İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Hakkari'de konuştu: (2)

HAKKARİ (AA) – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Kenevirleri eken PKK, geçişlerden para alan, Avrupa uyuşturucu piyasasının yüzde 90'ını elinde tutan PKK. Yöneticilerini de özellikle uyuşturucu baronlarından seçen de PKK. İsterseniz, merak eden varsa isim de verilebilir. Doğu ve Güneydoğu'da yeşeren evlatlarımıza sızmadan onların tepelerine binmek bizim temel sorumluluğumuzdur." dedi.

Bakan Soylu, Hakkari'de Valilik Toplantı Salonu'nda gerçekleştirilen Güvenlik Toplantısı'na yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde yollar, havalimanları, hastaneler, üniversiteler, okullar, kadın merkezleri, gençlik ve kültür merkezleri, iş imkanlarıyla Doğu ve Güneydoğu'da 19 yıldır huzur ortamını oluşturacak alt yapının hazırlandığını anlattı.

Görev döneminin 3'te birini Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geçirdiğini, batıdan hiçbir eksikliğin söz konusu olmadığını bizatihi müşahede ettiğini aktaran Soylu, bunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, AK Parti hükümetlerinin bir politikası olduğunu söyledi.

– "Madenler açılıyor, hayvanlar yaylalara çıkıyor"

"Önümüzdeki yıl Hakkari, festivallerin şehri olacaktır. Hakkari iş adamlarının akın edeceği, atölyelerini, fabrikalarını açan, açtıran bir şehir olacaktır. Hakkari, spor müsabakalarında altın madalyaların birer birer şehre taşındığı başarıların altına imza atılan bir şehir olacaktır" diyen Soylu, bugüne kadar yapılan ve bundan sonra gerçekleştirileceklerle Hakkari'nin bu bölgenin, Ortadoğu'nun cazibe merkezi olacağını ifade etti.

Hakkari'nin bir huzur kenti olduğunu ifade eden Bakan Soylu, şöyle dedi:

"Madenler açılmaktadır, o dönemler bitti artık. Hayvanlar yaylalara çıkmaktadır, o dönemler bitti artık. Sınır kapıları işlemektedir. Sınır kapılarının öncesinde vergi almak, vergi salmak, bunlar tükenmiştir artık. Bunları başarıyla söyleyebilecek bir anın sahibiyiz, Allah'ımıza hamdolsun. Milletimizle birlikte olmak, onların bize itimatını ve güvenini sürekli sahada tesis etmek, buradaki huzurun bir an önce burayla buluşmasını sağlayabilecek en önemli etmenlerden bir tanesidir. Köy, mezra, ahır ve insanları da merak edip çıkmalıyız. Ağaçları da, yaylaları da merak edip çıkmalıyız. Çukurca'dan, Yüksekova, Dağlıca'ya, Şemdinli'ye, Derecik'e sınır etrafında oluşan yola baktık, hızlıca ilerliyor."

– "Asayiş olayları azaldı"

2019 ile 2020'nin ilk 9 ayları karşılaştırıldığında ülke genelinde tüm asayiş olaylarında Türkiye geneli yüzde 3,6, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 0,4, Hakkari'de ise yüzde 10,7 azalışın gerçekleştiğini belirten Soylu, şu bilgileri verdi:

"Terörle mücadelede başarı elde ettikçe güvenlik güçlerimiz asayişle mücadeleye de artık vakit ayırmaktadır. Tüm asayiş olayları aydınlatmada Hakkari, Türkiye'nin neredeyse 7 puan üstündeydi, yani olay oluyor, aydınlanmıyordu. Türkiye geneli yüzde 86, Doğu Anadolu Bölgesi yüzde 92,7, Hakkari'de yüzde 93,7. Mal varlığına karşı işlenen suçlarda hem Türkiye hem de Doğu Anadolu Bölgesi'ne göre keskin ve yüksek bir azalma görüyoruz. Türkiye'de yüzde 6,6, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 5,5, Hakkari'de ise yüzde 32,1'lik bir azalma söz konusu. Mal varlığına karşı işlenen 9 suçta, Türkiye'de yüzde 7,8, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 4,4, Hakkari'de ise yüzde 38'lik bir azalış mevcut. Evden hırsızlık olaylarında ise mal varlığına karşı işlenen olaylardan ve mal varlığına karşı işlenen 9 suçtan çok daha büyük ve keskin bir azalış görüyoruz. Türkiye'de yüzde 13,2, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yüzde 3, Hakkari'de ise yüzde 71,2'lik bir azalış var. Evden hırsızlık günlük olay sayısında Türkiye'de yüzde 54, Doğu Anadolu Bölgesi'nde 8, Hakkari'de ise bu sayı sıfır. Kişilere karşı işlenen 10 suça baktığımızda Türkiye'de yüzde 4,8, Doğu Anadolu Bölgesi'nde 5,1'lik artış, Hakkari'de ise yüzde 3,9'luk bir azalış var."

Huzur derken Hakkarililere ve ülkedeki vatandaşlara altı boş bir kavram sunmadıklarını vurgulayan Soylu, "Mal varlığına karşı işlenen suçların aydınlatılmasındaki durum Türkiye'de yüzde 53'tür. Doğu Anadolu ve Hakkari'de ise oranlar neredeyse aynıdır. Bölgede yüzde 70,2, Hakkari'de ise yüzde 70,8. Bu çerçeveye ilk baktığımızda hem Türkiye, hem Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi kapsamında hiçbir asayiş başlığında başarısız olmadığımızı görüyoruz ancak bazı oranların elbetteki daha aşağıya çekilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Örneğin bazı başlıklarda çok dengeli bur durum söz konusuyken bazı başlıklarda ciddi anlamda çarpıcı azalışlar mevcuttur. Bunları hep birlikte değerlendirip hep birlikte ortaya koymalıyız." bilgisini paylaştı.

– "Uyuşturucuda çok önemli başarılara imza attık

Son yıllarda özellikle Diyarbakır'da uyuşturucuya yönelik uyguladıkları baskısıyla esrar üretimi ve dolaşımının çok aşağı noktalara çekildiğini ifade eden Soylu, ülke içinde de çok önemli başarılara imza attıklarını, esrardaki azalmanın uyuşturucu noktasında yeni yönelişlere neden olduğuna dikkati çekti.

Esrardan başka yakalanan maddelerin çok daha büyük oranda kimyasala dönüştüğünü aktaran Soylu, şunları kaydetti:

"İşin bu noktasında da karşımıza Hakkari üzerinden ülkemize giren uyuşturucu meselesi çıkıyor. Hakkari hem İran hem de Irak'a olan sınırları itibariyle uyuşturucu meselesinde çok önemli ve çok hassas bir konuma sahip. Hakkari'ye uyuşturucu girişi özellikle İran sınırlarından gerçekleştirilmektedir. Giriş yapan uyuşturucu maddelerin en başında eroin geliyor. İran'da bir geçiş güzergahı olduğunu, Afganistan hattı olduğunu elbetteki biliyoruz. Buna bağlı olarak İran pazarından Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden de Avrupa'ya gidiş elbetteki bir güzergah olarak önümüzde durmaktadır. Burada Van'ı biliyoruz. Çok az Ağrı'yı biliyoruz geçiş güzergahı olarak. Hakkari'yi biliyoruz ve buradaki geçiş yollarını iyi biliyoruz. Hakkari üzerinde yalnızca İran'da değil Irak'tan da uyuşturucu girişi mevcut. Ancak yakalamalarımızı bu noktada biraz daha artırmalıyız. Sınır geçişleri oldukça fazla. Terör örgütüne yüzde 25'lik geçmişte oradaki bir takım yapılanmalara da yüzde 20'lik komisyonlar vererek bu maddeleri sınırımızdan sokmaya çalışıyorlar. Bunu gözardı etmemeliyiz. Bu konuda tetikte olmalı buna fırsat vermemeliyiz."

– "Kenevirleri eken, Avrupa uyuşturucu piyasasının yüzde 90'ını elinde tutan PKK"

Emniyet ve jandarma arasındaki koordinasyonun en yüksek seviyede olduğunu anlatan Soylu, Hakkari'nin genç nüfusunu uyuşturucu pazarını artırmak için gayret gösteren hainlerden korumaları gerektiğini vurguladı.

Hakkari'nin uyuşturucunun sadece geçiş noktası olmadığının altını çizen Soylu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Size uyuşturucunun temel kuralını söyleyeyim, 'Geçtiği yerde dökülür.' derler. Çocuklarımızı korumalıyız. Sokak satıcılarının büyük bölümünü engellemiş olsak da, hadlerini bildiriyor olsak da bağımlılığa esas itibariyle önleyici tedbirlerle geçit vermemeliyiz. Terör örgütü bu noktada bir kara propaganda yapıyor. Gençleri özellikle uyuşturucudan devletin zehirlediği yalanını bölgede işletiyorlar, tedavüle sokuyorlar. Oysa kenevirleri eken PKK, geçişlerden para alan, Avrupa uyuşturucu piyasasının yüzde 90'ını elinde tutan PKK. Yöneticilerini de özellikle uyuşturucu baronlarından seçen de PKK. İsterseniz, merak eden varsa isim de verilebilir. Kendi gelirlerini örtmek için ele geçirdiğimiz mağaralarda bol miktarda uyuşturucu bulduğumuzu hepimiz biliyoruz. Onun için bunların gençlerimize sızmadan sadece terör örgütü olarak değil Doğu ve Güneydoğu'da yeşeren evlatlarımıza sızmadan onların tepelerine binmek bizim temel sorumluluğumuzdur."

– "Göç konusu dünyanın bir numaralı gündem maddesi

Bütün dünyanın bir numaralı gündem maddesi haline gelen göç konusunun sorunlar yumağını da beraberinde getirdiğini söyleyen Soylu, Hakkari'deki mukim göçmen sayısının oldukça az olduğunu, kaçak göçmenlerin kendilerine uygun yaşayacak ortam ve gelir elde edecek iş imkanı bulamamalarının azlığın en büyük vesilesi olduğunu ifade etti.

Hakkari'nin geçiş güzergahı olması nedeniyle göçmen kaçakçılarını mıknatıs gibi kendine çektiğini aktaran Soylu, "Kaçakçıların kaçırdıkları ve ekonomik olarak istismar ettikleri göçmenler batı ilerimizde karşımıza çıkmaktadır. Göçmenlerin büyük oranını Suriyeliler, Afganlılar hatta Afrikalılar teşkil etmektedir. Onların kullandığı rota üzerinden yoğun bir uyuşturucu trafiği oluşturma çabalarını görüyoruz. Ama memnuniyetle şunu ifade edeyim. Son zamanlarda Irak'ın kuzeyine sızdıkça, sınırda tedbirlerimizi aldıkça, kademeli olarak güvenliğimizi artırdıkça bu sayı azalmaktadır. Ama fırsatını bulurlarsa yine de geçerler. İnsanları istismar ediyorlar ve acımasız davranıyorlar. Uyuşturucu konusundaki tedbirlerin büyük kısmını kaçak göçmenler konusunda da uygulamak zorundayız. Elimizde büyük teknik imkanlar mevcut ve bu imkanları artırıyoruz. Her türlü suça ve güvenlik tehdidine karşı bir seferberlik halindeyiz. Bu yüzden de hiçbir bahanenin arkasına sığınmadan elimizde ne var ne yok bütün imkanları kullanmaya gayret edelim." şeklinde konuştu.

– "Operasyonda bir terörist ölü ele geçirildi"

Hakkari'nin ve ülkenin güvenliğinin sağlanması konusunda sürekli görev başında olduklarını dile getiren Soylu, şu değerlendirmede bulundu:

"Allah Hakkarili hemşehrilerimizin ağız tadını bozmasın inşallah. Biz burada masadayız. Biraz önce Jandarma Asayiş Bölge Komutanımız ve İl Jandarma Komutanımız operasyon bölgesinden geldiler. Çatışmada bir terörist ölü ele geçirildi. Huzurun bir bedeli var ve milletimizin huzurlu olması için biz bu bedeli ödemeye talibiz. Bedeli ne olursa olsun yeter ki milletimiz huzurlu olsun. Yeter ki çocuklarımız geleceğe güvenle baksınlar. Yeter ki onların gelecekleri kararmasın. Yeter ki onlar akşam huzurlu şekilde yastığa başlarını koyduklarında bugünün yöneticileri olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bizler onların hayallerini gerçekleştirecek büyükleri olarak hafızalarında kalalım. Bu bize yeter."

Toplantıya, Yüksekova Üçüncü Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Muamer Alper, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ahmet Kavukçu ve İl Emniyet Müdür Atanur Aydın da katıldı.

(Bitti)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

ING Basketbol Süper Ligi

Cts Eki 17 , 2020
- Aliağa Petkimspor: 108 - Frutti Extra Bursaspor: 80

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

İSTANBUL'UN FETH-İ

Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump