Beyaz Saray’dan mahkeme salonlarına: Steve Bannon

ABD Başkanı Trump’ın 2016 seçim kampanyası yöneticiliğini yürüten ve bir süreliğine Beyaz Saray’da baş stratejist olarak vazife yapan Bannon toplanan bağışları zimmetine geçirdiği iddiasıyla gözaltına alınınca yeniden gündeme geldi.

Dr. Oğuzhan Yanarışık   |28.08.2020

Beyaz Saray’dan mahkeme salonlarına: Steve BannonFotoğraf: Lokman Vural Elibol/AA

İstanbul

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016 seçim kampanyası yöneticiliğini yürüten ve bir süreliğine Beyaz Saray’da baş stratejist olarak vazife yapan Steve Bannon, ABD-Meksika sınırına inşa edilecek duvarın bir kısmı için toplanan bağışları zimmetine geçirdiği iddiasıyla gözaltına alınınca yeniden gündeme geldi. Hakkında hazırlanan iddianamede, 25 milyon dolardan fazla para toplanan bağış kampanyasından Bannon’ın yüz binlerce doları kişisel işleri için harcadığı öne sürüldü. Pekin yönetimi tarafından çeşitli suçlardan aranan Çinli milyarder Guo Wengui’nin 28 milyon dolar değerindeki yatında tutuklanan Bannon, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi ve 5 milyon dolarlık kefaleti ödeyerek seyahat kısıtlamasıyla serbest bırakıldı.

Aslında Steve Bannon Trump’ın yakın çevresindekiler arasında federal suçlamalara muhatap olan pek çok isimden sadece biri. Örneğin bir dönem avukatlığını yapan Michael Cohen 2018 yılında vergi yolsuzluğu, Kongre’ye yalan söyleme ve seçim kampanyası finansman kurallarını ihlal suçlarını kabul etti. Yine bir dönem Trump’ın seçim kampanyası yöneticiliğini yürüten Paul Manafort 2018’de vergi ve bankacılık suçlarından 7,5 yıl hapse mahkûm edildi; daha sonra komplo kurmak ve adaleti engellemek suçlarını işlediğini itiraf etti. Seçim kampanyası başkan yardımcısı olan Rick Gates Ukrayna’daki lobicilik yıllarından kalma 75 milyon doları yabancı bankalarda saklamasında Manafort’a yardım ettiğini kabul ettiği için 45 gün hapis yattıktan sonra 3 yıllık şartlı serbestlik cezasına çarptırıldı. Trump’ın arkadaşı ve siyasi danışmanı Roger Stone Kongre’ye yalan söyleme, şahitleri tehdit etme ve Kongre komite görüşmelerini engelleme de dahil olmak üzere yedi farklı fiilden jüri önünde suçlu bulundu. Trump yönetimi bu adli süreçlerin büyük oranda Donald Trump’a zarar verme maksadıyla yürütülen siyasi hamleler olduğuna inanıyor. Suçlanan bu kişilerin bir kısmının Trump aleyhine ifade vermeye zorlanmasını ve davalarının Trump’la ilişkilendirilmeye çalışılmasını, asıl hedefin Trump olmasının kanıtı olarak görüyor.

Kavgacı kişiliğiyle bilinen Bannon, Müslüman nüfusa sahip ülkelere seyahat yasağı getirmek gibi, Trump’ın ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına kayan politikalarının bazılarının arkasındaki isimlerden biriydi.

Trump’ın kampanya yöneticisi ve baş stratejisti

1953 yılında dünyaya gelen Steve Bannon 1970’lerin sonundan itibaren yedi yıl süreyle ABD Deniz Kuvvetleri’nde askerlik yaptı. Daha sonra iki yıl boyunca Goldman Sachs firmasında yatırım bankeri olarak çalıştı. Ardından insanoğlunun kapalı bir biyosferde nasıl yaşayacağını test etmek üzere başlatılan Biyosfer-2 araştırma projesinin yöneticiliğini üstlendi. 1990’lı yıllarda Hollywood’da baş yapımcı oldu ve 2016 yılına kadar 18 filme imza attı. Çay Partisi hareketinde aktif rol aldı. Trump’ın 2016 seçim kampanyasına başkanlık etmeden önce, 2007’de kurduğu aşırı sağ eğilimli Breitbart News internet sitesini yönetiyordu.

Böylesine farklı iş deneyimlerine sahip olan Steve Bannon, Donald Trump’ın seçim kampanyasının son aylarında baş yönetici olmasıyla birlikte, bütün dünyaca tanınır bir yüz haline geldi. Trump yönetiminin ilk evresinde yedi ay boyunca Başkan’ın baş stratejisti ve başdanışmanı olarak görev yaparak daha da dikkat çekti. 2017 yazında bu görevinden kovuldu; fakat Trump’ın son zamanlarda onun hakkında olumlu konuştuğu söyleniyordu.

Açık sözlülüğü ve kavgacı kişiliğiyle bilinen Bannon, Müslüman nüfusa sahip ülkelere seyahat yasağı getirmek gibi, Trump’ın ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına kayan politikalarının bazılarının arkasındaki isimlerden biriydi. Nitekim 2014 yılında Vatikan’da yaptığı bir konuşmasındaki şu ifadeleri Bannon’ın İslam karşıtlığını gözler önüne seriyordu: “Yahudi-Hıristiyan Batı’nın İslam’a karşı mücadelesinin uzun tarihine bakarsak, atalarımızın duruşlarını koruduklarına ve bence doğru olanı yaptıklarına inanıyorum. İster Viyana’da ister Tours’da veya başka yerlerde olsun, İslam’ı dünyanın dışında tuttular… Batı’nın kilisesi olan büyük kurumu bize miras bıraktılar”.

Küresel aşırı sağın hamisi

Trump tarafından kovulduktan sonra “The Movement” isminde Brüksel merkezli bir hareket kurarak, aşırı sağcı siyasi partilere anket verileri toplama, analiz etme, sosyal medya stratejisi oluşturma ve aday belirleme gibi konularda danışmanlık yapmaya başladı. The Guardian gazetesine verdiği demeçte “Bannon Teorisi” adını verdiği görüşünü şöyle açıkladı: “Sağcı popülizme vitrin olabilecek makul bir aday belirle ve seçimi kazan”. Bunu yaparken de her türlü eleştiriyi göğüslemeye hazır olduğunu, Fransız sağcı Ulusal Cephe’nin (NF) kongresinde yaptığı konuşmasındaki şu sözleriyle ifade etti: “Bırakın size ırkçı desinler, yabancı düşmanı desinler. Bu sözleri göğsünüzde bir onur nişanesi olarak taşıyın. Çünkü her geçen gün biz güçleniyoruz, onlar zayıflıyor. Tarih bizim tarafımızda ve bize zaferi getirecek”.

Steve Bannon temel amacının küresel popülist hareketlerin birlikte hareket etmesinin alt yapısını oluşturmak olduğunu deklare etti. Bu kapsamda, dünyanın çeşitli yerlerindeki aşırı sağcı popülist siyasi oluşumları desteklemeye çalıştı. Avrupa aşırı sağını yeniden dizayn etme iddiasıyla ortaya çıkan Bannon Almanya, İsveç, Avusturya, İtalya, Belçika, Macaristan ve Polonya gibi birçok ülkedeki ultra-milliyetçi ve Avrupa Birliği (AB) karşıtı partileri birleştirmeyi hedeflediğini açıkladı. Avrupa Parlamentosu’nda (AP) bu partilerden oluşacak bir “süper grup” kurmayı planladı. Kurucusu olduğu hareket, İtalya gibi bazı ülkelerde başarı elde ederken bazı ülkelerde engellere takıldı.

Brexit’in mimarlarından

Brexit Partisi lideri Nigel Farage’ın yakın dostu ve mevcut İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın ateşli destekçilerinden biri olan Bannon, İngiltere’nin 2016 yılındaki Brexit referandumuyla AB üyeliğinden ayrılmasındaki etkili aktörlerden biri oluşuyla da adından söz ettirdi. İngiltere siyasetine yakın ilgi gösteren Bannon, önce ırkçı İngiliz Ulusal Partisi (BNP) ve İngiliz Savunma Ligi’ni (EDL), ardından da aşırı sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’ni (UKIP) destekledi. Bannon milyonlarca Facebook kullanıcısının kişisel bilgilerinin usulsüz bir şekilde toplanarak seçimlerde ve Brexit sürecinde siyasi amaçlarla kullanılması skandalıyla gündeme gelen Cambridge Analytica şirketinin kurucularından biriydi ve bir süre yönetiminde yer almıştı.

Her ne kadar sızan e-mail yazışmaları Cambridge Analytica şirketiyle Brexit faaliyetlerinde merkezi rol oynayan Leave.EU (AB’den ayrıl) hareketi arasında bağlantı olduğunu gösterse de bu ilişki taraflarca reddedildi. Fakat yine de Bannon, Brexit’in sembol ismi Farage ile yakın ilişki içinde olduğunu hiç gizlemedi. Bu ikili, İngiltere’nin AB’den bir türlü ayrılamaması neticesinde, bu işi yapmak üzere Boris Johnson’ın başbakanlığa gelmesi gerektiğini savundu.

Trump’ın başını derde sokar mı?

ABD Başkanı Donald Trump 3 Kasım 2020’de gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerine hâlihazırda olumsuz şartlar altında hazırlanıyordu. Son dönemde bütün dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını Trump yönetiminin karşılaştığı en ciddi sınav haline geldi. Trump’ın en güvendiği alanlardan biri olan ekonomi çok ciddi hasar aldı. En çok övündüğü konulardan bir diğeri olan düşük işsizlik rakamları da bu süreçte yükselişe geçti. Pek çok savaştakinden daha fazla ABD vatandaşı hayatını kaybetti. Hiç olmadığı kadar kutuplaşmış bir toplum, keskin ve ayrıştırıcı bir siyasi ortam, uzun süredir devam eden ve görmezden gelinen eşitsizliklerin ortalığa saçılması, merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasındaki anlaşmazlıklar ve dünyadaki genel şartların kötüleşmesi de bu olumsuz eğilimi besledi.

Şimdi Trump’ın en son isteyeceği şey, eski çalışanlarının isminin dahil olduğu adli süreçlerin, yeniden seçilme şansını daha da zora sokması olacaktır. Nitekim Trump hemen Bannon’ın suçlandığı bağış kampanyasıyla hiçbir alakasının olmadığını açıkladı. Donald Trump yasa dışı göçmen geçişini engellemek için Meksika sınırına ördürdüğü duvarın bazı kısımlarının finanse edilmesi amacıyla başlatılan “We Build The Wall” (Duvarı Biz İnşa Ediyoruz) kampanyasına dair herhangi bir bilgisinin olmadığını ifade etti. Bannon için üzüldüğünü belirten Trump “Kampanyamıza dahildi ve yönetimimizin ilk kısmında kısa bir süre için yönetimimizin parçasıydı. Ama daha sonra kendisiyle görüşmedim. Neden sorumlu olduğunu bilmiyorum. Kendisiyle birlikte tutuklanan diğer insanları da tanımıyorum” dedi. Fakat Demokratlar seçim sürecinde bu skandalı Trump aleyhine kullanacaklarını şimdiden belli etti. Bannon’ın tutuklanması pek çok haberde Trump yönetimi dönemine yapılan referanslarla verildi. Böylelikle Trump’ın başkanlık seçimlerine kısa süre kala uğraşması gereken pek çok probleme bir yenisi daha eklenmiş oldu.

[Doktora çalışmalarını İngiltere Warwick Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası Çalışmalar bölümünde tamamlayan Dr. Oğuzhan Yanarışık Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır]

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Afyonkarahisar'da "Arabada sinema keyfi" ilgi gördü

Cts Ağu 29 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email AFYONKARAHİSAR (AA) – Afyonkarahisar Belediyesince geleneksel hale gelen "Arabada sinema keyfi" halk tarafından ilgi gördü. Afyonkarahisar Valisi Gökmen Çiçek, Belediye Başkanı Mehmet Zeybek, İkmal ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Osman Alp ve il protokolünün katıldığı etkinlikte çekimleri Afyonkarahisar'da gerçekleştirilen "Geçerken uğradım" isimli film izlendi. Vali […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump