Sudan’ın ‘Kırılgan’ siyasi geleceği: Ekonomi politik ve toplumsal etkileşimler

Sudan kırılgan ülkeler endeksindeki en kırılgan beş ülke arasındaki konumunu 16 yıldır koruyor. Geçtiğimiz yıl ordunun yönetime el koyması sonrasında kayda değer bir iyileşmenin aksine, kötüye doğru bir gidiş görülüyor.

Kaan Devecioğlu   |26.06.2020

Sudan’ın 'kırılgan' siyasi geleceği: Ekonomi politik ve toplumsal etkileşimler

İstanbul

Sudan’da anayasal yönetime geçiş, Nisan ayındaki devrimden bu yana derinleşen ekonomik kriz, hayat şartlarında yaşanan dramatik düşüş, iç siyasi dengesizlikler, toplumsal hareketler ve kabilevî unsurlar arasındaki anlaşmazlıklar gibi olumsuz koşulların gölgesinde gerçekleştirilen tasfiyelerle toplumdaki huzur ve refah ortamının iyice kırılganlaştığı bir süreç halinde yaşanıyor. Buradan hareketle bu yazı Sudan’ın siyasi geleceğindeki ekonomi politik ve toplumsal etkileşimleri, yabancı aktörlerin konumlarını ve tutumlarını anlamlandırmaya gayret ediyor.

Sudan kırılgan ülkeler endeksindeki en kırılgan beş ülke arasındaki konumunu 16 yıldır koruyor. 2011 yılında Güney Sudan’ın ayrılmasıyla birlikte petrol gelirlerinin yüzde 75’ini kaybeden Sudan, takip eden süreçte ABD ambargosunun da kaldırılmamasıyla ekonomisinde büyük gerileme yaşamış ve bu süreç protesto hareketlerine de neden olmuştu. Nisan ayında ordunun yönetime el koyması ve Ağustos 2019’da Abdullah Hamduk’un başbakan olmasıyla birlikte siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda reformlar yapılmış olsa da kayda değer bir iyileşmenin aksine, devrim öncesine göre kötüye doğru bir gidiş görülüyor. Örneğin Sudan Merkez Bankası’nın verilerine göre, Aralık 2018’de başlayan protestolar öncesinde 1 dolar yaklaşık 18 cüneyhken, bugünlerde 55 cüneyhden işlem görüyor. Ancak gayri resmî piyasada 1 doların yaklaşık 180 cüneyh olduğu belirtiliyor. Bu bağlamda, eğer geçici hükümet yapısal reformların gerçekleştirilmesinde yavaş kalırsa, değişim ve dönüşümden rahatsız gruplar arasındaki ayrışmalardan faydalananlar olabilir.

Sudan kırılgan ülkeler endeksindeki en kırılgan beş ülke arasındaki konumunu 16 yıldır koruyor. Geçtiğimiz yıl ordunun yönetime el koyması sonrasında kayda değer bir iyileşmenin aksine, kötüye doğru bir gidiş görülüyor

Sudan bugüne nasıl geldi?

Ömer el-Beşir rejimi 1989 yılında gerçekleştirilen darbeyle iktidara gelmiş, 19 Aralık 2018’de başlayan ve ordunun 11 Nisan 2019’da yönetime el koymasıyla sonuçlanan halk protestolarıyla ülkedeki hakimiyetini yitirmişti. Söz konusu 30 yıllık iktidar sürecinde Sudan iç çatışmalara, dış müdahalelere, güneyin ayrılmasına, ekonomik ve toplumsal buhranlara sahne olmuştu. Yaşanan sorunların temelinde askeriye, Ulusal Kongre Partisi ve siyasal İslam ideolojisinden müteşekkil bir sac ayağı üzerine kurulu cunta yönetimi yatmaktaydı. Bu yapı sivil görünümlü bir yönetime sahip olsa da, askeri cunta ülkenin ekonomik yapısında büyük bir etkiye sahipti. Örneğin orta veya büyük ölçekli yatırım yapmak istenildiğinde, bakanlarla veya generallerle pragmatik ortaklıklar kurulması gerekiyordu. Bu ortaklıklar ülkedeki kabilevî unsurlar üzerinden adam kayırma, rüşvet ve yolsuzluğu sıradanlaştırmaktaydı. Bu bağlamda, ekonomik sorunlara ve 2011, 2013 ve 2016 yıllarında gerçekleşen halk hareketlerinde onlarca insanın öldürülmesine, el-Beşir rejiminin yıllarca sürdürdüğü kapalı ve ayrıştırıcı sisteme bir karşı duruş anlamı taşıyan Sudan’daki Aralık 2018’de başlayan protestoların hedefi, söz konusu yapının tasfiyesi ve adil, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim talebiydi. Fakat gelinen noktada bu taleplerin devletin yeni karar alıcıları nezdinde gerçek manada bir cevap bulduğunu söylemek pek mümkün değil.

11 Nisan 2019’da yönetimi devralan ve Askeri Geçiş Konseyi’nin (AGK) kurulduğunu açıklayan ordu ile protestoların organizasyonunu sağlayan çatı kuruluş Özgürlük ve Değişim Güçleri Birliği’nin (ÖDBG) ortaklığı hızlı ve arzu edilen bir şekilde etki gösteremedi. Ayrıca ÖDBG’nin talebiyle AGK Başkanı Orgeneral Avad bin Avf’ın istifa etmesi ve yerine (daha önceki görevi Suudi Arabistan’ın koordinasyonunda Yemen Sudan Birliği komutanlığı olan) Abdulfettah el-Burhan’ın gelmesi, akıllara bu süreçte bir Körfez operasyonu yaşanıp yaşanmadığı sorusunu getiriyordu. Burhan AGK başkanlığını devraldıktan sonra, yapısal reformları kastederek “el-Beşir iktidarının temsil ettiği tüm sembollerin kökünü kazıyacağız” ifadesini kullanmış ve böylece ÖDBG’nin öfkesini bir parça dindirmeyi arzulamış olsa da, protestocu gençler sivil ağırlıklı bir geçiş yönetimi oluşturulmadan evlerine dönmeyeceklerini belirtiyorlardı.

Sudan gençliğinin bu kararlı duruşu sonuç verdi ve Başbakan Hamduk yönetiminde 39 aylık bir geçiş hükümeti kurularak göreve başladı. Bu sürenin sonunda ise demokratik ve şeffaf bir seçimle sivil yönetime geçiş öngörülüyor. Ancak söz konusu anlaşmayla önemli bir dönemeci daha geride bırakan Sudan’ın, ağır ekonomik sorunlar ve toplumsal ihtilaflardan oluşan karmaşık bir sınırlılıklar yumağını çözmesi gerekiyor. Bu noktada Sudan geçiş hükümetinin söz konusu sınırlılıkları aşabilmesi için iç ve dış aktörlerle kuracağı ilişkiler önem arz ediyor.

Ülke içindeki şirketler ağının büyük bölümünü askerlerin kontrol altında tutması, toplumsal huzursuzluklar ve Batılı ülkelerin somut adımlar atma konusunda sahip oldukları çekincelerden dolayı verdikleri desteğin ancak söylem seviyesinde kalması, geçici hükümetin önündeki önemli engeller olarak sıralanabilir

Siyasi geçişin politik ekonomisi

Ömer el-Beşir’in 30 yıllık askeri iktidarını sona erdiren Nisan 2019 devrimi, Sudan’a halka hesap veren, demokratik ve şeffaf bir sivil rejimin doğmasına yönelik büyük bir umut aşıladı. İkinci bir umut aşısı da Ağustos 2019’da Hamduk’un geçiş konseyinin başbakanı olarak yemin etmesiyle yapıldı; fakat o günden bugüne, ülkenin toplumsal ve ekonomik yapısında bir iyileşmeden ziyade ne yazık ki bir kötüye gidiş söz konusu. Örneğin enflasyon oranı 2019 yılındaki dönüşümün de etkisiyle yüzde 80’den yüzde 50’ye düşmüşken, mevcut durumda yaklaşık yüzde 80’e geri yükselmiş durumda. 2019’da 175 milyar dolar olan gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) ise Uluslararası Para Fonu (IMF) tahminlerine göre 2020 yılı sonunda yüzde 7 civarında bir düşüşle 163 milyar dolara gerileyecek.

Tüm bu olumsuzlukların yanı sıra, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayıları her geçen gün hızla artıyor ve son aylarda Doğu Afrika ülkelerinde ortaya çıkan çekirge sürüsü istilasının Haziran ayı sonlarında Sudan’a varacağı tahmin ediliyor. Söz konusu felaketler bağlamında, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı yaklaşık 9 milyon Sudanlının insani yardıma ihtiyaç duyacağını tahmin ediyor. Dolayısıyla zaten ciddi makroekonomik zorluklarla mücadele eden ülkenin bir de doğal felaketlere uğramasının onulmaz yaralar açabilecek olması, uluslararası toplumun bu ülkeye daha fazla destek vermesini gerektiriyor. Zira Sudan’ın istikrara kavuşması sadece ülke için değil, bölge için de fayda sağlayacaktır. Unutulmamalı ki Sudan da Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki ülkelerden biri ve Doğu Akdeniz’in ardılı olan Kızıldeniz jeopolitiğinde önemli bir konuma sahip.

Ekonomik kalkınma uzmanı Hamduk’un başbakan olduğunda gerçekleştirdiği ilk ve kritik atamalardan biri, Temmuz 2019’da Economic Research Forum’da yayınlanan makalesinde Sudan’ın 10 yıllık kalkınma planını ve uygulanacak üç aşamalı reform paketini açıklayan Dünya Bankası ekonomisti Dr. İbrahim el-Bedevi’yi maliye bakanlığına tayini olmuştu. Ancak bu atama ÖDBG’nin solcu muhaliflerini rahatsız etmişti. Bu kapsamda ÖDBG ekonomi komitesi Bedevi’nin 2020 bütçe teklifini reddederek, maliye bakanından üç aylık geçici bir bütçe önerisi yapmasını istemiş ve hükümet bir ekonomi konferansı çağrısında bulunmuştu. Dolayısıyla hükümetin 2020 bütçesini belirleme hedefi akim kalmış oldu. Bu kapsamda Hamduk ülke içindeki anlaşmazlıkları aşmak ve ekonomik ilerleme sağlamak için, kamu desteğini geri kazanmak amacıyla “Sudan için ayağa kalk” kampanyasını başlattı ve bu hamle her bir aktör tarafından olumlu karşılandı.

Sudan ekonomisinin toparlanması için, içeride olduğu kadar küresel ve bölgesel aktörler tarafından da desteklenecek kapsamlı bir mutabakat vizyonunun ortaya konulması gerekiyor

Sudan ekonomisinin toparlanması için, içeride olduğu kadar küresel ve bölgesel aktörler tarafından da desteklenecek kapsamlı bir mutabakat vizyonunun ortaya konulması gerekiyor. Bu kapsamda Sudan’ın siyasi geçiş sürecinde ihtiyaç duyduğu teknik destek ve finansman yardımının sağlanması maksadıyla, bazı Batılı ve bölgesel aktörlerin de yer aldığı “Sudan’ın Dostları Grubu” kurulmuştu. Grup içindeki birkaç Avrupa Birliği (AB) ülkesi Kovid-19 yardımları da dahil olmak üzere 250 milyon avroluk bir kalkınma yardımında bulunulacağını açıkladı. Ayrıca ABD de Sudan’ı “terörizmi destekleyen devletler listesinden” çıkardığını açıkladı. Hamduk ve Bedevi IMF ve Dünya Bankası’ndan kalkınma kredileri almak için Washington ve Avrupa ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdiler. Söz konusu ziyaretlerin Avrupa ülkelerinden olumlu karşılık bulduğunu söyleyebiliriz, fakat ABD’nin iç siyasi mekanizmalarından geçmesi gereken zorlu bir süreci ifade eden bu aşamada, Sudan’ın -resmi yaptırımlar olmasa da- “terörizmi destekleyen ülkeler” listesinden çıkarılması, ülkenin yabancı yatırımcıya cazip kılınması açısından çok önemli bir gelişme.

Sonuç olarak, ülke içindeki şirketler ağının büyük bölümünü askerlerin kontrol altında tutması, toplumsal huzursuzluklar ve Batılı ülkelerin somut adımlar atma konusunda sahip oldukları çekincelerden dolayı verdikleri desteğin ancak söylem seviyesinde kalması, Sudan’ın sivil kanadının önündeki temel engeller. Diğer tarafta da Sudan ordusuyla arasında anlaşmazlıklar olan, Hızlı Destek Kuvvetleri Başkanı ve Darfur’daki katliamlardan sorumlu olduğu iddia edilen Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti) üzerinden Sudan’ı kontrol altında tutmak isteyen Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bölgesel aktörler var. Fakat Aralık 2018 ve öncesindeki protesto gösterilerinde Sudan gençliğinin sergilediği önderlik ve ülkenin demografik verileri, hükümetin sivil kanadının orta vadede avantajlı bir konuma geleceğine işaret ediyor. Nitekim ülkenin yüzde 41’i 15 yaşın altında, yüzde 20’si 15-24 yaş aralığında, yüzde 31’i 25-64 ve sadece yüzde 4’ü 55-64 yaş arasında.

Buradan hareketle, Sudan’ın yakın tarihinden çıkarılan dersler ışığında, toplumun demokratik evrensel ilkelere sahip, şeffaf ve halka hesap veren bir sivil yönetim talebi gözden kaçırılmamalı ve söz konusu gençliğin temsilcilerinin benzer tarihsel deneyimlere sahip, karşılıklı çıkarları gözetecek ülkelerle ortaklık kurması gerekmektedir.

[Afrika Koordinasyon ve Eğitim Merkezi (AKEM) koordinatör yardımcısı olan Kaan Devecioğlu politik ekonomi ve Sudan özelinde Afrika konularında yoğunlaşan çalışmalarını Afrika Araştırmacıları Derneği’nde (AFAM) sürdürmektedir]

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

GÖRÜŞ / İyi ki sınav var!

Paz Haz 28 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İnsanın beşeri ve sosyal sermaye düzeyini tam ölçen araçlar geliştirilinceye kadar bilgiyi ölçmeyi sürdürmek akıllıca bir yol olarak görünmektedir. Ölçümdeki eksikliğin, sınav dışı takdir mekanizmalarının komplikasyonlarından az olacağı söylenebilir. Prof. Dr. Ömer Demir   |28.06.2020 ÖSYM başkanı olduğum günlerde yakın bir arkadaşımla telefonla konuşuyordum. […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump