Yunanistan Doğu Akdeniz’deki gerginliği Ege’ye taşıyarak tırmandırıyor

Ege sorunlu bir bölge; karasında, havasında, denizinde her yerinde sorun var. Yunanistan Ege denizinde tek sorunun kıta sahanlığı sınırlandırması sorunu olduğunu söylüyor. Buna karşılık Ege’de birçok konuda uluslararası hukuku çiğnemeye devam ediyor.

Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren   |02.09.2020
Yunanistan Doğu Akdeniz'deki gerginliği Ege'ye taşıyarak tırmandırıyor

İstanbul

Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Mısır’ın gerçekleştirdiği sınırlandırma anlaşmasını Türkiye’nin protesto etmesiyle resmileşmişti. Takip eden yıllar, Yunanistan ve GKRY’nin bugün yaşanan gerginlikleri hazırlayan haksız iddialarına sahne oldu. Türkiye 2019 yılında Libya ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzaladı ve çizdiği sınırlar içinde kalan kendi kıta sahanlığı alanlarında petrol ve doğalgaz aramaya koyuldu. Yunanistan ile Mısır 6 Ağustos 2020’de deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalayarak Türkiye-Libya deniz yetki alanları sınırını ortadan kaldırma amacı taşıyan bir deniz sınırı çizdiler. Türkiye bu anlaşmayı da protesto etti. Araştırma Gemisi (A/G) Oruç Reis Meis adasının güneyinde Türkiye-Mısır ortay hattına dayalı bir sahada sismik araştırmalara devam etti. Yunanistan A/G Oruç Reis’in araştırmalarını engellemek için taciz girişimlerinde bulundu, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Fransa’nın katıldığı tatbikatlar düzenledi. 27 Ağustos 2020’de Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesinin 1085/20 sayılı ilanıyla A/G Oruç Reis’in araştırma süresi üçüncü defa uzatıldı.

Yunanistan egemenliği kendisine anlaşmalarla devredilmeyen ada, adacık ve kayalıkları sahiplenmeye çalışıyor. Gayrı askeri statüye sokulmak kaydıyla kendisine verilen adalara askeri üsler kuruyor.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis 26 Ağustos 2020’de İyon denizinde, İyon adalarından Tainaro burnuna kadar karasularını 6 deniz milinden 12 deniz miline çıkarmak için gereken yasa tasarısını meclise sunduklarını, bu uygulamayı diğer denizlerde de yapacaklarını söyledi. Miçotakis, adını vermeden, Ege denizinde de karasularını 12 deniz miline (DM) çıkaracaklarını söylüyor. Yunanistan Doğu Akdeniz’deki gerginliği Ege’ye yaymayı planlıyor.

Yunanistan’ın Ege denizinde ve Ege denizinden Akdeniz’e geçiş yolları üzerinde karasularını 12 deniz miline çıkarması, Lozan dengesinin öngördüğü Ege denizinden eşit koşullarda yararlanma haklarının ortadan kaldırılması, Türkiye’nin kıta sahanlığı haklarının elinden alınması, bölgedeki Türk karasularının açık denizlerle irtibatını kesen denize açılma hakkının ihlal edilmesi demek.

Yunanistan önce İyon denizinde karasularını 12 DM’ye çıkarırken Türkiye’nin nabzını tutacak. Eğer tepki gelmezse, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine karşılık Ege denizinde de karasularını 12 DM’ye çıkaracak. Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 DM’ye çıkarması ne Doğu Akdeniz’e çözüm getirir ne de Yunanistan için Ege’de bir kazanıma dönüşebilir. Bu yalnızca Doğu Akdeniz’deki gerginliği karasuları bağlamında Ege’ye yaymak ve tırmandırmak demektir.

Ege gerçekten sorunlu bir bölge; karasında, havasında, denizinde her yerinde sorun var. Yunanistan Ege denizinde tek sorunun kıta sahanlığı sınırlandırması sorunu olduğunu söylüyor. Buna karşılık Ege’de birçok konuda uluslararası hukuku çiğnemeye devam ediyor. Egemenliği kendisine anlaşmalarla devredilmeyen ada, adacık ve kayalıkları sahiplenmeye çalışıyor. Gayrı askeri statüye sokulmak kaydıyla kendisine verilen adalara askeri üsler kuruyor. Bu günlerde Yunanistan’ın Paris Barış Anlaşması ile gayrı askeri hale getirilen Meis adasına asker çıkardığı söyleniyor. Yunanistan’ın hava sahasıyla ilgili olarak dünyada eşi benzeri görülmemiş uluslararası hukuk ihlalleri var: 6 DM karasularının dışına uzanan 10 DM hava sahası iddia ediyor. Yunanistan’a göre, kıyılarından itibaren 6-10 DM mesafede demirleyen bir savaş gemisi Yunan karasularını ihlal etmiyor ama aynı gemiden kalkan bir helikopter Yunan hava sahasını ihlal ediyor.

Ege’de kıta sahanlığı sınırlandırması uyuşmazlığının dışında başka deniz uyuşmazlıkları da var. Bunların en önemlisi ise karasuları uyuşmazlığı. Hatta Ege denizi uyuşmazlıklarını karasuları uyuşmazlığı olarak tanımlamak pek yanlış olmaz. Yunanistan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini (BMDHS) onaylamak için çıkardığı yasa ile, hükümetine karasularını 12 DM’ye çıkarma yetkisi vermişti. Ege’de Yunan karasularının 12 DM’ye çıkarılması, Türkiye’nin karasularına ilişkin hayati derecede önemli haklarını ihlal edeceği gibi, kıta sahanlığı konusunda da hakkın kötüye kullanılması anlamına gelecektir. Yunanistan karasularını 12 DM’ye çıkarmak için BMDHS’nin 3. maddesine dayanıyor. Okyanuslar gibi geniş deniz alanları için tasarlanmış söz konusu madde, karasularının en fazla 12 DM’ye çıkarılabileceğini öngörüyor. Hüküm, karasularının “en fazla 12 DM’ye” çıkarılabileceğini öngörürken, karasularının 12 DM’nin altında, örneğin 3, 5 ya da 6 DM’den yukarı çıkılamayacak durumların olduğunu da zımnen kabul etmiş oluyor.

Türkiye BMDHS’ye taraf değil; yani Yunanistan’ın karasularını 12 DM’ye çıkarmak için ileri sürdüğü 3. madde de dâhil olmak üzere BMDHS Türkiye’yi bağlamıyor. BMDHS’nin 3. maddesinin bütün devletleri bağlayan evrensel bir örf ve âdet hukuku kuralına dönüşüp dönüşmemesi de önemli değil [1]. Ege denizi ve bu denizin Akdeniz’le buluştuğu geçiş alanlarının kendine has özellikleri var. Bu özellikler, söz konusu deniz alanlarını, evrensel bir örf ve âdet hukuku kurallarına dönüşmüş olsa bile, bu genel hükmün uygulamasından çıkarıyor. Kendine özgü coğrafi özellikleri olan yarı kapalı denizlerde karasularının genişliğinin artırılması, ilgili kıyı devletlerinin rızasına bağlıdır. Ege denizi ve bu denizin Akdeniz’le buluştuğu geçiş alanları kendine özgü özellikleri olan yarı kapalı denizlerdir. Bu nedenle, Yunanistan’ın Türkiye’nin rızası olmadan söz konusu denizlerde karasularını 12 DM’ye çıkarması uluslararası hukuka aykırıdır.

Miçotakis İyon denizinde Yunan karasularını 12 DM’ye çıkarabilir. Yunanistan’ın İyon denizinde bitişik ve karşılıklı kıyıları bulunan komşuları Arnavutluk ve İtalya, ilgili deniz alanlarında Yunan karasularının 12 DM’ye kadar çıkarılmasına, bölgenin kendine özgü özellikleri itibariyle bir engel görmemiş ve itiraz etmemiş olabilirler. Buna muhtemelen Türkiye de itiraz etmeyecektir. Bu kapsamda Yunanistan’ın karasularını İyon denizinde 12 DM’ye çıkarmasının önünde hukuken bir engel yok. Bu durum, Yunanistan’ın Ege denizinde ve Ege denizinden Akdeniz’e çıkış yolları üzerinde de karasularını 12 DM’ye çıkarabileceği anlamına gelmez. İyon denizindeki durumla Ege denizindeki ve Ege denizinden Akdeniz’e çıkış rotaları üzerindeki durum birbirinden tamamen farklı.

Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan Barış Anlaşması yapıldığı zaman, her iki devletin de karasuları genişliği 3 DM’ydi. Ege denizinin yaklaşık yüzde 70’ini açık deniz alanları kaplıyordu. Türkiye ve Yunanistan’ın Ege denizinden ulaşım, doğal kaynaklardan istifade ve askeri kullanım açısından eşit koşullarda yararlanabilmesi için, geniş bir açık deniz alanı bırakılmıştı. Bu durum, Türkiye ile Yunanistan arasında barışı sağlayan Lozan Barış Anlaşması’nın Ege’de kurduğu dengenin önemli bir parçasıydı.

Yunanistan’ın Ege’de çok sayıda adası bulunuyor. Bu adalar sebebiyle Yunanistan Ege Denizi’nde geniş karasuları kaplama alanlarına sahip olabiliyor. Buna karşılık Türkiye’nin Ege’de çok az sayıda adası var. Ayrıca, Yunan adaları Anadolu kıyılarının önünde bulundukları için, bu kıyıların karasularının genişlemesine engel oluyor. Türkiye’nin Ege denizinden yararlanabilmesi, Ege açık deniz alanlarının varlığıyla doğru orantılı. Yunan karasularındaki en küçük bir artış, adalar nedeniyle, geniş açık deniz alanlarının Yunan karasularına dönüşmesine yol açıyor. Bu ise Türkiye’nin Ege denizinden yararlanma haklarının ciddi ölçüde kısıtlanması demektir.

Yunanistan karasularını 6 DM’ye çıkartarak açık deniz alanlarını önemli ölçüde daraltmış bulunuyor. Bugün açık deniz alanları Ege denizinin yüzde 50’si kadar. Eğer Yunanistan karasularını 12 DM’ye çıkarırsa, açık deniz alanlarının Ege denizine oranı yaklaşık yüzde 20’ye düşecek. Bu durum sadece Türkiye için değil, açık denizlerden yararlanan diğer devletler için de haksızlık olacak.

Kıta sahanlığı, ilgili kıyı devletine, deniz tabanı ve onun altındaki toprak kitlesi içinde bulunan zenginlikler üzerinde egemenlik hakkı verir. Kıta sahanlığına ilişkin bu haklar, başından beri ve ilana gerek olmaksızın kıyı devletine aittir. Kıta sahanlığına ilişkin uluslararası hukuk kuralları 1945 yılında ortaya çıktı. Tüm devletler gibi Türkiye de 1945’ten itibaren kendi kıyılarında kıta sahanlığı haklarına sahip. Kıta sahanlığının üzerindeki sular ise açık deniz statüsünde. Bir devletin kıta sahanlığı bir başka devletin karasuları altında uzanamaz. Karasuları su kitlesinde olduğu kadar altındaki deniz tabanı ve toprak kitlesi içindeki zenginlikler üzerinde de kıyı devletini egemen kılar. Başka bir ifadeyle deniz tabanında ve onun altındaki toprak kitlesinde bulunan zenginlikler bakımından kıta sahanlığı ile karasularının kıyı devletine verdiği haklar örtüşür. Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularını 12 DM’ye çıkarması, açık deniz alanlarını daraltarak Türkiye’nin 1945’ten beri bu bölgelerde sahip olduğu kıta sahanlığı haklarını elinden almak demektir. Bu ise hakkın kötüye kullanılması demektir ve uluslararası hukuka göre yasaktır.

Yunan karasularının Ege denizinde 12 DM’ye çıkarılması, Ege denizinde Türk karasularının açık denizle irtibatının kesilmesine sebep olur. Yunan karasularının 12 DM’ye çıkarılmasının doğuracağı bu hukuksuz durum sadece Ege deniziyle de sınırlı değil. Anadolu’dan Mora’ya doğru güneye sarkan bir yay çizerek uzanan Rodos, Kerpe, Kaşot, Girit, küçük ve büyük Çuha adalarının Akdeniz’e bakan kıyılarının karasularının 12 DM’ye çıkarılması da aynı sonucu doğuracaktır. Bu, Türkiye’nin söz konusu kıyılardan denize açılma hakkının elinden alınması demektir ve uluslararası hukuka aykırıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 8 Haziran 1995’te, “Yunanistan Hükümetinin Lozan’la kurulmuş dengeyi bozacak bicimde Ege’deki karasularını 6 milin ötesine çıkarma kararı almayacağını ümit etmekle birlikte, böyle bir olasılık durumunda, Türkiye’nin hayati menfaatlerini muhafaza ve müdafaa için, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine askeri bakımdan gerekli görülecek olanlar da dahil olmak üzere, tüm yetkilerin verilmesine ve bu durumun Yunan ve dünya kamuoyuna dostane duygularla duyurulmasına karar vermiştir”. [2] TBMM’nin kararı, Yunanistan’ın Ege’deki karasularının 6 DM’nin üzerine çıkarılması haliyle ilgili. Bununla beraber, Yunan karasularının Akdeniz’de, Ege denizinden Akdeniz’e geçiş alanlarını açık deniz statüsünden çıkartacak şekilde genişletilmesi de TBMM’nin kararı kapsamında kalacaktır.

Sonuç olarak, Yunanistan’ın Ege denizinde ve Ege denizinden Akdeniz’e geçiş yolları üzerinde karasularını 12 DM’ye çıkarması, Lozan dengesinin öngördüğü Ege denizinden eşit koşullarda yararlanma haklarının ortadan kaldırılması, Türkiye’nin kıta sahanlığı haklarının elinden alınması, bölgedeki Türk karasularının açık denizlerle irtibatını kesen denize açılma hakkının ihlal edilmesi demektir. Miçotakis’in Ege’de karasularını 12 DM’ye çıkaracaklarını ima eden sözleri karşısında Türkiye de en yetkili ağızlardan TBMM’nin 8 Haziran 1995 tarihli kararı hatırlatmaktadır.

[Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası Hukuk Anabilim Dalı Başkanıdır]

[1] Türkiye BMDHS’nin kabul edildiği konferansın son oturumunda BMDHS’yi neden imzalamayacağını belirtirken 3. maddeye de itiraz etmişti. 3. madde örf ve âdet hukuku kuralına dönüşse bile, Türkiye sürekli itiraz eden devlet konumundadır ve söz konusu kuralla bağlı değildir.

[2] https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_b_sd.birlesim_baslangic?p4=692&p5=t&page1=1&page2=2

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Mersin'de mermeri altın görünümü vererek satan dolandırıcılık şüphelilerine gözaltı

Cum Eyl 4 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email MERSİN (AA) – Mersin'de adres sorma bahanesiyle tanıştıkları 3 kişiyi altın sarısı bant ve jelatinle sardıkları mermerleri satarak dolandıran biri kadın 3 şüpheli gözaltına alındı. Alınan bilgiye göre, Tarsus ve kent merkezinde bazı şüphelilerin, kendilerini öğretmen olarak tanıtıp adres sorma bahanesiyle yolda tanıştıkları 3 […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump