GENÇLERE SESLENİYORUM-6

KALP

KALP, Yapı bakımından göğüs boşluğunda yumruk kadar bir organ değil, aksine vücudun en uzak hücresine kadar uzantısı devam eden ve İlahi sanatı bütün zerrecikleriyle haykıran bir organımızdır.

Kalbin iç ve dış dokuları, İlahi Kudretin eseri olan dört gözlü sistem içinde öyle harika dönüşler yapar ki, kalp bölmeleri arasında kalp kapakçıkları dediğimiz saray perdelerini andıran muhteşem kanallar oluşur.

Kalp, kanı emerken ve pompalarken, bu perdeler kalbin ta ucuna kadar uzayan nazlı telleriyle öylesine açılır ve kapanır ki, sanki Cenab-ı Hakk’ın hikmetini günde 100.000 defa İlahi bir senaryo gibi sergiler. Bir saniyeden daha kısa bir zamanda kapakların İlahi kabloları yavaş yavaş gerilir.

Bu gerilme, bir dalga hareketi gibi saniyenin yüzde birinde başlayıp, yavaş yavaş yayılır ve hücrelere giden kanın ardından, adeta dua edercesine perdenin telleri vecd içinde titrer.

Kapaktaki bu matematik ahenk öylesine güçlü bir ölçü, nizam ve düzen içinde yaratılmış ki; içinde görev yapan binlerce hücreden birinin sırası gelince, gerilme görevine geç katılması, hayatımızın sonu olabilir.
Kalp, vücudumuzdaki bütün organların kralıdır.

Kalbin madde yapısı ile manaya geçişini sembolleştiren bu noktadan ötede çok müthiş bir yeteneği gizleniyor. O da: Sevgi!
Hiçbir organın kavrayamayacağı sevgi duygusu, yalnız kalpte oluşur, gelişir, bütün kalbi kapladıktan sonra insanın bakışlarında, davranışlarında ve konuşmalarında görülmeye başlar.

O, elektromanyetik ve sinirsel ihtişamı ve önsezisi ile tüm yeteneklerimize hükmetmeye başlayınca göz perdesinin ardında seyrettiği güzelliğin öylesine cazibesine kapılır ki, insanın en güzel yanı çıkar ortaya:

SEVGİ!

Sevgi; İlahi bir tecelli sırrı ve gönül dünyasını kaplayan kutsal bir duygudur.
Sevgi ve acıma duygusu, inanan insana mahsus güzel ve özel meziyetlerdir.

Hiddet, şiddet, zulüm, saldırganlık, acımasızlık ise, hayvanlara mahsus özelliklerdir.
Sevgiden, acılar tatlılaşır; sevgiden bakırlar altın kesilir.

Sevgi, ruhu temizleyen, gönülleri neşelendiren, aile saadetini sağlayan; kaynağı İlahi ihsan ve mürüvvet olan sevinçtir!…
Sevgiden bulanık sular arınır ve duru bir hale gelir.
Sevgiden dertler şifa bulur.
Sevgiden Padişahlar kul olur.

Sevginin yalnız ve tümüyle kalbe ait öyküsünü inkâr etmek, evreni inkâr etmek kadar abestir.
Sevgili gençler! Sevgiyi yakaladığınız zaman, kalbinize doğru dikkat kesilin. Onu adeta nabız gibi kalbinizde fark edersiniz.

Sevgi dolu bir kalp ve güler bir yüzle evinize gidip zili çaldığınızda; yine sizin gibi sevgi dolu bir kalp ve mütebessim bir yüzle kapıyı açıp sizi karşılayan eşinize selam verir ve aynı duygularla elinden tutarsanız; sonbahar mevsiminde ağaçların yapraklarının döküldüğü günahlarınız dökülür.

Bu ödülü kazanabilmek için karı-kocanın; inançlı, ahlaklı birbirlerine karşı sevgi dolu ve sadık olmaları şarttır.
İnançsız, ahlaksız, kalbinde sevgi duygusu körelmiş olan insanlar bu mükafatı elde edemezler.

Bu mutluluğa ve bu şerefe nail olamazlar.
İslam Dini’nin sevgi ve sadakatle aile saadetine verdiği bu güzelliği ve önemi, başka dinlerde ve sistemlerde görmek mümkün değildir.

Müslüman bir memlekette, müslüman anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldiğimiz ve müslüman olarak hayatımızı sürdürdüğümüz için ne kadar şükretsek yine de azdır.

Kalbi sevgi ile dolu bir insanın duyguları yüzüne yansır. Böyle bir insanı gördüğünüz zaman rahatlar, sevinir, huzur bulur ve mutlu olursunuz.

Onunla saatlerce, günlerce, aylarca hatta yıllarca bir arada yaşasanız bile zerre kadar rahatsız olmazsınız.
Kalbinde canlılara karşı sevgi yerine nefret duyguları hakim olan ve kalbindeki duyguları yüzüne, davranışlarına ve konuşmalarına yansımış olan biriyle karşılaştığınızda tedirgin olursunuz, ürperirsiniz, rahatsız olursunuz veya korkarsınız. Bir an önce ondan uzaklaşmanın yollarını ararsınız.

Neden?

Çünkü muhatabınızın kalbinde inanç ve sevgi olmayınca size itici ve ürkütücü gelir.
Her an ondan bir zarar geleceği endişesi taşırsınız ve yanında durduğunuz müddetçe sanki dikenler üzerinde duruyormuş gibi rahatsız olursunuz.

Ancak kalbinde sevgi, şefkat ve merhamet duyguları hakim olan bir insan böyle mi? Asla!…Ondan zarar gelmez. O yaratılanı Yaratan’dan ötürü sever.

Sevgi ile dolu kalpler, 150.000 kilometrelik damar şebekesi ile vücuda kan dağıtırken daha güçlüdür. Damarları daha komnitürize olmuştur, geniş ve rahattır.

Nefret dolu kalpler ise, spazmlı damarlarla hem kendini ve hem de hayat verdiği hücreleri perişan eder.
Sevgi, İlahi bir tecelli sırrıdır ve ancak Allah’a imanla kalplerde doğan kutsal bir duygudur.

Allah, kâinatın gözbebeği olarak yarattığı insana kendi sırrından kalp mucizesini vermiş ve muhteşem imzasını insanın kalbinin üzerine atmıştır.

İnsan, sevmek ve sevilmek için doğmuştur.
Çünkü sevmek, sevilmeye sebeptir.

Bu itibarla insan önce sevgisini, kendini yaratan Cenab-ı Hakka karşı göstermelidir. Allah’ı her şeyden çok sevmelidir ki O’nun rahmet ve merhametine nail olabilsin.

Sevgi, Yüce Allah’ın insana lütfettiği bir ihsandır. Bu ihsanı, iyi ve güzel yönde değerlendirmek, insanı “kemalat” derecesine yükseltir.
Bugünkü ifadeyle olgunluğun zirvesine çıkarır.

Kalbi, inanç ve sevgi dolu insanlar ruhen sağlıklı insanlardır.

İslam’da, müslümanın müslümana sevgi dolu bir kalp ve mütebessim bir çehreyle bakması sadaka olarak kabul edilmiştir.
Bugüne kadar yaklaşık 45 ülkeye gittim. Bu konuda iki farklı yüzle karşılaştım. Biri inancından dolayı sevgi ve saygı duyguları içinde karşılıyor, diğerinde böyle bir özellik ve güzellik yok.

Kalbinde inancı olmayan bir insanın yüzündeki tebessüm, yapmacık ve sahtedir.
Bunu inancınızdan, ahlakınızdan ve İslami yaşamınızdan kaynaklanan bir ferasetle gayet açık ve net olarak anlarsınız.

Bu, Allah tarafından müslümana verilen bir özelliktir.
İnsan, aklı erdiği günden itibaren mutlu olmak için çalışır, çabalar, büyük zorluklara ve fedakarlıklara katlanır…. Mutlu olup olamayacağı meçhuldür.

Ancak gerçek mutluluk; inanç, sevgi ve iyilikten geçer.
İnançlı bir insanda sevgi ve iyilik yapma, faydalı olma, yardım etme duygusu ön plana çıkar.
İnancı olmayan, kalbinde insan sevgisi ve acıma duygusu bulunmayan bir insanda bu güzel özellikleri görmek mümkün değildir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz bu konuda şöyle buyuruyor:
“Gözler rehber, kulaklar huni, dil tercüman, kollar kanat, karaciğer rahmet, dalak havuz, akciğer nefes, iki böbrek süzek (süzgeç) ve kalp kraldır. Kalp iyi olursa, ona tâbi olanlar (emri altında bulunanlar) da iyi olur, kötü olduğunda da kötü olur.” (Feyzü’l Kadir, Şerh-i Camiü’s-Sağir, C.4, H. No: 5952)

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem Suresi, Ayet: 96)

“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir topluluk için ibretler vardır.” (Rum Suresi, Ayet: 21)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bizi uyarıyor ve şöyle buyuruyor:
“Siz Mü’min olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de Mü’min olamazsınız” (Riyazu’s salihin c.2, Hadis No:851)

İnsan, kalbinden kin, nefret, kıskançlık ve menfaatperestlik gibi kötü duyguları atar da, onun yerine şefkat, muhabbet ve hoşgörüyü hâkim kılarsa, sevmeyi ve her şeyi güzel görmeyi başarabilir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi der ki;
İnsanın kalbinde saklı öyle şeyler vardır ki verdikçe çoğalır. Bu hazinelerin başında SEVGİ gelir. Ardından, gönlünü rahatlatacak bir tebessüm, kalbine kuvvet verebilecek tatlı bir söz, moralini düzeltecek bir takdir, neşesini yerine getirecek güzel bir şaka, kızgınlığını giderecek bir hoşgörü, hoşuna gidecek güzel bir davranış, Allah’ın rahmetini çekecek hayır bir dua…gelir.

Sevgili gençler!

İslam’ın sevgi ve hoşgörü anlayışını en güzel bir şekilde yansıtan büyük Hak aşığı Yunus Emre’nin şu dörtlüğü çok anlamlıdır:

Ben gelmedim kavga için,
Benim işim sevgi için,
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmaya geldim.

……….

Prof. Dr. Bayram Altan‘ın Yeni Kitabı

Hayatımızı Aydınlatan ALTIN SÖZLER‘ çıktı:

İRTİBAT:

b.altanoglu@gmail.com

Prof. Dr. Bayram ALTAN

İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı / e-Mail: b.altanoglu@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü

Per Tem 16 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email SAKARYA (AA) – Kocaeli, Karabük, Bolu, Zonguldak, Bartın ve Düzce'de, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında çeşitli etkinlikler düzenlendi. Kocaeli Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği, İl Müftülüğü ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünce düzenlenen, İzmit Milli İrade Meydanı'nda çok sayıda […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump