Gençlere Sesleniyorum-12

DİLİNE SAHİP OL!…                                                                                       

 

Sevgili gençler!

Allah’ın insanlara ihsan ettiği en büyük nimetlerden biri de hiç şüphesiz  “Dil”dir.

Dilin sözlük anlamı, “insanların; düşündüklerini ve duyduklarını muhatabına bildirmek için kelime ve cümlelerle yaptğı bir anlatım aracı”dır.

Toplumlar; dil, inanç, kültür, soy gibi değerler üzerinde var olur. Ancak bu özelliklerden en önemlisi “dil”dir.

Aynı dili konuşan insanlar, topluluk olmanın ötesine geçerek milli şuura sahip olur. İşte bunun için dilin, millet hayatında çok büyük önemi vardır.

Dil, bir milletin düşünce sistemini, muhakeme yeteneğini  gösterir.

Dil, yeri doldurulamayan bir eğitim- öğretim aracıdır. Dil, çocuklarımıza verebileceğimiz çok önemli hediyelerden bir tanesidir.

Sevgili gençler!

Dil, bir milletin erdemlerini, değerlerini, kültürünü yansıtır. Dil inancımıza ve maneviyatımıza ait her şeyi muhafaza eder. Dil sayesinde bilim ve teknoloji üretilir ve gelecek nesillere aktarılır. Dil sayesinde topluluklar sorgulanır, araştırılır, haklarında bilgiler okunur ve yazılır….

Dil, bir milleti ayakta tutar, onun varlığını ve devamını sağlar, milli şuuru besler, bir millete mensup olma hazzını verir ve fertlerini birbirine yaklaştırarak aralarında birlik, beraberlik ve dayanışma sağlar.

Dil, bir iletişim aracıdır. İnsanlar birbirleriyle dilleri sayesinde konuşur, yakınlaşır ve anlaşırlar.

Allah’ın insanları ayrı kabileler, toluluklar ve milletler halinde yaratmasının hikmeti de budur zaten.

Dilin bu altın gibi olan kıymeti ve şerefi yanında, tehlike, kötülük ve zararları da vardır.

Şayet dil, iman ve hakkın emrine verilmezse, iyilik ve fazilet namına ne varsa hepsini silip süpürür.

Dil, insanı ya dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırır veya felaketten felakete sürükler.

Dilini âfetlerden ve haramlardan koruyarak, kendisini yoktan var eden ve sayısız nimetler veren Allah’a iman eden, kulluk şuuru ile ibadet eden, Kur’an ahlakı ile hayatını tezyin eden bir insan; ömrünün sonuna kadar huzur, saadet, mutluluk, bereket ve güven içinde yaşar.

Dil yani lisan, kendisiyle sesli Kur’an okunan, Allah’a niyazda bulunulan, iyilik, güzellik anlatılan, tatlı söz söylenen, faydalı bilgiler ifade edilen, hak-hukuk belirlenen  ve her türlü kötülükler önlenen en büyük nimettir.

Dil olmasaydı, insanlar kendi aralarında iletişim kuramaz, duygularını, düşüncelerini, fikirlerini ve ideallerini anlatamazlar. Bildiklerini anlatamayan, duygularını dile getiremeyen, anladıklarını ifade edemeyen, görüş ve düşüncelerini kelime kalıplarına dökemeyen insan bunalıma girer.

Hemen her organımızda olduğu gibi dil de, Yaratılış gayesine ve Allah’ın rızasına uygun kullanıldığı zaman insanı aziz eder; amacının dışında kullanıldığı takdirde insanı rezil eder.

İşte bunun içindir ki büyüklerimiz,” Bülbülün çektiği, dili belasıdır” demişlerdir. “Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır” altın sözünü de hayatımız boyunca aklımızdan çıkarmamamız gerekir.

Bazı insanlar dilleri sebebiyle dünya hayatında büyük problemler ve sıkıntılar yaşamış, strese girmiş, hayatlarını karartmış ve belalara düçar olmuşlardır.

Allah’ın, insanoğluna büyük bir lütfu olan dilin kıymetini bilen insanlar mutlu yaşamışlar, bilmeyen insanlar ise bedbaht olmuşlardır.

İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Allah’ın insanları irşad edip doğru yola davet etmek için gönderdiği Peygamberler ile;  İlah olduğunu savunan kalpleri, kalıpları ve ruhları kara, kuş beyinli adı “insan” olan yaratıklar bir olabilirler mi hiç? Asla!.. Çünkü aralarında mukayese etmek imkansızdır.  Biri Allah tarafından görevlendirilmiş  Peygamber, diğeri  insanlık onurunu ayaklar altına almış, kendisini yoktan var eden ve sayısız nimetler ihsan eden Allah’ı inkar eden bir kafir…. Biri kainatı aydınlatan güneş, diğeri insanlık ufkunu karartan zulmet gibi….

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Senin için hakkında bir bilgi sahibi olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü; kulak, göz, kalp: Bunların herbiri bundan (yaptıklarından) sorumludur.” (İsra Suresi, Âyet:6)

“(Onların görevi) İtaat ve güzel sözdür.  İş ciddiye bindiği zaman Allah’a sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.” (Muhammed Suresi, Ayet: 21)

“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde (tatlı bir dille) önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.” (Fussilet Suresi, Ayet:34)

Rabbimiz mü’minlerin vasıflarını beyan ederken bir Âyet-i Kerime’de şöyle buyurııyor:

“(Mü’minler öyle kimselerdir) ki onlar, boş ve faydasız şeyler(sözler)den yüz çevirirler” (Mü’minun Suresi, Âyet: 3)

Allah’ın Resulü (s.a.v) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor:

“Âdemoğlu, sabaha ulaşınca, bütün uzuvları lisana baş eğerek şöyle derler:  (Ey dil), Allah’tan kork, biz sana bağlıyız. Sen doğru yolda olursan, biz de doğru oluruz. Sen eğri-büğrü yollara girersen biz de gireriz.” (S.Tirmizi, Tac Terc. C.5,S.184)

Ashab-ı Kiram’dan Süfyan es-Sakafi (r.a) şöyle söylüyor:

“Ya Resulallah, bana sımsıkı sarılacağım bir amel(iş) söyle” dedim.

Allah’ın Resulü(s.a.v):

“Rabbim Allah’tır, de; sonra dosdoğru ol” buyurdu. Ben:

“Ya Resulallah, hakkımda korkacağım en tehlikeli şey nedir?”  dedim.

Mübarek dilini tuttu ve “işte budur!” buyurdu. (S.Tirmizi, Tac Terc. C.5,S.184)

Dil, hakkın emrine verilip, iyinin ve güzelin vasıtası yapıldığı zaman, ödülü Cennet olur. Bunun zıddı olarak Şeytan’ın emrine verilip kötülüğün, haramın, günahın, isyanın ve şirkin vasıtası yapılırsa cezası Cehennemdir.

İşte bunun için müslüman, diline sahip çıkmak zorundadır. Müslüman dilini; küfür, alay, yersiz şaka, düşmanlık, yalan, hile, gıybet, iftira, kovuculuk ve şantaj vasıtası yapmaz.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Efendimiz bu konuda şöyle buyuruyor:

Kim bana iki çenesi(arasındaki dili) ve iki bacağı arasındaki (namus ve iffetini)koruyacağına dair söz verirse, ben de ona Cennet için kefil olurum” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Tâc C.5, S.183)

Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır konuşsun, yahut sussun” (Tâc, C.5, S.183)

Her duyduğunu söylemek, kişiye günah olarak yeter” ( Tâc, C.5, S.42)

Sevgili Peygamberimizin özel ve güzel sahabilerinden Sadakat örneği Hazreti Ebubekir (r.a), dilinin altına taş koyarak onu çok konuşmaktan men etmeye çalışır ve dilini göstererek,” İşte beni tehlikelere atan budur!” buyururdu.

Yüce Dinimiz İslam, asılsız, boş ve faydasız konuşmayı yasaklamıştır.

Sevgili gençler!

Dünyanın en mutlu insanı olmak istiyorsanız; güler yüzlü, tatlı dilli, sevimli, merhametli ve nezaket sahibi olacaksınız… Gözlerinizi, ellerinizi, dilinizi  ve belinizi günahlardan koruyacaksınız…  İnsanları; dillerinizle, sözlerinizle incitmeyecek, kırmayacak ve küstürmeyeceksiniz… Gıybet etmeyecek, dedi kodu yapmayacak, yalan söylemeyecek ve iftira etmeyeceksiniz…

Dünyanın en mutlu, huzurlu  ve bahtiyar insanı olmak istiyorsanız; güzel ve faydalı söz söylemede mahir, sevgide güneş, dostluk ve kardeşlikte akar su, hataları örtmede gece ve tevazuda toprak gibi olacaksınız!…

Unutmayınız ki; sözlerin en güzeli ve en şereflisi, Allah’ın kelamıyla konuşmak ve yalnız Hakkı söylemektir.

……….

Prof. Dr. Bayram Altan‘ın Yeni Kitabı

Hayatımızı Aydınlatan ALTIN SÖZLER‘ çıktı:

İRTİBAT:

b.altanoglu@gmail.com

Prof. Dr. Bayram ALTAN

İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı / e-Mail: b.altanoglu@gmail.com

One thought on “Gençlere Sesleniyorum-12

  1. اللغة أعظم عطاء إلهي لتحقيق التواصل البشري و الإبداع في تقديم كل مايخدم الإنسانية
    كان لعلم اللسانيات في علوم اللغة العربية دور مهم في تعظيم اللغة كأداة

    مقال رائع مشكورة جهودكم بروفيسور بيرم

    أنت كاتب رائع

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Adana'da otobüste taciz ettiği kadının cep telefonunu çaldığı ileri sürülen şüpheli yakalandı

Per Ağu 27 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email ADANA (AA) – Adana'da yolcu otobüsünde uyuyan bir kadına elle tacizde bulunup cep telefonunu çaldığı ileri sürülen şüpheli gözaltına alındı. Alınan bilgiye göre, İzmir'den Şırnak'a giden bir yolcu otobüsü, mola için Adana Büyükşehir Belediyesi Adana Merkez Otogarına girdikten sonra, araçta yolcu olarak bulunan bir […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

Bu gece ibadetiniz yazmak olsun

MAHMUT TOPTAŞ/ Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece, Sevgili Peygamberimizin dünyaya teşrifinin yıl dönümü. 12 Rabiu’l-Evvel 571 yılında Mekke’de doğan, Allah Resulü, güneş takvimine göre 1449, ay takvimine göre 1482 yıl önce âlemlere rahmet, Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Abdullah ile Amine’den dünyaya getirilmiştir. Kırk yaşında iken Rabbimiz tarafından seçilerek elçi olarak görevlendirilmiştir. İlk inen ayetler, bir toplumun ıslahının eğitimden geçeceğine işaret eden Alak süresinin ilk beş ayetleridir. Şimdi siz, bu gece yatsı namazınızı kıldıktan sonra şu sorulara kopya çekip cevaplar vererek gecenizi ihya etmeye çalışınız: 1-İlk vahiy nerede geldi. 2-İlk inen beş ayetin manalarını yazınız. 3-Peygamber Efendimiz Cebrail aleyhisselamı görüp ilk vahyi aldığında, kendinde bir ürperme meydana geldiğinde, durumu Hazreti Hatice’ye söylediğinde, Hazreti Hatice ne söylemişti? 4-İlk beş ayetten anladıklarınızı yazınız. 5-“Oku” emrinden sonra Kalem süresinde nelere dikkat etmemiz isteniyor? 6-Okumaya ve kaleme hâkim olmaya dikkatimizi çektikten sonra neden güzel ahlaka dikkat çekiyor? 7-Kalem süresinde kimlere itaat edilmeyeceğini bildiriyor, yazınız. 8-Kalem süresinde 16-33 ayetleri arasında kapitalistlerin kötü durumu nasıl açıklanıyor? 9-Dünyanın tamamına İslam’ın tebliğinde en önemli hazırlıklardan biri olan “sabır” konusunda Rabbimiz Kalem süresinin 48’inci ayetinde ne diyor? 10-Okuyan, yazan, tebliğ hizmetini dünyalık karşılığında yapmayan, ahlaklı Müslümanlardan Müddessir süresinde istenenler nelerdir. 11-Müddessir süresinin 3, 4 ve 5’inci ayetlerinde önce Allah’ın en büyük olduğunu, elbiselerin tertemiz olması gerektiğini ve her türlü kötülükten uzak kalınması emrini açıklayınız. 12-Müddessir süresinin 43, 44, 45’inci ayetlerinin anlamını yazınız. 13-Müzzemmil süresiyle birinci ayette “örtüye bürünme” içine kapanma, aktif olmayı bugün nasıl anlamamız gerekir? 14-Tecvide uygun olarak, manasını anlayarak, anladığını amele/eyleme geçirerek okumayı emreden Müzzemmil süresindeki 4 nolu “Tertil” ayetinin anlamını yazınız. 15-Gece ibadet ve gece Kur’an okumaya dikkat çeken Müzzemmil süresindeki ayetlerin anlamlarını yazınız. 16-Kelime-i tevhidin ilk defa geçtiği 9’uncu ayette dikkat çeken iki şeyin ne olduğunu yazınız. 17-İslam’ı kabulün zorlamayla olmayacağını Bakara süresinin 256’ıncı ayetinden önce Müzzemmil 19’da dileyen bu yolu seçer diyen ayetin anlamının tamamını yazınız. 18-Irkçılık taassubunu kıran, ekonomik ve askeri gücün Hak karşısında mağlup olacağını anlatan, kâfire yardım eden kâfirin de aynı cezaya çarptırılacağını söyleyen Mesed veya Tebbet diye bildiğimiz süreden anladığınızı yazınız. 19-Herkesin kendileri gibi birisini yücelttiği bir anda A’lâ süresinde Rabbin, “Yüce Rabbinin adını tespih et” emri üzerine hemen secdede üç defa söylemeye başlamasının bize ne anlattığını yazınız. 20-A’lâ süresinin 8’inci ayetinde emir ve yasakların iman edenlere kolay olacağı haberinden ne anlıyorsunuz? 21-Kâfirlere “eşkıya” diyen 11’nci ayetin anlamını ve neden dendiğini yazınız. 22-Geceyi giderip gündüzü getiren, erkeği ve dişiyi yaratan Allah, ilk dönemlerde verici olmamız gerektiğine Leyl süresinin 5’inci ayetinde dikkatimizi çektikten sonra 6’ıncı ayette, “Güzeli tasdik ederse” diyor ne alıyorsunuz? 23-Leyl süresinde cimrinin işinin zor olacağını anlatan ayetin mealini yazınız. 24-Yardım eden yalnız Allah rızası için verirse Allah’ın rızasını kazanır diye haber verilen kişinin Hazreti Ebubekir olduğu söylenir. Hazreti Ebubekir kaçıncı Müslüman’dır? 25-Leyl süresinde kâfirler için “eşkıya” diyen ayetle, Müslümanlar için “etkıya” diyen ayetleri ve eşkıya ile etkıyanın özellikleri nelerdir yazınız. Geceniz ve tüm geceleriniz hayırlı olsun, Allah’a kul, Resulüne ümmet olma şerefimizi Allah’ımız artırsın, eksiltmesin. Her gecenin sabahını yeniden uyanışımıza vesile kılsın. Âmin. Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump