AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Bingöl’de partililerle bayramlaştı:

– “Bizim herhangi bir din ve inançla bir kavgamız yok ama bir taraftan da Ayasofya’yı asli hüviyetine kavuşturduk. Bu da milletimizin beklentisi, özlemi, hasretiydi. Bu da karşılanmış oldu”

BİNGÖL (AA) – AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılmasına ilişkin, "Bizim herhangi bir din ve inançla bir kavgamız yok ama bir taraftan da Ayasofya’yı asli hüviyetine kavuşturduk. Bu da milletimizin beklentisi, özlemi, hasretiydi. Bu da karşılanmış oldu." dedi.

Yılmaz, Bingöl merkez Ilıcalar Belediyesince Cevdet Yılmaz Parkı’nda düzenlenen bayramlaşma programına katıldı, partililerin bayramını kutladı.

Partililere hitap eden Yılmaz, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) dünya genelinde etkilerinin sürdüğünü, salgın nedeniyle farklı bir bayram yaşandığını söyledi.

Yılmaz, "Bu sene hac dahil olmak üzere birçok faaliyet farklı bir şekilde yürüyor. İbadetlere kadar etkilemiş durumda. Sadece sağlığı etkileyen bir hadiseden bahsetmiyoruz, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatı, siyaseti, uluslararası siyaseti etkileyen küresel bir salgından bahsediyoruz." ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin koronavirüs konusunda çok iyi bir imtihan verdiğine işaret eden Yılmaz, hem Cumhurbaşkanı'nın güçlü liderliği hem de Sağlık Bakanlığının doğru politikaları, Bilim Kurulu ve illerdeki pandemi kurullarıyla sürecin çok iyi yürütüldüğünü, bunun Türkiye'yi diğer ülkelerden pozitif şekilde ayrıştırdığını vurguladı.

"Türkiye, çok daha sağlıklı bir şekilde bu hizmetleri vatandaşına sunuyor." diyen Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu başarımız Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle de alakalıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin hızlı karar alan ve uygulayan yapısı, bu krizi yönetmemizde bize çok büyük güç vermiştir. Sadece sağlık etkilerini değil, sosyal ve ekonomik etkilerini yönetirken de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ne kadar etkili olduğunu gördük. Bu süreçte hükümetimiz yoksulun, işini, gücünü kaybedenin de yanında oldu.

İhtiyaç duyan her haneye ulaşacak şekilde büyük kaynaklar harekete geçirildi."

Yılmaz, normalleşme süreciyle ekonomi çarklarının hızla dönmeye başladığını, geçen haziran ayında ihracatın arttığını, bunun da ekonominin gücünü gösterdiğini dile getirdi.

– "Türkiye, milli menfaatlerini her tarafta savunuyor"

Türkiye’nin bölgesinde de birtakım inisiyatiflerinin bulunduğunu ve Suriye’de çok önemli operasyonlar gerçekleştirdiğini anlatan Yılmaz, Türkiye’nin hem oradaki insanların hem de Türkiye’nin sınır güvenliğini sağladığını kaydetti.

Irak, Libya ve Doğu Akdeniz'de çok önemli inisiyatifler alındığına dikkati çeken Yılmaz, "Libya’nın meşru hükümetiyle, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükümetiyle yaptığımız anlaşmalar, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını farklı bir noktaya taşımış durumda. Türkiye’yi dışlamaya çalışan bir blok ve ülkeler var. Onların oyunlarını da boşa çıkarmış durumdayız. Şu anda Türkiye, Libya’da çok güçlü bir şekilde varlık gösteriyor." diye konuştu.

– "Türkiye, daha geniş bir coğrafyada güç ortaya koyan bir ülke haline gelmiş durumda"

"Gerek Suriye’de gerek Libya’da inşallah siyasi çözüm görürüz, bizim amacımız budur. Hiçbir kesimin askeri bir çözümü dayatmadığı, siyasi bir çözümü her iki ülkede de görmek istiyoruz. Bu iki ülkenin de istikrara kavuştuğu bir ortamda bölgemizin de istikrarı güçlenmiş olacak." ifadelerini kullanan Yılmaz, şunları söyledi:

"Diğer taraftan, Azerbaycan ve Ermenistan sınırında hareketlilik var. Biz Azeri kardeşlerimizin yanındayız. Ordumuzla orada tatbikat yapıyoruz. Dolayısıyla artık Türkiye, daha çok geniş bir coğrafyada güç ortaya koyan bir ülke haline gelmiş durumda. Bir anlamda Türkiye, farklı bir lige çıkmış durumda. Farklı bir ölçekte çok daha geniş bir coğrafyada istikrarı korumaya çalışıyor, oradaki mazlumlara yardımcı oluyor. Bir taraftan da kendi milli menfaatlerini en güçlü bir şekilde her tarafta savunuyor Türkiye."

– "Türkiye'de 435 cami dışında kilise, sinagog var"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin cami olarak yeniden ibadete açılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

"Aslında bu, birçok anlam ifade ediyor." diyen Yılmaz, şunları kaydetti:

"Biliyorsunuz, özellikle Yunanistan başta olmak üzere birçok ülkenin tepkileri oldu bu konuda ama çok açık ve net. Bakın, biz bir kiliseyi camiye çevirmedik. Zaten 500 yıla yakın cami olarak hizmet vermiş, bir süre müze olarak kullanılmış bir mabedi tekrar asli hüviyetine kavuşturmuş olduk. Dolayısıyla burada herhangi bir durum söz konusu değil. Bizim Hristiyan ve Yahudi vatandaşlarımızla ve diğer gayrimüslim vatandaşlarımızla hiçbir problemimiz yok. Onlara gereken her türlü ibadet imkanını da sağlıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinden bu yana bütün dinlere karşı hoşgörülü olmuştur. Osmanlıda da böyle, Türkiye Cumhuriyeti’nde de böyle olmuştur. Kim hangi dine inanıyorsa onun ibadetleri var. Türkiye’de 435 cami dışında kilise, sinagog var.

İsteyen herkes ibadetini özgür bir şekilde ifa ediyor. Bizim herhangi bir din ve inançla bir kavgamız yok ama bir taraftan da Ayasofya'yı asli hüviyetine kavuşturduk. Bu da milletimizin beklentisi, özlemi, hasretiydi. Bu da karşılanmış oldu."

– "Kalplerimiz birbirine daha yakın olmalı"

Yılmaz, partililerden fiziki olarak birbirilerinden uzak ama kalben yakın olmalarını istedi.

Virüs tedbirleri kapsamında kullanılan "sosyal mesafe" tabiri yerine "fiziki uzaklık" tabirini daha doğru bulduğunu anlatan Yılmaz, "AK Parti ailesi olarak birbirimize kenetlenmemiz lazım. Ufak tefek meseleleri büyütmememiz, olmadık konulardan birbirimizden uzaklaşmamamız lazım. Sosyal mesafeyi doğru bir kavram görmüyorum doğrusu. Fiziki mesafe daha doğru, sosyal olarak hayat devam ediyor." şeklinde konuştu.

Yılmaz, "Kalplerimiz birbirine daha yakın, daha sıcak olmalı. Birbirimizle dayanışma içinde olmalıyız. Allah birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin. Tekrar bayramınızı tebrik ediyorum. Nice koronasız, daha güzel ortamlarda birbirimizle daha yakın kutlayacağımız bayramlara Cenab-ı Allah bizleri kavuştursun." ifadelerini kullandı.

AK Parti Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek de vatandaşların bayramını kutladı.

Bayramlaşma programına Belediye Başkanı Erdal Arıkan, AK Parti il ve ilçe teşkilatı üyeleri, ilçe ve belde belediye başkanları ile vatandaşlar katıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Mersin'de otomobil uçuruma devrildi: 5 yaralı

Cts Ağu 1 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email MERSİN (AA) – Mersin'in Çamlıyayla ilçesinde, uçuruma devrilen otomobildeki 5 kişi yaralandı. Ahmet Koca idaresindeki 33 U 0867 plakalı otomobil, Sebil Mahallesi'nde sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle yaklaşık 50 metrelik uçuruma devrildi. Kazada yaralanan sürücü Koca ile otomobildeki kuzenleri Şimal, Yunus Emre ve Hilal […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump