GRAFİKLİ- İsrail ve BAE anlaşması Batı'yı memnun etti, Filistinlileri üzdü

BERLİN/ İSTANBUL (AA) – İDRİS OKUDUCU/ CÜNEYT KARADAĞ – Avrupa ülkeleri, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında yapılan normalleşme anlaşmasına destek verirken Suudi Arabistan ve Arap Birliğinin anlaşma karşısında sessiz kalması dikkati çekti.

AB, Fransa, Almanya, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinden anlaşmaya destek açıklamaları geldi.

AB Komisyonu Sözcüsü Nabila Massrali, İsrail ve BAE arasındaki anlaşmayı "memnuniyetle" karşıladıklarını ifade etti.

Normalleşmenin iki ülkenin yanı sıra bölgesel istikrara da katkı sağlayacağını savunan Massrali, İsrail ve BAE’nin AB’nin ortakları olduğunu kaydetti.

Massrali, AB’nin İsrail-Filistin sorununa ilişkin iki devletli çözümü desteklemeye devam ettiğini, taraflar arasında müzakerelerin tekrar başlaması için çalışma yürütmeye hazır olduğunu söyledi.

Arap ülkeleri arasında anlaşmadan duyduğu memnuniyeti ilk dile getiren Mısır oldu. Anlaşmayı Körfez ülkeleri arasında ilk tebrik eden de Suudi Arabistan'ın en önemli müttefiki olan Bahreyn'di. Bugün yaptığı açıklamayla Umman da anlaşmaya desteğini ilan etti.

Başta Türkiye olmak üzere Filistin, İran, Libya'dan anlaşmaya yönelik sert tepkiler geldi. Katar ve Kuveyt ise anlaşmaya ilişkin henüz açıklama yapmadı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı BAE'nin İsrail ile yaptığı normalleşme anlaşmasına ilişkin yayımladığı yazılı açıklamada "Zaten ölü doğan ve hiçbir geçerliliği olmayan ABD planı üzerinden gizli hesaplar yapmaya çalışan BAE, bu şekilde Filistin'in iradesini de yok saymaktadır." ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da düzenlediği basın toplantısında, "(İsrail-BAE anlaşması) BAE, bölgenin istikrarsızlığı için çaba sarf ediyor. Kendi çıkarları için Filistin davasına ihanet ediyor." dedi.

– Almanya

Alman hükümeti, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki ilişkilerin normalleşmesini öngören anlaşmadan dolayı İsrail’i tebrik etti.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, İsrail ile BAE arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin bölgedeki barışa önemli bir katkı sunacağını savundu.

Maas, İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Ashkenazi’yle telefon görüşmesi yaptığını ve bu tarihi adımdan dolayı tebrik ettiğini aktardı.

İsrail hükümetinin ilhak planlarını askıya almasının iyi bir gelişme olduğunu söyleyen Maas, "Bu anlaşmanın bölgedeki olumlu gelişmelerin başlangıç noktası olmasını ve Orta Doğu barış sürecine yeni bir ivme kazandırmasını umuyoruz."diye konuştu.

Maas, Orta Doğu’da müzakere edilen iki devletli çözümün kalıcı barış getireceğine ilişkin tutumu devam ettirdiklerini aktardı.

Avrupa’daki ve bölgedeki partnerlerle son haftalarda ilhak konusunu görüştüklerini ve doğrudan müzakerelerin yeniden başlaması için çaba sarf ettiklerini belirten Maas, böyle bir süreci etkili bir şekilde desteklemeye hazır olduklarını kaydetti.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "İsrail ve BAE hükümetlerini, aralarındaki ilişkileri iyileştirmeye yönelik yaptıkları tarihi anlaşma için sımsıcak duygularla tebrik ediyoruz." ifadesi kullanıldı.

Anlaşmanın, "diplomasi için bir zafer ve bölgenin istikrar ve güvenliğinin güçlendirilmesi açısından da önemli bir adım" olarak nitelendirildiği açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

"Bu büyük adımın aynı zamanda, Orta Doğu halkları arasında diyalog ve karşılıklı anlayışın yerleşmesi açısından temel taşı oluşturmasını dileriz."

– İngiltere

İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) anlaşmasına ilişkin Twitter'dan paylaşımda bulundu.

Anlaşmanın iki ülke arasındaki normalleşme süreci için önemli bir adım olduğunu belirten Johnson, "Batı Şeria’da ilhakın durdurulması benim büyük umudumdu. Bu anlaşma ile durdurulmuş oldu. Bugün bu planın askıya alınması Orta Doğu’da barış için önemli bir adımdır." iddiasında bulundu.

İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab ise İsrail ve BAE anlaşmasının barış için önemli bir destek olduğuna işaret ederek, "İlhakın askıya alınmasına ve Birleşik Kralığın iki büyük dostu arasındaki normalleşmeye hoşgeldiniz. Filistinliler ve İsrail taraflarının görüşme zamanı, barışa giden tek yol bu." dedi.

– Fransa

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ise yaptığı yazılı açıklamada, "Fransa, bölgedeki iki önemli ortağı olan İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki ilişkilerin normalleştiğine yönelik açıklamayı memnuniyetle karşılamaktadır." ifadesini kullandı.

İsrail'in Filistin topraklarını ilhak planını askıya almasının olumlu gelişme olduğunu vurgulayan Le Drian, bu kararın kalıcı hale gelmesi gerektiğini belirtti.

Le Drian, anlaşmanın İsrail ve Filistin arasındaki müzakerelerin tekrar başlamasını sağlaması gerektiğini kaydetti.

İtalya Dışişleri Bakanlığı da bu anlaşmayı olumlu karşıladıklarını ve Orta Doğu'daki barış için önemli bir adım olmasının umulduğunu açıkladı.

– Bulgaristan

Bulgaristan Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yayımlanan resmi açıklamada ise İsrail-BAE anlaşmasının "Orta Doğu tarihinde yeni sayfa açacak tarihi bir ilerleme" olduğu ileri sürüldü.

– Kosova ve Arnavutluk

Kosova Başbakanı Avdullah Hoti yaptığı açıklamada, ülkesinin İsrail ve BAE arasındaki ilişkilerin bütünüyle normalleştirilmesi anlaşmasını, daha sakin ve daha müreffeh bir Orta Doğu'ya doğru tarihi bir adım olarak nitelendirdiğini vurguladı.

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda, varılan anlaşmayı "ilham verici" olarak yorumladı.

– Suudi Arabistan ve Arap Birliğinden anlaşmaya ilişkin bir açıklama gelmedi

Körfez ülkeleri arasında BAE'nin önemli müttefiklerinden olan Suudi Arabistan, İsrail ile varılan anlaşmada sessizliğini koruyup herhangi bir tepki göstermedi.

Suudi Arabistan gibi Arap Birliğinden de anlaşmaya yönelik herhangi bir sert tepki veya kınama gelmedi.

Filistin tarafı ise Arap Birliğinin BAE-İsrail anlaşmasındaki sessizliğine tepki gösterdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Konseyi Genel Sekreteri Saib Ureykat, dün yaptığı açıklamada Ahmed Ebu Gayt'ın, BAE ile İsrail arasında imzalanan normalleşme anlaşmasını kınayan açıklama yapmadığı takdirde istifa etmesi gerektiğini belirtmişti.

– Mısır

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BAE ve İsrail arasındaki anlaşmadan duyduğu memnuniyeti Twitter hesabından yaptığı paylaşımla ortaya koydu.

Sisi, "bölgesel istikrar ve kalkınmayı" sağlayacağını savunduğu gelişmeden son derece memnun olduğunu belirtti.

BAE'nin resmi ajansı WAM'daki habere göre Sisi, Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ı telefonla arayarak anlaşma dolayısıyla kendisini tebrik etti.

Mısır, 1979'da İsrail ile normalleşme sürecine girip, diplomatik ilişkiler kuran ilk Arap ülkesiydi.

– Bahreyn

Körfez ülkeleri arasında anlaşmaya yönelik bir destek açıklaması da Bahreyn'den geldi.

Bahreyn'in resmi ajansı BNA'da yayımlanan haberde, İsrail ve BAE arasındaki anlaşma "tarihi" olarak nitelendirilerek, bunun "bölgenin istikrarını" güçlendireceği ileri sürüldü.

Haberde, ABD'nin anlaşmanın teminatı olmasına yönelik sarf ettiği çabalarından da övgüyle söz edildi.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşunun (KAN) ismini vermek istemeyen İsrailli bir yetkiliye dayandırdığı haberde, BAE ardından İsrail'le normalleşme anlaşması imzalaması beklenen ülkenin Bahreyn olduğu belirtildi.

– Umman

Umman, İsrail ve BAE arasında yapılan normalleşme anlaşmasına destek verdi.

Dışişleri Bakanlığının, Umman resmi ajansı ONA'da yayımlanan yazılı açıklamasında, "Sultanlık, ABD-İsrail ve BAE'nin arasındaki tarihi ortak bildiri çerçevesinde, İsrail ile ilişkileri konusundaki BAE'nin kararını destekliyor." ifadelerine yer verildi.

– Filistin

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), BAE ile İsrail'in normalleşme anlaşmasını Filistin halkının sırtına saplanmış bir hançer olarak nitelendirdi.

Filistin yönetiminden yapılan yazılı açıklamada, BAE’nin, “işgal devleti” İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’nın bazı kısımlarının ilhakını geçici olarak askıya alması karşılığında ve Mescid-i Aksa’yı Yahudileştirme planları gölgesinde bu anlaşmaya vardığına vurgu yapıldı.

Hamas, Fetih ve İslami Cihad Hareketi, BAE ile İsrail'in normalleşme anlaşmasına tepki gösterdi.

– İran

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Özel Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İsrail ile ilişkileri normalleştiren BAE'yi Filistin ve Kudüs davasına sırtını dönmekle suçladı.

Abdullahiyan, şöyle devam etti:

"BAE'nin, sahte ve suçlu İsrail rejimiyle ilişkileri normalleştirme adına yeni yaklaşımı, barış ve güvenliği sağlamaz yalnızca siyonistlerin suçlarının devam etmesine hizmet eder. BAE yönetimi, Filistin ve Kudüs davasına sırtını dönmüştür ve bu tutumunun hiçbir gerekçesi yoktur. BAE, bu stratejik hata ile siyonizm ateşine yakalanacaktır."

– Libya

Libya Başkanlık Konseyi Üyesi Muhammed Amari Zayid, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) İsrail ile ilişkileri normalleştirme konusunda anlaşmaya varmasını "şaşırtmayan bir ihanet" olarak değerlendirdi.

Zayid, Al Jazeera televizyonuna yaptığı açıklamada, BAE-İsrail anlaşması için "BAE devletçiğinin şaşırtmayan bir ihanetidir. Libya, Suriye ve Yemen'de sürdürdüğü yıkıcı rol ile Katar, Filistin ve bölgenin özgür halklarına ambargo uygulamasının doğal bir sonucudur." ifadelerini kullandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Erdoğan, Malazgirt Zaferi etkinliklerinin yapılacağı alanı ziyaret etti:

Cum Ağu 14 , 2020
- "Halkımız teveccüh gösterdikçe buraların o teveccühü karşılayacak düzeyde geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarıyor"

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump