Gençlere Sesleniyorum – 15

BAYRAK DİREĞİ GİBİ DOSDOĞRU OLUN!…

 

Sevgili gençler!

İnsan, maddi ve manevi yönüyle bir bütündür.

Dünyaya ilk defa gözlerini açan insanın; ne kadar masum, sevimli ve temiz olduğu bilinen bir gerçektir.

Bu nezahat ve masumiyet, zamanla insanın içinde bulunduğu ortamın durumuna göre değişiveriyor…

İnsanın bu nezahat ve masumiyeti içinde fiziki yapısı, düşünce tarzı, hayata bakış açısı da gelişiyor, değişiyor…

Büyük bir hızla meydana gelen bu değişiklikler; ortama, çevredeki yaşam biçimine , gelenek ve göreneklere, yetişme tarzına, aile yapısına göre insanı alıp bazen karanlık dünyalara itiyor, bazen de gün gibi aydınlıklara kavuşturuyor…

Allah, insanın dışındaki bütün mahlukatı, cansızları, bitkileri  ve hayvanları  insanın hizmetine vermiştir.

İnsanın fiziki görünümü (cismani yönü) fevkalade olmakla beraber,   onu üstün kılan asıl özellik;  ruhu, aklı, gönlü yani onun manevi yönüdür.

Hz. Ali (r.a) bu konuda şöyle diyor:

        “ Sen kendini küçük bir cisim zannediyorsun? Oysa sende büyük bir âlem gizlidir.”

İşte bunun için insan, sıradan bir varlık olmadığını  bilmeli, düşünmeli,  kendisini böyle değerli ve üstün yaratan Yaratıcı’ya iman etmeli ve inancının gereğini yerine getirmelidir.

İslami inanç ve ahlaki değerlerinin başında şüphesiz “doğruluk” gelmektedir..

Doğruluk, dürüstlük ve adalet birbiriyle bağlantılı kavramlardır.

Doğruluk ve dürüstlüğün  hakim olduğu toplumlarda adalet de hakim olur.

Doğruluk, müslümanın ayrılmaz bir özelliğidir.

İnancında, ibadetinde, iş ve ticaret hayatında, ağzından çıkan her sözde, diğer insanlarla olan münasebetlerinde doğruluk, müslümanın kırmızı çizgisidir.

Müslüman; hem sözleriyle, hem de fiil ve davranışlarıyla dosdoğru olduğunu gösterir.

Müslüman, özüyle ve sözüyle dosdoğru bir insandır.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimiz (s.a.v) Efendimizin şahsına şöyle hitap ediyor:

         “Şüphesiz Rabbin, onların her birinin amellerinin karşılığını onlara tam olarak verecektir. Çünkü Rabbin, onların yapmakta olduklarından haberdardır” ( Hud suresi, Âyet:111)

        “Sen beraberindeki tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı gitmeyin. Çünkü  O (Allah), yaptıklarınızı çok iyi görendir” (Hud Suresi, Âyet: 112)

Ashab-ı Kiram’dan rivayet edildiğine göre Ku’an’da Resulullah(s.a.v) için bu âyetten daha şiddetli bir âyet inmemiştir.

        Bu Âyet-i Kerime nazil olduğunda Peygamberimiz (s.a.v):

        “ Hud suresi beni ihtiyarlattı” buyurmuştur.

        Çünkü bu surede O eşsiz insan ve son Peygamber’e “ emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” diye hitap edilmiştir.

        Bu diğer İlahi emirler gibi değil, zor bir görevdir. Allah, yalnız Peygamberimiz (s.av)e değil, O’nunla birlikte bütün mü’minlere dosdoğru istikamet üzere olmayı  emretmiştir.    

Doğruluk; “insanın niyet, söz ve davranışlarıyla  dürüst ve iyilikten yana olması” anlamına gelen ahlaki bir terimdir.  

İşte, sözde, davranışlarda, hayatın her ânında  dosdoğru ve dürüst olmak, İslam Dini’nin önemle üzerinde durduğu konulardan biridir.

İslam inancına göre, dosdoğru olan inançlı insanların (mü’minlerin) değeri, hem bu dünyada hem de ebedi hayatta yüksektir.

Onun için müslüman, hayatını doğruluk prensipleri üzerine kurmalıdır. İslam toplumundaki fertler, aralarındaki münasebetleri doğruluk esasına göre tanzim etmelidirler.

Allah’a iman eden insanların; sözlerinde, özlerinde, işlerinde, davranışlarında ve hayatlarının her alanında doğruluk üzere olmaları gerekir.

Allah’ın emrettiği şekilde hayatını doğruluk üzerine düzenleyen, doğru düşünen, doğru konuşan , işlerinde ve davranışlarında doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayan insanlardan meydana gelen ailelerde ve toplumlarda huzur ve mutluluk hakim olur.

Doğruluktan mahrum olan toplumlarda ise, huzursuzluk, hırsızlık, gasp, kavga, saldırı, cinayet, haksızlık,zulüm, işkence, adaletsizlik ve akla gelebilen her türlü kötülükler hakim olur. Böyle toplumlarda bulunan insanlar huzur ve mutluluk yüzü göremezler. Ömürleri korku, endişe, hayati tehlike ve karanlıklar  içinde geçer.

Yalan ve yanlışın binası olamaz. Yalan ve hile er-geç meydana çıkar. Ama doğruluk, doğru davranış hiçbir zaman kaybolmaz, kişiyi yarı yolda bırakmaz.

İslam ahlakına göre, iyi bir müslümanın özü sözüne, sözü özüne uygun olmalıdır. İslam’da doğruluk fazilet; yalancılık ise felaket olarak kabul edilmiştir.

Gerçek mü’min, hayatı boyunca her türlü olay karşısında doğruluktan ve doğru davranmaktan ayrılmaz, ayrılamaz.

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab Suresi, Ayet:70)

“Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin! Derler.” (Fussilet Suresi, Ayet:30)

Melekler, ayette vasıfları belirtilen mü’minlere, zikredilen müjdeleri ölüm sırasında vereceklerdir. Dosdoğru yolda yürümek, imanda sebattır.  Bunu Hz. Ebu Bekir (r.a), “söz ve davranışla düzgün olmak”, Hz. Ömer (r.a),”münafıklık etmemek”, Hz. Osman (r.a),” amelde ihlaslı olmak” ve Hz. Ali (r.a),”farzları eda etmek” şeklinde yorumlamışlardır.

Diğer bir Âyet-i Kerime’de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

  “ Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara  korku yoktur ve  onlar mahzun da olmayacaklardır” (Ahkaf Suresi, Âyet:13)

   “ Onlar (dosdoğru olanlar), Cennet ehlidirler. Yapmakta olduklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır” ( Ahkaf Suresi, Âyet:14)

Bir gün Abdullah oğlu Süfyan Peygamberimiz (s.av) Efendimize:

“Ey Allah’ın Resulü! Bana sımsıkı sarılacağım bir ameli haber ver, diye sormuş.

Resulullah (s.a.v) ona:

-Rabbim Allah’tır, de ve sonra da dosdoğru ol, buyurmuştur. Sonra:

-Hakkımda korkacağım en tehlikeli şey nedir? Diye sormuş

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), mübarek dilini tutarak:

-İşte budur! Diye cevap vermişlerdir.

Müslümanın en önemli prensibi ve görevi, dosdoğru olmak ve diline hakim olmaktır.

Allah Resulü bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor:

“Bir müslümana hıyanet eden veya zarar veren ya da hile yapan bizden değildir.” (250 Hadis, Sh:159)

       “Doğruluğa yapışın, ondan ayrılmayın. Zira doğruluk, iyiliğe götürür. İyilik de Cennete iletir. Kişi doğru söyledikçe, doğruyu araştırdıkça Allah katında doğru yazılır. Yalandan kaçının, zira yalan, kötülüğe götürür. Kötülük de Cehenneme iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı yazılır”. (Seçme Hadisler, 1. Kitap, H.No:47)

   Sevgili gençler!

Doğruluk,  kalp huzurunun ve gönül rahatlığının kaynağıdır.

Dünya ve ahirette mutlu olmak isteyen mutlaka “Dosdoğru” olmalıdır.

Doğru olmak, üstün bir özelliktir, bir ayrıcalıktır. İnsanlar arasında ayırıcı bir vasıftır.  Güzel ahlakın temeli, doğruluktur.

İnançlarında, ibadetlerinde, söz ve özlerinde doğruluğu kendilerine prensip edinen müslümanlar; dünya hayatında dost-düşman herkes tarafından takdir edilir   ve saygı görürler. Ahiret gününde de Allah tarafından Cennet ile ödüllendirilirler.

Doğruluktan sapan insan, huzur yüzü göremez. Mutlu olamaz. Huzursuzluktan kurtulamaz.

 Sevgili gençler!

Doğruluktan, dürüstlükten ve adaletten asla ayrılmadığınız zaman, insanlar sizi göndere çekilen bayrak gibi büyük bir saygıyla selamlarlar.

Gayeniz Allah’ın rızası,

Hedefiniz Cennet,

Aracınız Takva,

Şiarınız: Doğruluk, dürüstlük ve adalet olsun!…

………….

Prof. Dr. Bayram Altan‘ın Yeni Kitabı

Hayatımızı Aydınlatan ALTIN SÖZLER‘ çıktı:

İRTİBAT:

b.altanoglu@gmail.com

Prof. Dr. Bayram ALTAN

İSAK-İslam Ülkeleri Akademisyenler Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı / e-Mail: b.altanoglu@gmail.com

One thought on “Gençlere Sesleniyorum – 15

  1. Topluluk davranışını, özellikle de gençleri değerlendirmede harika yazı
    Dr. Perm al-Fadil
    Bu kitap okul ve üniversite müfredatında yer almalıdır
    Buradan bir insan doğruluğu ve dürüstlüğü öğrenmeye başlar
    Yalan yayıldığı için toplumdaki hiçbir şey mahvolmaz ve toplumun varlığını yok etmenin sırrıdır.
    Aman Tanrım, hayatınızla uzayın ve büyütün sevgili Dr. Berum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Adana'da tırda yapılan aramada 46 kilo esrar ele geçirildi

Per Eyl 17 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email ADANA (AA) – Adana'da şüphe üzerine durdurulan bir tırda, 46 kilo 250 gram esrar ele geçirildi, 2 şüpheli tutuklandı. İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Tarsus-Adana-Gaziantep otoyolunda yaptığı uygulamada, şüphe üzerine bir tırı durdurarak aradı. Tırın sürücü koltuğu arkasındaki bölümde, 46 […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump