‘Otomatik Bilgi Değişimi’ hakkaniyetli uygulanmalı

İlhan KARAÇAY’ın analizi:

Malvarlığını beyan etmek, babadan kalma mallar için geçerli olmamalı. Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi’ yani ‘Otomatik Bilgi Değişimi’ hakkaniyetli uygulanmalı.

Milleti ve devleti için, canını verecek kadar fedakâr olan vatandaşlarını tam 135 ülkeye ihbar edecek kadar aciziyet gösteren bir devlet olur mu hiç?

Aciziyet diyorum çünkü, güya vergi kaçakçılığını, kara para trafiğini ve terörün finansmanını önlemek, vergi konusunda şeffaflığı getirmek için kurulduğu iddia edilen, Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi’ndeki kurnazlıktan yararlanacak ülkelere yem olmayı fark edememektir bu…

Aşağıda, uzmanların detaylı bir şekilde anlatacakları, sözleşmenin ana hatlarını okumadan önce sizlere, yurtdışında yaşayan yurttaşlarımızı haksız bir şekilde mağdur edecek noktaları anlatmaya çalışacağım.

Adı geçen sözleşme çifte vergilendirmeyi vatandaşlar yararına önlüyor ama, aynı vatandaşların doğdukları ülkelerdeki, babadank alma malvarlıklarına da büyük bir vergi borcu yüklüyor.

Şöyle ki, doğdukları ülkedeki malvarlıklarını geride bırakıp bir başka ülkeye göç eden vatandaş, göç ettiği ülke ile hiçbir ilişkisi olmayan o malvarlığı için vergi ödemek mecburiyetinde kalacak. Zira her ülkede, vergi mükelleflerinin mal beyanı mecburiyeti vardır.

Şimdi size Hollanda’da yaşanacak olan bir haksızlıktan söz edeyim.

Hollanda yasalarına göre, sosyal ödenek almak isteyenlerin, mal sahibi olmamaları gerekiyor. Bunun için doldurulan bir formda, ‘Mal varlığım yoktur’ diye imza attırılıyor. Yani başvuranın otomobili varsa, ‘Otomobilini sat ve parasını ye, para bitince bize gel’ deniliyor. Aynı durum emlak sahibi olanlara da ‘Evini sat, parasını ye, ondan sonra bize gel’ deniliyor.

Buraya kadar hiçbir şikâyetimiz yok. Zira aynı işlem Hollandalılar için de geçerli. Öyle ki, ödenek alan Hollandalılar’ın dış ülkelerdeki emlakları bile aranıyor, bulunursa da hukuki işlem yapılıyor.

10 yıl kadar önce Hollanda devleti, Türkiye’den malvarlığı hakkında bilgi istediği zaman, bizim medyamız kıyameti koparmıştı. Devletimizin bu konuda bilgi vermemesi için kampanyalar başlatılmıştı. İşte o sırada naçizane şahsım, ‘Yapmayın beyler, Hollandalı için bile geçerli olan bu araştırmaya neden kızıyoruz ki? Ciddi ve medeni devletler, başka bir devlet tarafından istenen bilgiyi vermek zorundadır.’ demiştim.

Demiştim ama şunu da eklemiştim: ‘Bizim yapmamız gereken, bizden malvarlığı beyanı isteyen Hollanda’ya şunu söylemektir.

Şayet biz, Türkiye’deki malvarlığımızı, Hollanda’da kazandığımız para ile yapmışsak, boynumuz kıldan ince. Ama malvarlığımız babadan kalma ise veya biz Hollanda’ya gelmeden önce sahiplenmişsek, yasa şartlarınız bizi bağlamamalı.

İşte biz, Hollanda devletinden bu uygulamanın bizler için değiştirilmesini istemeliyiz.

Hollanda devleti karşısında güçlü olmak için şu uygulamayı örnek olarak gösterebiliriz.
Hollanda devleti, vatandaşlarının emeklilik işlemini 50 yıllık bir süre için hesaplıyor.

Yani, 15 yaşından 65 yaşına kadar Hollanda’da resmen kayıtlı kim varsa 50 yıl üzerinden tam emekli oluyor. Örneğin ben, Hollanda’ya geldiğim zaman 25 yaşındaydım. Hollanda devleti benim emekliliğimi 25 yaşımdan 65 yaşıma kadar hesap ediyor ve emeklilik ödeneğimi 10 yıl eksik hesap ediyor.

Biz de Hollanda’ya aynen şunu söylemeliyiz:

Bizim emekliliğimizi nasıl ki 25 yaşımızdan sonra hesaba katıyorsanız, malvarlığı konusnda da 25 yaşımızdan önceki yıllarda aramamalısınız.

İşte böyle değerli okurlarım. Bizim yapmamız gereken, yasaları çiğnemek değil, yasalardaki haksızlıklar için mücadele etmektir. Bu konuda tabii ki devletimizden de makul isteklerde bulunmalıyız.

136 ülkenin imzaladığı,Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi’ne Türkiye devleti de uysun ama, yukarıda söz ettiğim hususları da hesaba katarak hakkımızı korusun.

Şimdi gelelim, Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi’ne, yani ‘Otomatik Bilgi Değişimi’ konusuna:

Vergi kaçakçılığını önlemek için, OECD tarafından oluşturulan Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesine, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamının yanı sıra, İsviçre, Norveç, Brezilya, Hindistan gibi ülkeler de dâhil 136 ülke taraf olmuştur.

Bu sözleşmeye imza atan Türkiye, TBMM tarafından kabul edildikten sonra, 20 Mayıs 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmasından sonra ortak oldu.
.
Sözleşme, OECD, Avrupa Birliği (AB) ve G20 ülkelerinin birlikte çalışmasıyla gerçekleştirildi ve adına da Otomatik Bilgi Değişimi denildi.

‘Otomatik Bilgi Değişimi’, kişilerin yaşamakta olduğu ülke dışındaki yerlerde finansal hesap bilgilerinin, yaşamakta olduğu ülkeye, her yıl diğer ülke vergi idareleri tarafından vergisel amaçlarla kullanılmak üzere, karşılıklılık ilkesi gereği otomatik olarak paylaşılmasıdır.

Sistem, vergi kaçakçılığını, kara para trafiğini ve terörün finansmanını önlemek, vergi konusunda şeffaflığı getirmek için kuruldu. 136 ülkenin taraf olduğu sistemi şu anda 107 ülke kullanıyor. Dünyada kara para trafiğinin önlenmesi, vergi şeffaflığının gerçekleştirilmesi konusunda bütün ülkelerin beraber çalıştığı bir ortamda, Türkiye’nin de bu anlaşmanın içinde olması gerekiyordu.

Aksi halde birinci etapta ‘gri liste’, ikinci etapta ‘kara liste’ diye ifade edilen, herhangi bir şekilde vergi konusunda iş birliği yapmayan ülkeler listesine girmesi, orta ve uzun vadede kredi ve finans kuruluşlarından, uluslararası piyasalarda fonlama noktalarından tecrit edilecekti.

‘Otomatik Bilgi Değişimi’ kapsamında hangi bilgiler paylaşılacak, bu kimleri kapsayacak? Adres bilgisi, isim, soy isim, doğum tarihi, doğum yeri, ilgili ülkedeki vergi kimlik numarası, hesap bilgisi, hesap bakiyesi, hesap bakiyesinde yıl içinde ödenen bir faiz, temettü veya kâr payı gelirleri paylaşılacak.

Hesaba yıl içinde ödenen başka ödemeler yani hesap hareketleri otomatik bilgi paylaşımı kapsamında olmayacak. Mevduat hesapları, saklama hesapları, ortaklık ve borç ilişkisi menfaatleri, nakdi değer sigorta sözleşmeleri ve düzenli ödeme sözleşmeleri ise paylaşılacak hesaplar arasında yer alıyor.

‘Otomatik Bilgi Değişimi’ni uluslararası vergi kaçakçılığıyla mücadelede bir devrim olarak niteleyen uzmanlar bu konuda şunları söylüyorlar:

OECD’nin hazırladığı, ilk kez 29 Ekim 2014’te 51 ülke ve daha sonrasında daha birçok ülke tarafından imzalanan ortak raporlama, usul ve standartlarına (Common Reporting Standard – CRS) dair bu anlaşmaya göre, kaynak ülkelerdeki finans kuruluşları bilgileri, ülke içindeki merkezi bir kuruma (gelir idareleri) iletiyor, bilgileri derleyen bu kurum ise bilgileri şifreleyerek partner ülkedeki merkezi kuruma iletiyor.

Bu merkezi kurum da bilgileri çözümleyip eşleştirmeyi gerçekleştirerek kendi maliye kurumlarına aktarıyor. Bilgiyi alan maliye kurumları da bu bilgileri kendi vergi hesaplamalarına dahil ederek gerekli soruşturmaları başlatıyor.

Otomatik Bilgi Değişimi, diğer ülkelerde bulunan finansal hesap bilgilerinin kişinin yaşadığı ülkeye her yıl karşılıklı ve otomatik olarak elektronik ortamda gönderilmesi anlamına geliyor. Türkiye anlaşmaya taraf ülkelerle hesap bilgilerini karşılıklı olarak paylaşacaktır.

Bu sistem bir devrim. Çünkü ekonomik ilişkilerin ülke sınırlarını tanımadığı bir dünyada vergi dairelerinin sınır ötesi gelirlere erişememesi, önemli bir sorun teşkil ediyordu. Bu bir yandan ülkeler arası haksız vergi rekabetine yol açarken, diğer yandan mukim ülkelerde gelir eşitsizliğine katkıda bulunuyor.

Geçmişte genellikle talep üzerine veya düzensiz yapılan bilgi değişimleri ise uluslararası vergi kaçakçılığının önüne geçmekte yetersiz olarak görülüyordu. Türkiye, AB üyesi ülkelerin tamamının yanı sıra İsviçre, Norveç, Brezilya, Hindistan gibi ülkeler de dahil,136 ülkenin taraf olduğu, 107 ülkenin kullandığı bu sistemi, 21.04.2017 tarihinde imzalamış, 31.12.2019 tarihinde onaylamıştır.

Bu anlaşmaya göre, imzacı ülkeler, karşılıklılık temelinde ilgili ülkelerin mukimlerine ait finansal hesap bilgilerini, finansal kuruluşlardan toplayıp ayrı bir talep gerekmeksizin (otomatik olarak) her yıl ilgili ülkeyle paylaşacaktır.

Türkiye’de otomatik bilgi değişimi için bilgileri toplamaya ve paylaşmaya yetkili makam, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı’dır.

Türkiye’de elde edilen gelirler Türkiye’de vergilendiriliyor. Aynı gelirin farklı ülkelerde iki kere vergilendirilmesi çifte vergilendirilme anlaşmalarına aykırı bulunuyor.

Ancak Avrupa’da aynı gelir türlerine uygulanan Türkiye’den daha yüksek vergi oranları, bu gelirlerin Avrupa’da da farklı oranda vergilendirilmesini gerektiriyor. Bunun dışında Türkiye’deki gelirlerin, kişinin Avrupa’da tabi olduğu vergi dilimini yükseltmesi de söz konusu.

Bu durum neticesinde de Avrupa’da vergi yükümlülüğü bulunan, ancak Türkiye’de elde ettiği gelirleri Avrupa’da beyan etmeyenler için, kayıp vergilerin faiziyle tahsili ve vergi kaçırmadan hukuki süreç başlatılması söz konusu.

Bunun dışında sosyal yardım alanların Türkiye’deki gelirlerinin ve gayrimenkullerinin de dolaylı yoldan ortaya çıkması ihtimal dahilinde. Bu da dolandırıcılık suçlamasıyla açılacak davaları beraberinde getirebilir.

Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya ve Belçika’da yaşayan Türkiye kökenliler hariç, karşılıklılık sağlanan ülkelere 2019 yılına ait bilgilerin bu yılın sonuna kadar iletilecek. Bu tarihlerden önceki yıllara ilişkin otomatik bilgi değişimi yapılması söz konusu değil.

Çifte vatandaşlığı bulunan Türk vatandaşlarının hem Türkiye’de hem yabancı bir ülkede adresi olması halinde yine de bildirim yapılır mı?

Finansal bilgi değişiminde kriter vatandaşlık olmayacak. Önemli olan kişinin yaşadığı yer. Gelir Vergisi Kanunu’nun 4’üncü maddesine göre ikametgâhı Türkiye’de olanlar ile bir takvim yılında 6 aydan fazla devamlı olarak Türkiye’de oturanlar, Türkiye’de yerleşik sayılıyor.

İnceleme yöntemleri ise farklıdır. 01/07/2017 tarihinden sonra açılan hesaplarda kişinin Türkiye’de yerleşik olduğunu beyan etmesi ve bu beyanın hesap açılışında alınan diğer bilgiler ile çelişmiyor olması halinde, beyanın makul olduğu kabul edilir ve hesaba ilişkin bilgiler bildirilmez. Bu tarihten önce açılan hesaplarda ise finansal kuruluşun kayıtlarındaki tek gösterge, adres bilgisi değildir.

Türkiye anlaşmaları onaylamış ve iç hukukuna nakletmiş olsa da, teknik alt yapısı henüz tamamlanmadığı gerekçesiyle, ‘Otomatik Bilgi Değişimi’ kapsamında henüz bir paylaşımda bulunmamıştır. Normalde bilgi paylaşımı, her yılın eylül ayında yapılacak ve doğrudan bir önceki yılı kapsayacak.

Mal ve mülkler otomatik paylaşımına doğrudan tabi olmayacak. Ancak gayrimenkullerden elde edilen kira gibi gelirler hesap bakiyelerine yansıyacağından, gayrimenkul bilgilerinin de dolaylı olarak aktarılması söz konusu. 01/07/2017 tarihinden önce açılmış tüzel kişilere ait hesaplarda bakiyenin 250 bin ABD dolarını geçmemesi halinde finansal kuruluşun bu hesabı başkanlığa bildirmesi zorunlu değildir.

Bireysel hesaplar için ise böyle bir eşik değer söz konusu değildir. 01/07/2017 tarihinden sonra açılan hem bireysel hesaplar hem de kurum hesapları bakiyesi ne olursa olsun bildirim kapsamındadır.

“Finansal kuruluşlar yeni açılan hesaplar için müşterilerden hangi ülkede yerleşik (mukim) olduklarını gösteren beyanlarını alır.

Ayrıca 01/07/2017 tarihinden önce açılmış hesaplarda finansal kuruluşlar kayıt taraması yaparlar. Kayıtlarında kişinin ilgili ülkede yerleşik (mukim) olduğuna ilişkin kayıt, ilgili ülkede güncel yazışma ya da ikametgâh adresi, ilgili ülkede kayıtlı telefon numarası (Türkiye’de bir telefon numarası yoksa), mevduat hesapları dışındaki hesaplardan ilgili ülkedeki hesaplara düzenli fon transferi talimatı, ilgili ülkede adresi bulunan bir kişiye verilmiş temsil veya imza yetkisi (vekaletname), finansal kuruluşun kayıtlarında başka bir adres olmaması halinde posta bekletme servisi talimatı veya posta gönderisi için belirtilen adres bunlardan birinin bulunması halinde göstergenin bulunduğu ülkeye ilişkin olarak Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirim gönderir.

Bu nedenle, banka hesap sahiplerinin bankadaki adreslerini kontrol etmesi ve güncel ikamet bilgilerini kişisel beyan ve kanıtlayıcı belge ile birlikte bankalarına bildirmesi ve iletişim bilgilerini güncellemeleri önemlidir. Finansal kuruluşlar, gösterge buldukları müşterileriyle iletişime geçerek onlardan gerçekte nerede yerleşik (mukim) olduklarını gösteren kişisel beyanlarını ve bu beyanı destekleyen bir belge isteyebilir.

Eğer ilgili kişi Türkiye’de yerleşik (mukim) olduğunu beyan ediyor ve mukimlik belgesi, yerleşim yeri belgesi vb. gibi bir kanıtlayıcı belge ile bu beyanı destekliyor ise hakkında bildirim yapılmasına gerek kalmaz. Böyle bir beyanda bulunan kişinin gerçek halini yansıtacak şekilde beyan ve belge sunması sonradan karşılaşılabilecek olası yaptırımlardan sakınmasını sağlayacaktır.

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yurt dışında yaşayan vatandaşların Türkiye’deki finansla ilgili son bir yıl bilgilerinin paylaşılması, Avrupa’da yaşayan Türklerin bir bölümünü zor durumda bırakacak. Yurt dışında yaşayıp sosyal yardım alan aynı zamanda da Türkiye’den ya da herhangi bir geliri olanların bu bilgileri yaşadıkları ülkelere bildirmesi zorunlu.

Paylaşmamaları ve bu durumun ortaya çıkması halinde ‘vergi kaçırmak’ suçundan yasal yaptırımlara maruz kalabilirler. Eylül 2020 ile Eylül 2021 arası çok önemli. Avrupa’da yaşayan Türkler bu bilgi paylaşımı noktasında en az zararla kurtulabilir.

Önlerinde bir yıl var. Kişisel Verileri Koruma Kanunu’nun da faydası olabilir. Ayrıca hesabı açtığınız dönemde Türkiye’de yaşamıyor ancak daha sonra adresinizi Türkiye’ye taşıdıysanız veya ileriki zamanlarda ikametinizi Türkiye’ye taşıyacaksanız, hızlı şekilde bankalara giderek adres bilginizi güncellemeniz gerekiyor.

Çünkü adres bilginizi güncellerseniz, artık Türkiye’de yaşıyorsanız, otomatik bilgi paylaşımı kapsamına girmezsiniz.

Hangi kuruluşlar bildirim yapacak?

1- Mevduat kuruluşları (Bankalar)
2- Saklama kuruluşları (Saklama bankaları vb.)
3- Yatırım kurumları (Yatırım bankaları ve fonlar gibi)
4- Belirli sigorta şirketleri
(Kamu kurumları, uluslararası kuruluşlar bu kapsamda sayılmaz.)

AA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Migros, Türk mutfağının önemli ev lezzetlerini 30 dakikada evlere ulaştırıyor

Sal Eki 6 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email İSTANBUL (AA) – Migros, Türk mutfağının önde gelen yemeklerini tüketicilerle buluşturduğu Migros Ev Lezzetleri ürünlerini, hızlı teslimat seçeneğiyle 30 dakika içinde sofralara ulaştırıyor. Migros'un açıklamasına göre, Migros Ev Lezzetleri markasını kuran şirket, sunduğu taze, kaliteli ve uygun fiyatlı ev yemekleri menüleriyle, sofralarına güvenilir gıda […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump