CHP MYK toplantısı yapıldı

ANKARA (AA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, okulların 31 Ağustos'ta açılacak olmasına ilişkin, "Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığı, '40 metrekarelik sınıfta 10 öğrenci ve 1 öğretmen olacak' diyor. Resmi okullarda 15 milyon 88 bin 592 öğrenci var, buna karşılık 571 bin 351 derslik var. Bu, derslik başına 26 kişi eder. Nerede 10 kişi? Ne yapacaksınız? Bu sorunu nasıl çözeceksiniz?" dedi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında video konferans aracılığıyla yapıldı.

Toplantının ardından açıklamada bulunan Öztrak, Türkiye'de adalet sisteminde, ekonomide, eğitim sisteminde, dış politikada ve demokraside sorunlar yaşandığını, ülkenin 2014'ten bu yana her alanda patinaj yaptığını söyledi. Millet işsizliğinin, fukaralığının, perişanlığının iktidarın umurunda olmadığını savunan Öztrak, "Milletin çifte diplomalı evlatları iş bulamıyor,
umudunu kesip eve kapanıyor, TÜİK bu çocukları işsizden bile saymıyor,
saray efradı gözü karartmış, yedi sülalesinin dünyalığını yapıyor. Üçer beşer maaşlar,
ballı yönetim kurulu üyelikleri,
sefirlikler, makamlar, mevkiler, adrese teslim ihaleler,
sarayın 'sosyete pazarına' düşmüş, kapanın elinde kalıyor." diye konuştu.

Öztrak, Türkiye'nin Prag Büyükelçisi Egemen Bağış'ın sosyal medya hesabından paylaştığı "cuma namazı" fotoğrafını eleştirerek "Gerçek Müslüman, ibadetin reklamının yapılmayacağını bilir ama kendisi yine milletin kutsallarının ardına saklanmış. Sıkılmadan milleti bir kez daha uyutmaya çalışıyor. Büyükelçi, devletinin şan ve şerefini temsil eder. Din istismarına gitmez." ifadelerini kullandı.

Katar'a Büyükelçi olarak atanan Mehmet Mustafa Göksu'nun, AK Parti Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu'nun kardeşi olduğunu kaydeden Öztrak, atamada liyakatin değil sadakatin etkili olduğunu ileri sürdü.

Sakarya'da patlamanın meydana geldiği havai fişek fabrikasında 6 yurttaşın hayatını kaybettiğini, 126'sının yaralandığını, 1 kişinin ise kaybolduğunu hatırlatan Öztrak, bunun aynı fabrikada son 11 yılda yaşanan 5'inci patlama olduğuna dikkati çekti. Öztrak, bundan önceki patlamalarda ise 4 işçinin hayatını kaybettiğini, 40 işçinin yaralandığını anımsatarak "Yani bu fabrikanın iş cinayetlerinde sabıkası hayli kabarık. Şimdi soruyoruz, bu kadar iş cinayeti ve patlamaya rağmen,
bu fabrika bugünlere kadar sahibini değil ama ismini değiştire değiştire nasıl geldi? Kimler burayı koruyup, kolladı?" dedi.

Böyle bir kazada iş yeri sahibinin hukuken sorumlu olduğuna işaret eden Öztrak, "Müfettişlerin bölgedeki çalışmaları bitmeden,
bir Cumhurbaşkanı'nın iş yeri sahibini birkaç defa araması normal değildir. Bilgi almak istiyorsa bakanları orada. Kadim dostu olduğu anlaşılan yandaş iş adamına telefonda ne demiştir acaba?" diye konuştu.

– "Geçmişte çok uyardık"

Faik Öztrak, Sakarya'daki bu fabrikanın 11 yılda beş kez patlamasına göz yumanların,
bugün Türkiye'de nükleer reaktör inşa ettirdiğini kaydederek "Aziz milletim, durumun ciddiyetinin farkında mısınız?" diye sordu.

Türkiye'deki iş kazalarına ve işçi ölümlerine dikkati çeken Öztrak, "Attığınız her adımda,
söylediğiniz her sözde,
yaptığınız her işte millet sizi görüyor, Notunuzu veriyor,
sandık geldiğinde de yerinizi gösterecek. CHP iktidarı,
bu vicdansız düzenin tekerine milletimizle birlikte çomağı sokacak. Çalışana sahip çıkan,
haktan, hukuktan, adaletten yana,
hiçbir çocuğun yatağına aç girmediği,
hakça bir düzeni elbette milletimizle birlikte kuracağız." şeklinde konuştu.

Barolarla ilgili yasa teklifinin Adalet Komisyonu'ndaki görüşmelerinin dün gece yarısı tamamlandığını anımsatan Öztrak, şöyle konuştu:

"Milletvekillerimiz Adalet Komisyonu'nda 'çoklu baro' projesine karşı büyük bir mücadele verdi. Saraydan talimatlı vekiller ve koalisyon ortakları,
aklın ve sağduyunun emrettiği uyarı ve itirazlarımızı dikkate almadı. Peki bu yasa teklifinde ne var? Bu teklifte saray hükümetinin yandaş avukatlarına yeni iş alanları açma çabası var. 'Yargıda FETÖ borsasını yöneten' saray avukatlarının işini daha da kolaylaştırmak var. Genel Başkanımız bu durumu kaç kez dile getirdi. Saraydan 'gık' çıkmadı. Hakim ve savcıları oradan oraya tayin ettirebilen avukatlar var. Hakim ve savcılara talimat veren avukatlar var. Şimde de barolar olacak. Geçmişte bu kadroları çok uyardık. Hakimleri, savcıları götürdüler bir cemaate teslim ettiler. Şimdi de anlaşılan avukatları teslim edecekler. Avukatların cüppelerine düğme diktirip, ilik açtıracaklar. Adaleti tamamen sarayın vesayeti altına alacaklar. Daha da önemlisi bu yasa teklifinde müellifi FETÖ olan 'paralel/çoklu baro projesi' var."

– "Taslağı hazırlayanların niyetini sorgulayın"

Öztrak, bundan 100 yıl önce işgal altındaki İstanbul'da,
işgal güçlerinin etnik ve dini esaslara göre barolar kurduğunu hatırlatarak, "Bu teklifte, emperyal güçlerin,
mütareke döneminde uygulamaya koydukları, 'adaleti böl ve yönet projesi' var. Bu teklifte,
etnik, mezhepsel, siyasi meşrebe göre ayrı ayrı barolar kurarak 'cumhuriyetin modernleşme projesinin adalet ayağını' tamamen bitirmek var." görüşünü savundu.

"Bu ülkede hukuk birliği bozulursa,
üniter yapı, yani devletin birliği nasıl korunacak?" diye soran Öztrak, "İstiklali tam olmanın ön koşulu 'hukuk birliğidir.' AK Parti ve MHP koalisyonunun getirdiği bu teklif,
784 bin kilometrekarelik vatan toprağını parçalama projesidir. Koalisyonu bir kez daha uyarıyoruz, bu taslağı size kim hazırlayıp getirdiyse niyetini bir kez daha sorgulayın. 'Aldatılma kotanız' doldu. Milletin eli iki cihanda da yakanızda olur." ifadelerini kullandı.

Öztrak, Halk Tv, Tele 1 kanallarına ekran karartma cezası verildiğini, sosyal medyaya karartma uygulamak istendiğini dile getirerek sosyal medyada nefret dilinin, lincin önlenmesi,
kişisel verilerin izinsiz kullanılmasının önüne geçilmesi,
bu mecralardaki kazançların vergilenmesi gibi konularda,
tüm dünyada çalışma yapıldığını, Türkiye'nin de bu bağlamda tüm paydaşlarla herkesin görüşünü alarak çalışabileceğini söyledi. Ancak bunlar gerekçe gösterilerek "Sosyal medya mecralarını topyekün yasaklayıp kapatırız." denilmesini kabul etmenin mümkün olmadığını vurgulayan Öztrak, konuşmasına şöyle devam etti:

"Dijital ortamın sansürlendiği ve yasaklandığı bir ülkede yaratıcılık,
katma değer,
güven,
yatırım,
refah olmaz, tencere dolmaz. Son 7 çeyrektir, yani neredeyse iki yıldır ülkemizde yatırımlar sürekli geriliyor. Yabancı sermaye ardına bakmadan kaçıyor. En son,
o kadar teşvik,
o kadar taviz ve garanti verilmesine rağmen,
alman otomobil devi Türkiye'de yatırım yapmaktan vazgeçti.

1 milyar doların üzerindeki bir doğrudan yatırımı kaçırdık. Ülkede hukuk ve adalet olmadan,
doğru düzgün istatistik olmadan, yatırımcı önünü göremiyor."

– "Böyle bir düşüş görülmedi"

Salgının en etkili olduğu "nisan-mayıs-haziran" aylarında,
elektrik tüketiminin, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,5 düştüğüne işaret eden Faik Öztrak, "Mevcut seride böyle bir düşüş daha önce hiç görmemişiz. Küresel finansal krizin en derin hissedildiği 2009'un ilk üç ayında bile,
elektrik tüketimi sadece yüzde 6,3 daralmıştı. Aynı dönemde ekonomik daralma ise yüzde 14,4 oldu. Şimdi elektrik tüketimindeki daralma 2009'daki daralmanın neredeyse iki katı. TÜİK'in başına atanan yeni saray damadı sihirli bazı dokunuşlar yapmazsa ekonomik daralma da o dönemin 2 katı olacak gibi görünüyor." değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, pahalılıktan marketlerde bebek mamalarına hırsız alarmı takılacak noktaya gelindiğini kaydederek şöyle konuştu:

"Sarayın kibirli adamı hala 'Enflasyonu tek haneye indireceğiz' diyor. Bunu diline pelesenk etti ama olmuyor. Söylemekle olmuyor. Ne dedi millete? 'Faiz enflasyonun sebebidir, faizi düşürürsek enflasyon da düşer.' Faiz düştükçe düştü ama enflasyon bir türlü düşmüyor, arttıkça artıyor. Enflasyon tek haneye inmez mi? İner ama bu saray yönetimi, bu tek adam vesayet rejimi bunu beceremez. Güven yok. Yeni dayanışma programı yok. Yeni bütçe yok. Lafla bu iş olmaz. Memur ve emeklilerimize ikinci altı ay için yüzde 1,75 enflasyon farkı alacak. Yine yılın ikinci yarısına ait yüzde 4 zamla beraber,
memur maaşları yüzde 5,75 zamlanacak. En düşük memur maaşındaki artış 202 lira.
202 lirayla ne yapılır? Yapılan zam, tek bir günde üç öğün yemeği karşılamıyor."

Öztrak, fedakar sağlık çalışanlarına ayrım yapmadan bayram öncesi birer maaş ikramiye verilmesini, emeklilerin ikramiyelerinin en az 1500 lira yapılmasını istedi.

– "Velilerden taahhüt isteniyor"

Salgında G-20 ülkeleri içinde vatandaşına en az karşılıksız maddi destek veren yönetimin Türkiye'de olduğunu öne süren Öztrak, vatandaşların salgın sürecinde yaşadığı sıkıntılara değindi.

Sosyal devletin öneminin bu salgında çok daha iyi anlaşıldığının altını çizen Öztrak, "Siz getirmezseniz, CHP iktidarında
ilk iş 'aile destekleri sigortası' uygulamasını başlatacağız. Bu ülkede hiçbir babanın evladına okul pantolonu alamadığı için canına kıymasına izin vermeyeceğiz. Hiçbir çocuğumuzun,
yatağa aç girmesine müsaade etmeyeceğiz." dedi.

Öztrak, salgın sürecinde eğitimin normalleşmesine ilişkin alınan tedbirlere de değinerek şu açıklamada bulundu:

"Salgın sürecinde eğitimin normalleşmesinde kaos devam ediyor. Okulların başlama tarihi ikide bir değişiyor. Velilerden taahhüt isteniyor. Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığı, '40 metrekarelik sınıfta 10 öğrenci ve 1 öğretmen olacak' diyor. Resmi okullarda 15 milyon 88 bin 592 öğrenci var, buna karşılık 571 bin 351 derslik var. Bu, derslik başına 26 kişi eder. Nerede 10 kişi? Ne yapacaksınız? Bu sorunu nasıl çözeceksiniz? Bilim Kurulunun ve Sağlık Bakanlığının 'sosyal mesafe' şarlarını nasıl yerine getireceksiniz? 1 milyon 200 bin açıköğretim öğrencisi, bütünleme sınavı veya yaz okulu beklentisi içinde. Bu konuda ne yapacaksınız?"

– "İmamoğlu yapması gerekeni yaptı"

Öztrak, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. "Kurultay hazırlıklarında son durum ne?" sorusu üzerine Öztrak, delegeleri sağlık ve demokrasi arasında bırakmadan, her iki kriteri de yerine getirerek son derece başarılı bir kurultay yapacaklarını bildirdi.

"CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir röportajında 'Genel başkan, cumhurbaşkanı adayı olmamalı' dedi. Cumhurbaşkanı adayının kriterleri ne olmalı?" sorusuna karşılık Öztrak, Türkiye'nin 1940'lı yıllarda cumhurbaşkanının aynı zamanda parti genel başkanı olması olgusundan vazgeçtiğini hatırlattı. Öztrak, CHP'nin cumhurbaşkanı ile parti genel başkanlığının aynı kişide olmamasını savunduğunu dile getirdi.

"CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici'nin, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin satın aldığı Fatih'in portresine ilişkin eleştirileri oldu. Bu konuda ne diyeceksiniz?" sorusuna Öztrak, "Bu resim uluslararası tanınırlığı olan bir müzayede salonunda alındı. Bu resmi daha önce alan ve sonra satan belli. Bu resmin o dönem alındığı fiyat da belli. Dünyadaki kriz nedeniyle bu resim o dönem alınan fiyatın oldukça altında bir fiyatla İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından alındı." yanıtını verdi.

Öztrak, bu resmin yerinin İstanbul olduğunu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da yapması gerekeni yaparak resmi İstanbul'a getirdiğini belirterek İmamoğlu'nu kutladı.

– "Bu ne biçim yorumdur"

"Çoklu baro düzenlemesine karşı CHP'nin yol haritası ne olacak?" sorusuna Öztrak, "Genel Kurulda meramımızı anlatmaya çalışacağız. Çoklu baro sisteminin nasıl bir beka meselesi olduğunu AK Parti ve MHP milletvekillerine anlatabilmek için Meclis İç Tüzüğü'nden kaynaklanan haklarımızı sonuna kadar kullanacağız." yanıtını verdi.

Öztrak, "erken seçime" ilişkin bir soru üzerine, "Erken seçime gitmek tek bir kişinin iradesine bağlı, o da Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı." dedi.

"2017'de temeli atılan ve 450 milyon liraya mal olan Çankırı'daki baraj ortada yok. Bu konudaki yorumunuz nedir?" sorusuna Öztrak, "Öyle görünüyor ki baraj yok olmuş. Dün de Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı '53 tane daha barajı açıyorum' dedi. Birtakım şeyler millete anlatılıyor ama bunların ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilmek mümkün değil. İşte milletvekillerimiz gittiler Çankırı'da barajı bulamadılar. Buna benzeyen başka yerlerde de barajlar var." cevabını verdi.

"Yunanistan Başpsikoposu, Ayasofya'nın ibadete açılıp açılmayacağı tartışmalarıyla ilgili 'Türklerin buna cüret edeceğini sanmıyorum' dedi. Buna ilişkin yorumunuz ne olacak?" sorusu üzerine Öztrak, "Bu ülkenin neye cüret edip neye cüret etmeyeceğini tayin ve tespit etmek hakkı Yunanistan Başpiskoposunda yok. Bu ne biçim bir yorumdur anlamak mümkün değil. Şunun da altını çizmek lazım, daha 1 hafta önce Yunanistan Cumhurbaşkanı geldi Eşek adasını ziyaret etti. İktidar kanadından bir ses çıktı mı? Saray iktidarından ya da onun koalisyon ortağından bir ses çıktı mı?" dedi.

CHP Sözcüsü Öztrak, Ayasofya'nın ibadete açılması tartışmalarına ilişkin, "Ayasofya'yı açmak, müze yapmak Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanının bir imzasına bakar. İbadete mi açacaksınız? Atın o imzayı bitsin, başka kimse karışamaz." ifadelerini kullandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Gençlerbirliği, Fenerbahçe maçına hazır

Pts Tem 6 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email ANKARA (AA) – Gençlerbirliği, Süper Lig'in 31. haftasında yarın sahasında Fenerbahçe ile oynayacağı maçın hazırlıklarını tamamladı. Beştepe İlhan Cavcav Tesisleri'nde teknik direktör Hamza Hamzaoğlu yönetiminde yapılan antrenmana ısınma hareketleri ve dar alanda oyunla başlayan kırmızı-siyahlılar, ana bölümde taktik çalışma gerçekleştirdi. Sakatlıkları bulunan Nadir Çiftçi, […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump