Türkiye'de yaklaşık 4 milyar dolarlık 52 projenin yatırım kararı alındı

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, gelecek dönemde Türkiye'ye yeni bir yatırım sürecinin başlayacağını, 2021 ve 2022'de bu anlamda çok güzel haberler geleceğini belirterek, "Şu anda yatırım kararı alınmış toplam 52 proje var. Bu projelerin toplam yatırım bedeli yaklaşık 4 milyar dolar, taahhüt edilen istihdamı ise 10 bin 500 civarında." dedi.

Dağlıoğlu, basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıda, Türkiye'de Uluslararası Doğrudan Yatırımlar (UDY) hakkında bilgi verdi.

Şu anda yatırım kararı alınmış toplam 52 projenin bulunduğunu anlatan Dağlıoğlu, bu projelerin toplam yatırım bedelinin yaklaşık 4 milyar dolar, taahhüt edilen istihdamının ise 10 bin 500 civarında olduğunu söyledi.

Dağlıoğlu, projelerin ABD, Almanya, Türkiye, İspanya, Hollanda ve Hindistan başta olmak üzere 17 farklı ülkeden geldiğini aktararak, "Projeler yatırım değerine göre kimya ürünleri, demir çelik ve diğer metaller, enerji, motorlu taşıtlar ve ulaştırma araçları ile madencilik/taş ocakçılığı başta olmak üzere 18 farklı sektörden oluşuyor. Projelerin 36'sı sıfırdan yatırım, kalan 16'sı ise genişleme yatırımı." diye konuştu.

Bu yılın haziran ayı itibarıyla potansiyel yatırım olarak görülen 82 projenin 70'inin araştırma ve fizibilite aşamasında bulunduğu bilgisini veren Dağlıoğlu, şunları kaydetti:

"Potansiyel projelerin toplam yatırım bedeli yaklaşık 4,76 milyar dolar, toplam taahhüt edilen istihdamı ise yaklaşık 15 bin 800 düzeyinde. Projeler bilgi ve iletişim teknolojileri, gıda ürünleri, makine ve ekipmanları, kimya ürünleri ve motorlu taşıtlar için yedek parça sektörleri başta olmak üzere 23 farklı sektörü kapsıyor. Projelere yatırım değerine göre baktığımızda Almanya, Güney Kore, ABD, Türkiye, Japonya, Kanada ve BAE başta olmak üzere 27 farklı ülkeden geldiğini görüyoruz."

– "Mobilite dünyasına adapte olunması gerek"

Dağlıoğlu, uluslararası doğrudan yatırımlar açısından öncelikli sektörlerden bahsederek, bu sektörleri; "e-mobilite, yaşam bilimleri (ilaç, tıbbi cihaz, hastane hizmetleri), sağlık, bilgi ve iletişim teknolojileri (tüketici elektroniği, ICT, yazılım), otomotiv, enerji, kimya-petrokimya, makine, savunma ve havacılık, lojistik, altyapı, tarım, gıda & içecek." şeklinde sıraladı.

Mobilite dünyasına adapte olunması gerektiğini vurgulayan Dağlıoğlu, "Bunu yapmazsak önemli bir fırsatı ıskalayabiliriz." dedi.

Dağlıoğlu, 1995'te ihracatın yüzde 27'sinin orta-yüksek teknoloji ürünlerden ibaret olduğunu, bugün bu oranın yüzde 40 seviyelerine çıktığını ifade etti.

2019-2020 Eylem Planı konusunda yapılan görüşmelerde, toplam 42 eylemden 21'inin tamamlandığının öğrenildiğini aktaran Dağlıoğlu, şunları söyledi:

"Yatırımcıların korunmasını esas alan çerçeve kanun taslağı çalışmaları Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile koordinasyon içerisinde yürütülerek son aşamaya getirildi. Öte yandan Yatırım Ofisi olarak finansal yatırımcılara da stratejik yatırımcılar kadar önem vermekteyiz. Bu kapsamda özel sermaye ve girişim sermayesi fonlarından ülkemize daha fazla yatırım kazandırmaya çalışıyoruz. Ayrıca LP olarak tabir edilen ve fonlara yatırım yapan uluslararası finans kurumları, emeklilik fonları, varlık fonları, aile ofisleri ve varlıklı bireyler gibi büyük ölçekli yatırımcıları Türkiye'de yatırım yapmak üzere kurulan özel sermaye ve girişim sermayesi fonlarına yatırım yapmaya ikna etmeye çalışıyoruz."

– "Türkiye'de Şubat 2020 itibarıyla 1.236 Ar-Ge merkezi var"

Burak Dağlıoğlu, Türkiye'de Şubat 2020 itibarıyla 187'si uluslararası olmak üzere toplam 1.236 Ar-Ge merkezi bulunduğundan bahsederek, toplam 60 bin 173 personel istihdam edilen bu merkezlerin sayısının artmasını istediklerini ifade etti.

Dağlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'nin bugüne kadar 23 milyar dolarlık 224 yatırım projesini ülkeye kazandırdığına, bu yatırımlar kapsamında yaklaşık 48 bin istihdam öngörüldüğüne dikkati çekti.

Türkiye'de 2003'ten Nisan 2020'ye kadar 219 milyar dolarlık UDY gerçekleştirildiğini aktaran Dağlıoğlu, gelen UDY'lerin ülke bazlı dağılımının sırasıyla Hollanda, ABD, İngiltere, Avusturya, Luxemburg, Almanya, İspanya, Belçika, Fransa, Yunanistan, Azerbaycan, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, İsviçre, Katar, Japonya, Suudi Arabistan, Kuveyt olduğunu söyledi.

– "Avrupa'ya, Amerika'ya sırtımızı dönmedik"

Yatırımcının coğrafi profilinin belirlenmesi gerektiğine işaret eden Dağlıoğlu, "Türkiye'deki Avrupalı, Amerikalı, Körfezli veya Asyalı yatırımcıların farklı motivasyon, beklenti ve düşünme tekniği var." dedi.

Dağlıoğlu, yatırımlar açısından Asya'ya çok önem verdiklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Türkiye'ye 2002-2010 döneminde gelen UDY'nin yüzde 70'ten fazlası Avrupa'dan, yüzde 10'a yakını da Amerika'dan. Asya ülkelerinden gelen ise sadece yüzde 12 civarında. 2011'den günümüze kadar olan dönemde ise Asya ülkelerinin payı yüzde 22'nin üzerine çıkmış. Yani dünyanın ekonomik ağırlığı Asya'ya kayıyor; bu bir gerçek. Türkiye de bu gerçekten bağımsız hareket edemiyor.

Bunun 'Avrupa'ya, Amerika'ya sırtımızı dönme' gibi bir şeyle alakası yok. Zaman zaman bu yorumları da maalesef duyuyoruz. Amerikan yatırımları için zaten burada çok güçlü bir varlık var. Avrupa'yla da biz çok iç içeyiz ama Asya yatırımcısının daha az bildiği bir coğrafya ve buradaki iş kültürünü çok bilmiyor. Dolayısıyla Asya'dan yatırım çekmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz."

– "Marttan haziran sonuna kadar 600 toplantı gerçekleştirdik"

Ahmet Burak Dağlıoğlu, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Pandemi sürecinde yatırım ofislerinin faaliyetlerini artırdığını ve daha fazla mesai yaptığını vurgulayan Dağlıoğlu, "Burada uluslararası yatırımcılarımız ve yerli şirketlerimizin faaliyetlerinin devamı bizim için esas oldu. Salgın sürecinde ekonomik faaliyet tabii ki yavaşladı ama durmaması, çarkların dönmesi, uluslararası yatırımcıların buradan ihracatlarına devam edebilmesi ve küresel tedarik zincirindeki varlıklarını devam ettirmeleri için elimizden geleni yaptık." diye konuştu.

Dağlıoğlu, Türkiye'nin dünyadaki birçok diğer ülkeye göre pandemi sürecini daha başarılı yönettiğini belirterek, bu bağlamda sürecin nasıl ele alındığını uluslararası yatırımcılara anlattıklarını, marttan haziran sonuna kadar 600 toplantı gerçekleştirdiklerini söyledi.

Son iki ayda toplam 16 etkinlik yapıldığına değinen Dağlıoğlu, bu etkinliklerde ABD, İtalya, Singapur ve Körfez ülkeleri özelinde spesifik konuların ele alındığını, ayrıca yatırımcının sorunlarına hızlı çözüm için kurum içinde bir "Görev Gücü" oluşturulduğunu anlattı.

– "Yeni bir yatırım sürecinin başlayacak"

Dağlıoğlu, gelecek dönemde yeni bir yatırım sürecinin başlayacağını belirterek, "Ben 2021 ve 2022'de bu anlamda çok güzel haberler geleceğini düşünüyorum." ifadesini kullandı.

Ar-Ge ve teknolojide de gelecek yıllarda daha çok yatırım kazanılacağını düşündüğünü aktaran Dağlıoğlu, şunları kaydetti:

"Tabii burada Türkiye'nin en güçlü kası yetkin mühendisleri. Bundan yaklaşık 7 yıl önce portföyümüze giren otomobil mühendisliği şirketi AVL, yatırım değeri olarak 100 bin avro civarındaydı ama günümüzde geldiğimiz noktada dünyanın en doğusundan en batısına teknoloji ihraç eden bir şirkete dönüştü. Bunların artacağını, Türkiye'de teknolojiyi daha ileri seviyelere götürecek bu yetkin insan gücünün uluslararası yatırımcılar tarafından anlaşıldığı ve bu değerin kabul gördüğü bir yatırım gündemi bekliyoruz."

– "Uluslararası doğrudan yatırım çekmeye devam edeceğiz"

Dağlıoğlu, pandemi sonrası tedarik merkezinin Türkiye’ye kayabileceğine ilişkin söylemleri de değerlendirerek, şu ifadeleri kullandı:

"Şu anda öncelik şirketlerin en az hasarla faaliyetlerine devam etmesi. Pandemi sürecinde hiç Türkiye'de olmayan şirketlerden, mobilite, dijitalleşme ve lojistik alanlarında yeni bilgi talepleri dosyaları aldık. Portföyümüze yeni projeler girdi. Bu bağlamda Asya'dan da üreticiler var. Bu süreçte dünyadaki bütün bu raporları ve görüşleri takip ettik. Gerçekten Türkiye için bir fırsat olduğunu gösteriyorlar. İş dünyamızın bunun farkında olması lazım. Bütün tartışma küresel tedarik zincirleri etrafında dönüyor. "

Türkiye'nin küresel tedarik zincirlerine halihazırda entegre bir ekonomi olduğunu vurgulayan Dağlıoğlu, buradan daha fazla pay alınabileceğini dile getirdi.

Dağlıoğlu, ülkelerin korumacılık eğiliminin pandemi sonrası hızlandığına dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Şöyle de bir gerçeklik var: Bu küresel tedarik zinciri dediğimiz şey bir şekilde çok güçlü. Tabii ki yatırımların, ekonomik faaliyetlerin veya tedarikin sadece maliyet odaklı değil, güvenlik, esneklik ve belki daha stoklu olacağına dair birçok şirketin satın alma yöneticisiyle yapılan görüşmeler var ama yine de tedarik zinciri konseptinin değişmeyeceğini görüyoruz. Farklı stratejiler olmakla beraber bu tedarik zinciri kavramı devam edecek. Yine bu bağlamda sadece bunların ülke içinde veya çok dar sınırlar arasında olacağından ziyade bölgeselleşmeden bahsediliyor. Türkiye burada bir avantaj sağlıyor ve pozitif ayrışıyor. Ben uluslararası doğrudan yatırım çekmeye devam edeceğimizi düşünüyorum."


"Volkswagen'in kararı ticari"

Burak Dağlıoğlu, Volkswagen'in Türkiye'deki yatırıma ilişkin son kararına yönelik değerlendirmelerinin sorulması üzerine, "Medyaya yansıyan kadarıyla gördüğümüz dünyadaki yatırım programlarını durdurmaları gerektiği. Volkswagen özelinde de ülke olarak elimizden gelenin en iyisini yaptık ve zaten diğer ülkelerden de ayrıştık. Gelinen noktada şirket ticari bir karar verdi." ifadelerini kullandı.

Dağlıoğlu, dünyada otomotiv sektörünün şuan çok dinamik olduğunu, şirket birleşmeleri ve iflasları yaşandığını belirterek, burada yeni yükselen oyuncular gördüklerinde onlara Türkiye'yi anlattıklarını vurguladı.

Türkiye'ye yatırımlarda bölgesel lojistik merkezi olmanın önemine işaret eden Dağlıoğlu, "Burada temel mesaj şu: Bir şirketin burada üretim yapıyor olması bize yetmemeli, çünkü gerçekten bu katma değeri belirli bir alanda tutuyor. yatırımın öncesindeki ve sorasındaki süreçleri de buraya kazanırsak, o şirketin ayağına burada bir çivi daha çakmış oluyoruz. Şirketleri buraya ne kadar bağlarsak yatırımın kalıcılığını da o kadar sağlarız." dedi.

Dağlıoğlu, İstanbul Havalimanı'nın bölgesel kargo merkezi rolüne yönelik de değerlendirmelerde bulunarak, "Türkiye'nin lojistik rolü pandemide hiç aksamadı ve bizim belki güçlü kaslarımızdan biri oldu. Şirketlerin Türkiye'de var olmaya devam etmeleri için lojistik rolümüzün gücü en önemli argümanlarımızdan biri. Bu bağlamda hava kargo da bunun bir parçası ve başarıyla devam ediyor diye gözlemliyoruz." şeklinde konuşmasını tamamladı.

– Veriler

Toplantıda verilen bilgilere göre, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'nin bugüne kadar ülkeye çektiği büyük ölçekli bazı projelerin ülkelere ve sektörlere göre dağılımı ile sağladığı istihdam sayısı şöyle:

Toplam Proje Sayısı:

224

Toplam İstihdam:

48.671

Toplam Yatırım Değeri: (Dolar)

23.265.545.000

Sektörlere Göre Projeler (1 milyar dolar üstü yatırımlar listelenmiştir.)

Sektör

Toplam Proje Sayısı

Toplam İstihdam

Toplam Yatırım Değeri (Dolar)

Finans

7

565

4.052.850.000

Demir, Çelik ve Diğer Metaller

4

2.890

3.019.000.000

Ulaştırma, Depolama ve Lojistik Hizmetleri

10

6.037

2.895.800.000

Enerji

13

1.130

1.760.150.000

Motorlu Taşıtlar ve Yedek Parça

31

7.438

1.618.950.000

Gıda Ürünleri, İçecek ve Tütün

18

7.754

1.209.400.000

Sağlık Hizmetleri

4

250

1.050.000.000

Ülkelere Göre Projeler (500 milyon dolar üstü yatırımlar listelenmiştir.)

Ülke

Toplam Proje Sayısı

Toplam İstihdam

Toplam Yatırım Değeri (Dolar)

Japonya

27

4.515

2.470.550.000

ABD

37

8.038

2.212.600.000

Güney Kore

16

3.473

2.119.000.000

Almanya

18

3.045

1.838.000.000

Fransa

20

1.158

1.336.000.000

İngiltere

12

1.025

751.550.000

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Ardahan'da canlı hayvan pazarı yeniden açıldı

Paz Tem 5 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email ARDAHAN (AA) – Ardahan'da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında 13 Mart'ta kapatılan canlı hayvan pazarı yeniden açıldı. Atatürk Mahallesi'ndeki hayvan pazarı, kontrollü sosyal hayata geçiş dönemi kapsamında İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararıyla hizmete açıldı. Pazara gelen vatandaşları ateşlerini ölçerek içeri alan ekipler, sosyal […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump