Gençlere Sesleniyorum – 9

 ÖLÜMDEN KAÇAMAZSINIZ!…

       Sevgili gençler, Allah’ın ihsan ettiği sayısız nimetler karşısında bazı insanlar bu nimetlerin daimi olduğunu sanarak nankörlük ediyor, nimetlerin sahibine şükretmiyor,  isyan ediyor…

       Hem dünyalarını, hem de ahiretlerini karartıyorlar.

       Neye güveniyorlar?  

       Gençliklerine güveniyorlarsa kesinlikle aldanıyorlar!…Çünkü gençlik, ebedi değil, fanidir.

       Hızla akıp giden zaman içinde gençlik, yerini mutlaka ihtiyarlığa bırakacaktır.     

       Simsiyah olan o gür ve güzelim saçlar, birer pamuk yığını haline gelecek, dizlerinde derman, gözlerinde fer kalmayacaktır.  

       Hiçbir sorumluluk duygusu taşımadan, hemen herşeyi tozpembe görerek günlerini şaşkınlık ve taşkınlık içinde geçiren gençler;  bir gün belleri iki büklüm olmuş, ya bastonla, ya da başkalarının yardımıyla ancak yakın mesafelerı yürüyebilecekler…

       İşte o zaman, “âaaaah…nerede o gençlik günlerimiz?” diyecekler ama zaman çoktaaan geçmiş olacaktır.

        Zaman bir sel gibi akıp gidiyor!… Biz istemesek de her geçen gün ömür takvimimizden bir yaprak kendiliğinden düşüveriyor.   

         Zenginliklerine  mi güveniyorlar? Öyleyse yeminle söyleyeyim ki aldanıyorlar.

Malları, mülkleri, servetleri, evleri, köşkleri, villaları, araçları bir gün mutlaka ellerinden gidecek…

          Sevgili gençler! Lord Teshlid, İngiterenin en zengin adamlarındandı.

          Zaman zaman devlete bile borç veriyordu.

          Malikhanesinde oldukça büyük ve çok korumaklı bir odayı servet kasası olarak kullanıyordu.

          Bir gün hazine odasına girdi ve yanlışlıkla kapıyı üzerine kilitledi.

          Oda çok özel inşa edildiği için, ne kadar bağırıp çağırdıydsa ve yardım istediyse de sesini kimseye duyuramadı.

          Zaman zaman eve gelmediği için de, evdekiler arama ihtiyacı hissetmedi.

          Günler sonra cesedi bulunan Lord, bir şekilde parmağını kesmiş ve kanıyla duvara şu cümleyi yazmış:

          “- Dünyanın en zengin insanı, açlıktan ve susuzluktan ölüyor!…”

          Dünya hayatında mal, servet ve paranın her şeyi çözdüğünü sananlara duyurulur.

         Kendileri gibi servetine güvenen Karun da öldü. Hatta feci bir şekilde. Yer yarıldı, malıyla, mülküyle o alabildiğine çok başdöndürücü altınlarıyla  toprağa gömülüp gitti. Yeryüzündeki bütün zenginler de ölecek ve bu dünyada mallarını nereden kazandıklarının, nereye harcadıklarının mutlaka tek tek  hesabını verecekler…

         Kuvvetlerine güveniyorlarsa vallahi aldanıyorlar. Kuvvet de daimi değil. O da birgün ellerinden kuş gibi uçup gidecek…

        Onların da aşırı hırsları bitecek ve öldüklerinde gözlerini bir avuç toprak dolduracak…

         Hani  İlah’lık davasında bulunan Firavunlar, Nemrutlar, Şeddatlar?… Hepsi de toprak olup gittiler..Şimdi yerlerinde yeller esiyor. Ruhları da, Allah’a isyan etmenin cezasını çekiyor…

         Güzelliklerine ve şöhretlerine mi güveniyorlar? Kesinlikle aldanıyorlar. Çünkü güzellik Allah vergisidir. Kıymeti bilinmez, şükrü eda edilmez, nankörlük edilirse, Allah alır.  

         Dünya tarihinde nice güzeller, şöhretin zirvesine tırmanmışlardı. Hani neredeler şimdi? Kara toprak onları da bağrına bastı. Onlar da her fani gibi ruhlarını teslim edip gittiler bu dünyadan…

         Şayet Allah’ın lütfettiği bu nimetlerin şükrünü eda etmişlerse, ne mutlu onlara. Yok eğer ömürlerini, Allah’ın haram kılmış olduğu yerlerde tüketmişlerse vay onların haline!…            

         Şiddetli azap ve korkunç ateş onlar içindir…

         Sevgili gençler! Görebildiğimiz ve göremediğimiz bütün canlılar fanidir. Günün birinde mutlaka bu dünya hayatına gözlerini kapatacak ve ebedi olan bir âleme intikal edecektir.

Biz bu dünya hayatında bir imtihan dönemindeyiz. Attığımız her adımın, tükettiğimiz her nefesin, yaptığımız bütün işlerin mutlaka bir bir hesabını vereceğiz. O gün İlahi adalet tecelli edecek… Haksızlık yapan cezasını görecek, haklı hakkını alacaktır. Ve hiç kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

          “Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile. Kendilerine bir iyilik dokunsa “bu Allah’tandır” derler; başlarına bir kötülük gelince de, “bu senden” derler. “Hepsi Allah’tandır” de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar?” (Nisa Suresi, Ayet: 78)

          “Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir.  Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise, aldatma metaından başka bir şey değildir.” (Al-i İmran Suresi, Ayet: 185)

            “Her canlı ölümü tadacaktır. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya Suresi, Ayet: 35)

            “De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cum’a Suresi, Ayet: 8)

Ölüm, dünya hayatının sonu, ahret hayatının ise başlangıcıdır. Dünya hayatı geçici, ahret hayatı ise ebedidir. Bu açıdan baktığımızda, bizim için asıl hayatın, kabir ötesinde başlayacağını görürüz. Bunun için de dünya hayatında iken, ahret için hazırlık yaparız.

İnsan, hür irade sahibi, fakat sorumlu bir varlıktır. Yaptıklarından sorumlu olması nedeniyle, bir gün mutlaka Yüce Yaratıcı’nın huzurunda hesap verecektir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor:

             “Ağız tadını bozan ölümü (sık sık) hatırlayın” (Sünen-i Nesei, C.4,S.4)

Ölümü sık sık hatırlamak suretiyle şeytanın oyunlarına gelmeden, nefsinin esiri ve şehvetinin zebunu olmadan, ihlas ve samimiyetle hakiki imanı elde ederek mücadele verip İlahi Rıza’ya eren mü’minlere ne mutlu!

Sevgili gençler!. Dünya hayatında tükettiğimiz nefeslerimize kadar yapmış olduğumuz bütün işlerin, söylediğimiz bütün sözlerin hesabını vereceğiz ahiret günü Allah’ın huzurunda…

İlahi adaletin tecelli edeceği, kimsenin hakının kimsede kalmayacağı, insanların birbirinden kaçacağı o dehşetli güne şimdiden hazırlıklı olmalıyız.

Görevli melekler, bütün konuşmalarımızı manevi bir banta kaydediyor,  bütün hal ve hareketlerimizi manevi bir kamera ile filme alıyorlar. Ahiret gününde bütün bunlar  bize gösterilecek ve dinletilecektir ki, bir itirazımız olmasın.

O gün, günahları ağır gelenler cehenneme, sevapları çok olanlar ise cennete girecek ve  ebedi olarak orada  kalacaklardır.

Sevgili gençler! Şüphesiz dünyadan ayrılma duygusu İstikbalin en vahim hadisesidir. Muhtevasını tam anlamıyoruz. Nerede, ne zaman ve nasıl biteceğini bilmiyoruz.

İnsanoğlu, hayatı boyunca evden çıkar, sonra tekrar döner, ama bir gün çıkar, bir daha da dönemez…

Hayatında kimseye zulmetmemeye, kimseden nefret etmemeye, kimsenin gönlünü yaralamamaya, kimseden kendini üstün görmemeye, kul hakkı yememeye, hayatını iman ile tezyin edip salih amellerle süslemeye özen gösterenlere müjdeler olsun!…

Genç kardeşim, arada bir arkana dön ve geride neler bıraktığına bir bak…

Harcadığın yıllarını seyret usulca. Bak nasıl bitiyor ömür dediğin…

Bir kapıya bir kere gidersin, ikincide utanırsın gitmeye… Ama bir kapı var ki her gün gidersin, gitmelere doyamazsın!… Çünkü bilirsin, seni kapısından kovmayacak bir tek O vardır.

Hergün içini dökersin, O sıkılmaz senden… affeder seni…yüzüne vurmaz ayıplarını…

O, seni senden daha iyi bilir. Çünkü O, kainatı yaratan ALLAH’tır.

Milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy bir şiirinde şöyle sesleniyor:

Allah’a dayan,

Sa’y’e sarıl,

Hikmet’e râm ol,

Yol varsa budur,

Bilmiyorum başka çıkar yol!…
……….

Prof. Dr. Bayram Altan‘ın Yeni Kitabı

Hayatımızı Aydınlatan ALTIN SÖZLER‘ çıktı:

İRTİBAT:

b.altanoglu@gmail.com

Prof. Dr. Bayram ALTAN

İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı / e-Mail: b.altanoglu@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Muğla'da kontrolden çıkan cip demir toteme çarptı: 2 ölü, 3 yaralı

Per Ağu 6 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email MUĞLA (AA) – Muğla'nın Bodrum ilçesinde, kontrolden çıkan lüks cipin demir toteme çarpması sonucu, 2 kişi öldü, 3 kişi yaralandı. Berkant Gürleyen'in (25) kullandığı 67 AB 700 plakalı cip, Konacık Mahallesi Atatürk Bulvarı'nda kontrolden çıkıp refüjü aşarak yol kenarındaki demir tabelaya çarpıp durdu. İhbar […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump