından dolayı Mısır’ın yanında yer almaktadır.” ifadesine yer verdi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı da Sisi’ye desteğini, “Mısır’ın güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğidir.” şeklindeki açıklamayla duyurdu.

Açıklamada, “Suudi Arabistan, sınırlarını ve halkını koruma hakkı konusunda Mısır’ın yanında yer almakta ve ona destek vermektedir.” denildi.

Bahreyn Dışişleri Bakanlığı ise destek açıklamasında, “Sisi’nin sözlerinin Mısır’ın güvenliğini hedef alan herkese açık bir mesaj” olduğunu ileri sürdü.

Bahreyn’in Sisi’nin mesajını takdirle karşıladığı vurgulanan açıklamada, ayrıca Mısır’ın güven ve istikrarı için atacağı her adıma destek vereceklerine işaret edildi.

– Libya ordusu: “Savaş ilanı sayıyoruz”

Sisi’nin açıklamaları ve Körfez ülkelerinin Mısır’ı savaşa sürükler nitelikteki destek mesajları Libya’nın uluslararası toplum nezdindeki meşru temsilcileri tarafından tepkiyle karşılandı.

Libya ordusuna bağlı Sirte ve Cufra Ortak Operasyon Dairesi Sözcüsü General Abdulhadi Dırah, yayımladığı açıklamada şunları kaydetti:

“Sisi’nin, kendi tabiriyle Sirte ve Cufra’nın kırmızı çizgisi olduğunu söylediği açıklamalar, ülkemizin iç işlerine apaçık müdahaledir. Bunu Libya’ya yapılmış açık bir savaş ilanı sayıyoruz.”

Libya Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri, Sisi’nin Libya’ya yönelik askeri müdahale tehdidine, “Bu, Libya’nın egemenliğine tecavüz ve iç işlerine apaçık müdahaledir.” sözleriyle tepki gösterdi.

Libya hükümeti Başkanlık Konseyi Üyesi ve Eğitim Bakanı Muhammed Ammari Zayid de “Sisi’nin beyanı Libya ve Kuzey Afrika’nın güvenliğine tehdittir.” dedi.

Trablus’taki Libya Parlamentosundan yapılan açıklamada, Sisi rejiminin Libya’ya “nefsi müdafaa kisvesi altında” müdahale etme tehdidinde bulunarak, ülkenin egemenlik, güvenlik ve toprak bütünlüğüne zarar veren düşmanca tutum sergilediği vurgulandı.

Libya Devlet Yüksek Konseyi Üyesi Abdurrahman Şatır, Sisi’nin açıklamalarını “savaş davullarını çalmak” olarak değerlendirdi.

Libya’nın BM Daimi Temsilcisi Tahir es-Sunni ise Libya’ya yönelik askeri müdahale ile Sirte ve Cufra’nın Kahire için kırmızı çizgi olduğu mesajları veren Sisi’ye, Mısır’ın asıl kırmızı çizgilerini Sina Yarımadası’nda çizmesi gerektiğini hatırlattı.

Sunni, Sisi’ye tepkisini şu sözlerle sürdürdü:

“Libya’da Trablus’ta son bir yıl içinde masum insanlar öldürülürken sesiniz neden çıkmıyordu? Anlaşılan o kırmızı çizginiz o zaman çok uzaktaydı, karşı devrim projeniz çöktüğünde de iyice kısaldı. İstediğinizi denemekte özgürsünüz, ancak bu bizim yaklaşımımız değil. Devletin otoritesi yıkılmadı ve desteğimizi istiyorsanız, bizi rahat bırakın.”

– Dini alimlerin tepkisi

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin açıklamalarına dini alimler de tepki gösterdi.

Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Muhyiddin Karadaği, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Akıllı her insan, Sisi’nin Mısır ordusuna Libya’ya müdahale için hazır olması talimatı karşısında hayret eder.” ifadelerini kullandı.

“Kahire yönetiminin, yaşam kaynağı olan Nil Nehri’nden Mısır’ın payına düşen suyu kesme tehlikesine karşı ordusunu Etiyopya’ya yönlendirmesi gerekmiyor mu?” sorusunu yönelten Karadaği, Mısır halkının çıkarları yerine başka ülkelerin politika ve çıkarları için çabalamanın Kahire’deki mevcut darbe yönetiminin gerçek yüzü olduğuna dikkati çekti.

Lübnan’daki Şii alimlerden Hizbullah örgütünün ilk genel sekreteri Şeyh Subhi Tufeyli de Sisi’nin açıklamalarına tepkisini, “Mısır’ın askeri yöneticisi, Etiyopya ile karşı karşıya gelmemek için Hafter’in yenilgisinden sonra Libya halkıyla savaşma tehdidinde bulunuyor.” ifadeleriyle gösterdi.

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Lübnanlı Şii alim Tufeyli: "Erdoğan, Libya'nın istikrarı için çabalıyor"

Paz Haz 28 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email BEYRUT (AA) – Lübnan’daki Şii alimlerden ve Hizbullah örgütünün ilk Genel Sekreteri Şeyh Subhi Tufeyli, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Fransa, Rusya, İtalya ve İsrail’in yanında yer almanın caiz olmadığını belirtti. Şeyh Tufeyli, Facebook sayfasında yayınladığı videoda, bazı Körfez ülkeleri ile Mısır yönetiminin Libya’daki tutumlarıyla, Türkiye’ye karşı […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump