Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, canlı yayında soruları yanıtladı: (1)

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, "Azerbaycan haklıdır davasında, kendi topraklarını savunmaktadır, Ermenistan işgalcidir ve işgalci bulunduğu işgal ettiği topraklardan çekilmek zorundadır. Bu 7 rayonu da kastediyoruz burada, Dağlık Karabağ'ı da kastediyoruz. Azerbaycan daha iyi durumdadır bugün, zaten haklılığını da çatışmalarda göstermiş durumda." dedi.

Oktay, CNN Türk canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Yeni bütçeyi sunduklarını belirten ve hayırlı olmasını dileyen Oktay, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine ilişkin bir soru üzerine, yeni sistemle hızlı karar alındığını, sistemin sürekli değerlendirmeyi ve dinamik olarak da yeni durumlara karşı kararları geliştirmeyi beraberinde getirdiğini söyledi.

Oktay, yeni sisteme geçildikten sonra ortaya çıkan bazı aksaklıkların giderilmesi için kapsamlı bir çalışma yaptıklarının hatırlatılması üzerine, "Dinamik bir süreç olduğu için bu hep devam edecek zaten 50 yıl sonra da devam edecek, 100 yıl sonra da devam edecek. Dolayısıyla 'buna dönüştü yeni bir sisteme geçildi, 2 yıl içerisinde muhteşem, mükemmel bir yapı var' dediğimizde aslında ülke olarak kendi gelişmemizin önünü kapatmış oluruz. Böyle bir dünya yok, bütün dünya değişiyor. Değişim de dinamizmi beraberinde getiriyor, dolayısıyla bu sistem de gelişecek, sürekli gelişerek devam edecek yani kendi olgunlaşmasını yakalayacak." değerlendirmesinde bulundu.

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışmalar hatırlatılarak, "Bugün için baktığınızda Azerbaycan'ın iyi bir durumda olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine Oktay, iki ülkenin 1992 yılındaki durumu ile şu andaki durumlarının karşılaştırılması gerektiğini ifade etti.

Oktay, "Kendi vatandaşının, kendi ülkesinin, kendi şehirlerinin refahına ve kalkınmasına odaklanan bir Azerbaycan, diğer tarafta böyle düşmanlıklara odaklanan ve yani böyle 'yok Azerbaycan, yok Türkiye' ama özellikle de baktığınızda ortak paydada bir Türk düşmanlığı paydasından giden, içeride kalkınmaktan ziyade iç politikadaki sorunlarını da çoğu zaman Yunanistan'da olduğu gibi bir Türk düşmanlığı bir Türk korkusu boyutuyla örtbas etmeye çalışan bir Ermenistan." dedi.

Bir önceki Ermenistan Başbakanının "Dağlık Karabağ tarafındaki toprakların genişletilmesini biz başardık, biz aldık, Ağrı, Türkiye tarafı da artık size düşüyor, gelecek nesillere düşüyor." ifadelerini aktaran Oktay, "Böyle bir devlet politikası olur mu, böyle bir komşuluk ilişkisi olur mu? Bu zihniyette yetişen gençlerin, bu zihniyette çalışan devlet kurumlarının, bu zihniyette yetişmeye çalışan ordudaki, sözde ordusundaki yapılardan ortaya bir devlet çıkar mı? Ortaya nasıl bir devlet çıkıyor? İşte bugünkü gibi güya savaş ortamındaki onu da kendisi oluşturuyor, savaş ortamında sivillerin üzerine roket fırlatacak kadar korkak, alçak, kalleşçe, bu ifadeleri kullanmak istemem ama yani bize yakışmıyor bu ifadeler ama tam da şu anda Ermenistan'ın, devlet de demek istemiyorum bir terör devleti, işgalci devletin tutumunu yansıtır bir durum." değerlendirmesinde bulundu.

– "Türkiye tereddüt etmez"

Türkiye olarak ilk andan itibaren her şeyi net olarak ifade ettiklerini vurgulayan Oktay, "Azerbaycan haklıdır davasında, kendi topraklarını savunmaktadır, Ermenistan işgalcidir ve işgalci bulunduğu, işgal ettiği topraklardan çekilmek zorundadır. Bu 7 rayonu da kastediyoruz burada, Dağlık Karabağ'ı da kastediyoruz. Azerbaycan daha iyi durumdadır bugün, zaten haklılığını da çatışmalarda zaten göstermiş durumda." dedi.

Azerbaycan'ın 100'ün üzerinde yerleşim yerini de işgalcilerden kurtarmış durumda olduğunu söyleyen Oktay, "Ümit ediyoruz ki tamamını kurtarır ve Türkiye olarak da biz sonuna kadar Azerbaycan'ın istediği şekilde yanında olacağımızı ifade ediyoruz." açıklamasını yaptı.

Azerbaycan'dan asker talebi olması halinde Türkiye'nin bunu karşılayıp karşılamayacağına ilişkin bir soru üzerine Oktay, "Cumhurbaşkanımız bunu ilk günden açık bir şekilde ifade etti. Azerbaycan ve Türkiye arasında askeri anlaşmalar mevcuttur, askeri iş birliği anlaşmaları mevcuttur. Eğer ki beklemediğimiz bir gelişme yaşanırsa Ermenistan tarafından ve böyle bir davet gelirse Türkiye tereddüt etmez, Cumhurbaşkanımız hiç tereddüt etmez." diye konuştu.

Fuat Oktay, "Sahada durum ne şu anda?" sorusu üzerine, "Sahada durum iyi." karşılığını vererek, ilerlemenin devam ettiğini bildirdi.

– "Sivillere saldıran terör devleti"

Ateşkes kararlarının alındığının hatırlatılması üzerine Oktay, "Hem şikayet eden hem de daha ateşkesin imzası kurumadan sivillere saldıran terör devleti var. Bu da işin anlaşılmaz tarafı zaten." ifadelerini kullandı.

Özellikle askeri anlamda çok ciddi başarılar elde edildiğini, askeri mühimmat ve askeri zaiyat anlamında da çok ciddi bir zayiat verdirildiğini söyleyen Oktay, "Zaten Ermenistan ekonomisinin de ve kurumsal anlamda ordusunun da buna uzun süre dayanma şansı mümkün değil. Tek şartla bu gidebilir, dışarıdan illegal boyutta destekler geliyorsa, silah geliyorsa veya farklı şekilde insan kaynağı geliyorsa." dedi.

Oktay, "Bekliyor musunuz?" ifadesi üzerine, "Bekliyoruz değil, geldiğini biliyoruz. Zaten geldiğini görüyoruz, mühimmat olarak geldiğini görüyoruz." karşılığını verdi.

Bu olayın yeni olmadığını belirten Oktay, "Biz bir şeyi söylüyorsak mutlaka kanıtlarıyla söyleriz. Yani sadece laf olsun diye bir şeyi kesinlikle biz söylemeyiz. Elimizde belgeleri vardır." diye konuştu.

– "Macron'u ciddiye almaya gerek yok"

Ermenistan ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un benzer suçlamayı Türkiye için yaptığının hatırlatılması üzerine ise Oktay, şunları söyledi:

"Macron boş kaldıkça Türkiye üzerinden kendi tanıtımını yapmaya çalışıyor. Macron'u kimse ciddiye almadığı için AB'de de dünyada işte bir lidercilik oynamaya, çalışıyor, kendisini farklı bir konuma yerleştirmeye çalışıyor. Dolayısıyla Macron'u ciddiye almaya gerek yok ne söylediğiyle alakalı, hele hele Türkiye ile ilgili ne söylediğiyle alakalı. Türkiye'nin herhangi birisine ihtiyacı yok bunun için, bir başkasını götürmeye, göndermesine ihtiyacı yok. Türkiye ile Azerbaycan arasında zaten askeri iş birliği anlaşması vardır, ihtiyaç olur, Azerbaycan'ın böyle bir daveti olursa zaten bunu açıktan yapar Türkiye. Bununla ilgili net kararımız da zaten Cumhurbaşkanımız çok net bir şekilde ilk günden ifade etmiştir. Dolaylı yönlere gitmesine gerek yok Türkiye'nin, buna ihtiyacı da yok. Azerbaycan'ın da buna ihtiyacı yok."

Ermenistan'ın konumuna bakıldığında haritanın stratejik anlamda nasıl çizildiğinin görüleceğine işaret eden Oktay, bunun, Türkiye'nin Türk dünyası ile fiziki bağını koparmakla alakalı olduğunu belirtti.

Türkiye'nin bölgeyle ilişkisini sürdürdüğünü Gence-Tovuz-Gürcistan üzerinden doğal gaz boru hattı, petrol boru hattı ve demiryolu hattı inşa edildiğini hatırlatan Oktay, "Derdimiz iki bölgenin de hem iletişimini sağlamak hem de gelişmeye katkı vermek. Ekonomik gelişme barışa katkıdır. Refah arttıkça barış gelir." dedi.

Saldırıların Tovuz ve Gence üzerine yoğunlaştığını anlatan Oktay, "Ermenistan şunu söylüyor, 'ben geçmişte Karabağ ile başladım Dağlık Karabağ'la, bir sesini çıkaran olmadı. Avrupa'dan ve dünyanın birçok yerinden Ermenileri taşıdım buraya, Müslüman nüfusu, Türk nüfusu sürdüm.' 1,5 milyona yakın mülteci var orada. Bugün Suriye'deki mültecileri konuşuyoruz, oradaki mültecileri hiç kimse konuşuyor mu? Evinden, yurdundan edilmiş 1,5 milyon mülteciden bahsediyoruz, Azerbaycan'ın kendi içinde." açıklamalarında bulundu.

– "Çözümsüzlükten kendi lehlerine bir çözüm çıkaracaklardı"

Minsk grubunun soruna çözüm bulmasının amaçlandığını hatırlatan Oktay, "Ne yaptı bu eş başkanlar, Minsk grubu ne yaptı? 28 yılda çözüm bulmamakla ilgili elinden gelen her şeyi yaptı. Aslında çözüm neydi onlar için? Çözüm çözümsüzlüğün ta kendisiydi. Ermenistan'ın da arzu ettiği buydu zaten. Bu süreç ne kadar uzarsa, ne kadar zamana yayılırsa aslında çözümsüzlükten kendi lehlerine bir çözüm çıkaracaklardı." dedi.

Ermenistan'ın 30 yıldır yeni yerleşim yerleri oluşturduğunu söyleyen Oktay, "Azerbaycan diyor ki 'bir dakika kardeşim 30 yıldır ben sizi bekledim, sizden bir şey yok ve hepiniz de şu anda hem çözümsüzlük üzerine hem de Ermenistan'ın her türlü zulmüne ve işgaline alkış tutar konumdasınız, ben gereğini yapacağım, kendi göbeğimi kendim keseceğim' diyor ve şu anda da onu yapıyor ve başarıyla da yapıyor." ifadelerini kullandı.

"Sizce Rusya, Ermenistan taraftarı mı?" sorusu üzerine ise Oktay, "Resmi açıklamalar var, bir de sahadaki fiili durum var. Resmi açıklamalara baktığımızda Rusya 'ben her iki ülkenin dışişleri bakanlarıyla da devlet başkanlarıyla da görüşürüm, dolayısıyla zaten eski Sovyetler'den kalma da bir iş birliğimiz de bir yakınlığımız da var, dolayısıyla bu sorunu çözebiliriz' şeklinde bir deneme yaptı olmadı." dedi.

Fiili duruma bakıldığında ortada tarafsız bir yapının görülmediğine dikkati çeken Oktay, "Minsk eş başkanlarından ciddi bir gayretin gelmemesi, daimi üyelere, yani bu eş başkanların çalışıyor olmaları ve daimi üyelere de belirli aralıklarla raporlar ve çözüm önerileri ile birlikte gelmeleri gerekiyordu, gelen hiçbir şey yok 28 yılda." ifadelerini kullandı.

(Sürecek)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Next Post

Konyaspor'da Gaziantep FK maçı hazırlıkları

Çar Eki 21 , 2020
Share on Facebook Tweet it Email KONYA (AA) – İttifak Holding Konyaspor, Süper Lig'in 6. haftasında 24 Ekim Cumartesi günü deplasmanda Gaziantep FK ile yapacağı maçın hazırlıklarına devam etti. Kulübün internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, Kayacık Tesisleri'nde teknik direktör İsmail Kartal yönetiminde gerçekleştirilen antrenman, koşu ve ısınma hareketleriyle başladı. Çabukluk […]

Aktüel Haberler

Instagram did not return a 200.

Bize Sponsor olun!..

NEDEN BANNER REKLAMI? EUTURKHABER'e reklam vererek firma tanıtımınızı fotograf, video olarak yapma imkanına sahip olabilirsiniz. Banner reklamı vermeyi cezbeden bir özellik de düşük maliyette olması ve geniş kitleye ulaşılabilmesi. İnternet gazeteciği artık revaçta. Ücretsiz olarak günlük haber takibi imkanı elde eden internet takipçilerinin IAB İnternet ölçümleme araştırmasına göre 12 yaş üzeri kullanıcı sayısı 25 milyonu aşmış durumda., bu her ülke için ortalama böyledir. Bu yaş oranlarının 80'lik bölümünün 35/40 yaşın altında olması da tüketici potansiyeli en yüksek kesim olarak ortaya çıkıyor. EUTURKHABER'E REKLAM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ: Dar kesime hitab eden ve anlık reklamlar hemen unutulur. Avrupa Türkleri Haber Portalı'mız, EUTURKHABER İnternet gazetemizde çıkan reklamlar ise; Reklam yayımlandığı sürece 7 GÜN 24 SAAT Okurlarının gözü önünde kalır. Banner reklamları, ek olarak Facebook, Twitter vb. platformlarda da geniş kitleye yönlendirilen haberler sayesinde açılan her sayfada görüntülenir. Bu nedenle MARKANIZ ve İŞYERİNİZ EUTURKHABER'de GERÇEK DEĞERİNİ BULUR!.. EUTURKHABER'e verdiğiniz banner reklamı ile arama motorları hedefleme yapar ve doğrudan firmanıza yönlendirerek potansiyel müşterilerinizle buluşmanızı sağlar. Firmanızın kampanyalarını ve reklamlarınızı sürekli takip ederek, herhangi bir trend değişikliğinde düzenlemeler yapılabilir ve istediğiniz zaman ilana son verebilirsiniz. Karar vermek için acele edin; Bir an önce Avrupa Türkleri Haber Portalı EUTURKHABER'e Banner reklamı vererek tanıtımınızı ve kazancınızı artırın.
BANNER REKLAMI İÇİN; (as@euturkhaber.com) mail adresimizden bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Editörden

Bu gece ibadetiniz yazmak olsun

MAHMUT TOPTAŞ/ Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece, Sevgili Peygamberimizin dünyaya teşrifinin yıl dönümü. 12 Rabiu’l-Evvel 571 yılında Mekke’de doğan, Allah Resulü, güneş takvimine göre 1449, ay takvimine göre 1482 yıl önce âlemlere rahmet, Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Abdullah ile Amine’den dünyaya getirilmiştir. Kırk yaşında iken Rabbimiz tarafından seçilerek elçi olarak görevlendirilmiştir. İlk inen ayetler, bir toplumun ıslahının eğitimden geçeceğine işaret eden Alak süresinin ilk beş ayetleridir. Şimdi siz, bu gece yatsı namazınızı kıldıktan sonra şu sorulara kopya çekip cevaplar vererek gecenizi ihya etmeye çalışınız: 1-İlk vahiy nerede geldi. 2-İlk inen beş ayetin manalarını yazınız. 3-Peygamber Efendimiz Cebrail aleyhisselamı görüp ilk vahyi aldığında, kendinde bir ürperme meydana geldiğinde, durumu Hazreti Hatice’ye söylediğinde, Hazreti Hatice ne söylemişti? 4-İlk beş ayetten anladıklarınızı yazınız. 5-“Oku” emrinden sonra Kalem süresinde nelere dikkat etmemiz isteniyor? 6-Okumaya ve kaleme hâkim olmaya dikkatimizi çektikten sonra neden güzel ahlaka dikkat çekiyor? 7-Kalem süresinde kimlere itaat edilmeyeceğini bildiriyor, yazınız. 8-Kalem süresinde 16-33 ayetleri arasında kapitalistlerin kötü durumu nasıl açıklanıyor? 9-Dünyanın tamamına İslam’ın tebliğinde en önemli hazırlıklardan biri olan “sabır” konusunda Rabbimiz Kalem süresinin 48’inci ayetinde ne diyor? 10-Okuyan, yazan, tebliğ hizmetini dünyalık karşılığında yapmayan, ahlaklı Müslümanlardan Müddessir süresinde istenenler nelerdir. 11-Müddessir süresinin 3, 4 ve 5’inci ayetlerinde önce Allah’ın en büyük olduğunu, elbiselerin tertemiz olması gerektiğini ve her türlü kötülükten uzak kalınması emrini açıklayınız. 12-Müddessir süresinin 43, 44, 45’inci ayetlerinin anlamını yazınız. 13-Müzzemmil süresiyle birinci ayette “örtüye bürünme” içine kapanma, aktif olmayı bugün nasıl anlamamız gerekir? 14-Tecvide uygun olarak, manasını anlayarak, anladığını amele/eyleme geçirerek okumayı emreden Müzzemmil süresindeki 4 nolu “Tertil” ayetinin anlamını yazınız. 15-Gece ibadet ve gece Kur’an okumaya dikkat çeken Müzzemmil süresindeki ayetlerin anlamlarını yazınız. 16-Kelime-i tevhidin ilk defa geçtiği 9’uncu ayette dikkat çeken iki şeyin ne olduğunu yazınız. 17-İslam’ı kabulün zorlamayla olmayacağını Bakara süresinin 256’ıncı ayetinden önce Müzzemmil 19’da dileyen bu yolu seçer diyen ayetin anlamının tamamını yazınız. 18-Irkçılık taassubunu kıran, ekonomik ve askeri gücün Hak karşısında mağlup olacağını anlatan, kâfire yardım eden kâfirin de aynı cezaya çarptırılacağını söyleyen Mesed veya Tebbet diye bildiğimiz süreden anladığınızı yazınız. 19-Herkesin kendileri gibi birisini yücelttiği bir anda A’lâ süresinde Rabbin, “Yüce Rabbinin adını tespih et” emri üzerine hemen secdede üç defa söylemeye başlamasının bize ne anlattığını yazınız. 20-A’lâ süresinin 8’inci ayetinde emir ve yasakların iman edenlere kolay olacağı haberinden ne anlıyorsunuz? 21-Kâfirlere “eşkıya” diyen 11’nci ayetin anlamını ve neden dendiğini yazınız. 22-Geceyi giderip gündüzü getiren, erkeği ve dişiyi yaratan Allah, ilk dönemlerde verici olmamız gerektiğine Leyl süresinin 5’inci ayetinde dikkatimizi çektikten sonra 6’ıncı ayette, “Güzeli tasdik ederse” diyor ne alıyorsunuz? 23-Leyl süresinde cimrinin işinin zor olacağını anlatan ayetin mealini yazınız. 24-Yardım eden yalnız Allah rızası için verirse Allah’ın rızasını kazanır diye haber verilen kişinin Hazreti Ebubekir olduğu söylenir. Hazreti Ebubekir kaçıncı Müslüman’dır? 25-Leyl süresinde kâfirler için “eşkıya” diyen ayetle, Müslümanlar için “etkıya” diyen ayetleri ve eşkıya ile etkıyanın özellikleri nelerdir yazınız. Geceniz ve tüm geceleriniz hayırlı olsun, Allah’a kul, Resulüne ümmet olma şerefimizi Allah’ımız artırsın, eksiltmesin. Her gecenin sabahını yeniden uyanışımıza vesile kılsın. Âmin. Bugün bazı rakam ve olaylarla açıkladığımız fetih hadisesi, ecdadın yaşadığı zorluklara rağmen İslam‘ı yaymak için gösterdiği azmin eseridir. Hadiseyi okurken bunun bir şehrin zaptedilmesi olarak değil, Peygamber Efendimiz‘in övgüsüne mazhar olmak isteyen ecdadın cihad şuurunun sonucu olduğunu idrak etmeliyiz. Bu sayfadaki rakamlara takılı kalmadan ecdada ve bıraktığı mirasa ne kadar sahip çıkabildiğimizi de düşünelim. Fethi ve fatihleri anlamak ümidiyle: Ya Rabb! Hazret-i Peygamber (sallâllahü aleyhi ve sellem)in müjdesine nail olmuş o büyük cihangir Fatih Sultan Mehmed Han‘ın ruhundaki ulvi hasletlerden, özellikle din gayretinden ve fetih şuurundan şu son asırlarda sahipsiz kalan nesline de bir nasib ihsan ve ikram eyleyip onlar eliyle İslam‘ı ve müslümanları yeniden aziz eyle!... AMİN! O, ne güzel kumandan O, ne güzel ordu 6 Nisan 1453: Birlikler Haliç‘ten Marmara kıyılarına kadar yayıldılar ve kara surlarına 700-800 metre yaklaştılar. Türk ordusunun komutanı Sultan II. Mehmed, 15 bin kişilik yeniçeri birliği ile merkezde, Topkapı ile Edirnekapı arasında bulunuyordu. Sağ kanada Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Vezir Mahmut Paşa kumanda ediyordu. Bunlar 50 bin kişilik Anadolu askeri ile Yedikule‘den Topkapı‘ya kadar uzanan bölgeyi tutmuşlardı. Sol kanada Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa kumanda ediyordu. 50 bin kişilik Rumeli askeriyle Edirnekapı‘dan Tekfur Sarayı‘na kadar olan yeri tutmuştu. Zağanos Paşa bugün Beyoğlu denilen ve o zamanlar boş bulunan tepeleri tutuyor, böylece Galata‘daki Cenevizlilerin kalelerinden çıkmalarını ve Bizans‘ı desteklemelerini önlüyordu. 6-7 Nisan 1453: İlk top atışları başladı. Edirnekapı yakınındaki surların bir kısmı yıkıldı. 9 Nisan 1453: Baltaoğlu Süleyman Bey Haliç‘e girmek için ilk saldırıyı yaptı. 9-10 Nisan 1453: Boğazdaki surların bir bölümü ele geçti. Baltaoğlu Süleyman Bey Prens adalarını ele geçirdi. 11 Nisan 1453: Büyük surlar dövülmeye başlandı. Surlarda tahribat önemli boyutlara ulaştı. 12 Nisan 1453: Donanma Haliç‘i koruyan gemilere saldırdı fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanlı ordusunda moral bozukluğuna yolaçtı. Fatih Sultan Mehmed‘in emri üzerine havan topları ile Haliç‘deki gemiler dövülmeye başlandı ve bir kadırga batırıldı. 18 Nisan 1453, Gece : Padişah, ilk büyük saldırı emrini verdi. Dört saat süren saldırı püskürtüldü. 20 Nisan 1453: Yardıma gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papalığın, biri Bizans‘ın dört savaş gemisiyle Osmanlı donanması arasında Yenikapı açıklarında bir deniz savaşı meydana geldi. Padişah bizzat kıyıya gelerek Baltaoğlu Süleyman Paşa‘ya gemileri her ne pahasına olursa olsun batırmasını emretti. Fakat düşman gemileri engellenemedi. Bu durumdan istifade etmek isteyen İmparator bir barış önerisinde bulundu. 22 Nisan 1453: Sabahın erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed‘in inanılmaz azminin Haliç sırtlarında, karadaki gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafından halatlarla dengeleniyor ve kızaklar üzerinde ilerliyordu. Öğleden sonra gemiler artık Haliç‘e inmişlerdi. Türk donanmasının umulmadık biçimde Haliç‘de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yaptı. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kısmı Haliç surlarını savunmaya başladığı için, kara surlarının savunması zayıfladı. 28 Nisan 1453: Bizanslılar‘ın Haliç‘deki gemi yakma girişimi yoğun top ateşiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasına köprü kuruldu ve buradan Haliç surları da ateş altına alındı. Deniz boyu surlarında tamamı kuşatıldı. Bizans İmparatoruna Ceneviz‘liler aracılığıyla koşulsuz teslim önerisi iletildi. İmparator bu teklifi kabul etmedi . 7 Mayıs 1453: 30.000 kişilik bir kuvvetle Bayrampaşa deresi üzerindeki surlara yapılan 3 saatlik saldırı sonuca ulaşamadı. 12 Mayıs 1453: Tekfursarayı ile Edirnekapı arasında surlara yapılan büyük saldırı püskürtüldü. 16 Mayıs 1453: Eğrikapı önüne kazılan lağımla Bizans‘ın açtığı karşı lağım birleşti ve yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Aynı gün Haliç‘deki zincire yapılan saldırı da başarılı olamadı. Ertesi gün tekrar saldırıldı, yine sonuca ulaşılamadı. 18 Mayıs 1453: Hareketli ağaçtan bir kule ile Topkapı yönünden saldırıya geçildi. Şiddetli çarpışmalar akşama kadar sürdü. Bizanslılar gece kuleyi yaktılar, doldurulan hendekleri boşalttılar. 25 Mayıs 1453: Fatih Sultan Mehmed Han, İmparator‘a İsfendiyar Beyoğlu İsmail Bey‘i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün malları ve hazinesiyle istediği yere gidebilecek, halktan isteyenler de mallarını alıp gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi. 26 Mayıs 1453: Kuşatmanın kaldırılması, aksi durumda Macaristan‘da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacağı, ayrıca Batı devletlerinin gönderdiği büyük bir donanmanın yaklaşmakta olduğu gibi söylentilerin artması üzerine Fatih Sultan Mehmed Savaş Meclisini topladı. Bu toplantıda, baştan beri kuşatmaya karşı olan Çandarlı Halil Paşa ve taraftarları kuşatmanın kaldırılmasını savundular. Padişah ile birlikte lalası Zağanos Paşa, Hocası Akşemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna şiddetle karşı çıktı. Saldırıya devam etme kararı alındı. 27 Mayıs 1453: Ertesi gün yapılacak genel saldırı orduya duyuruldu. 28 Mayıs 1453: Ordu zamanını ertesi gün yapılacak saldırıya hazırlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Tam bir sessizlik hakimdi. Fatih safları dolaşarak askeri yüreklendirdi. Bizanslılar ise bir dini ayin düzenlendi, Bizans imparatoru herkesi Ayasofya‘da toplayarak savunmaya davet etti. Bu tören Bizansın son töreni oldu. 29 Mayıs 1453: Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçti. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed‘in yüreklendirmesiyle gögüs göğüse çarpışmalar başladı. Surlara ilk Türk Bayrağını diken Ulubatlı Hasan bu arada şehit oldu. Her yandan kente giren Türkler, Bizans savunmasını tümüyle kırdı. Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı‘dan şehre giren Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya‘ya gitti. Mabedi temizletti, duvarlardaki tasvirleri kapattı ve ilk Cuma namazını orada gazileriyle birlikte kıldı. Daha sonra Ayasofya‘ nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyyet ve vakf eyledi. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed‘e "Fatih" ünvanı verilmesine sebep olan İstanbul‘un fethi, dünya için yeni bir dönemin başlamasına sebep olmuştur. "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyen Sultan II. Mehmed‘in o güne kadar görülmemiş savaş taktiklerini uyguladığı kuşatmanın hazırlıkları zamanın başkenti Edirne‘de başlamıştır. İstanbul‘un aşılamaz denilen surlarını yerlebir etmeye yarayacak büyük toplar "Şahi" döktürülmüştür. Topların yanısıra Bizans‘a denizden gelebilecek yardımları engelleyebilmek amacıyla büyük bir donanma oluşturulmuş, Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı‘nın karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı) yaptırılmıştır. Kuşatma için hazırlanan asker sayısı ise 20.000‘i yeniçeri olmak üzere toplam 100.000 kişidir. Bütün bunların yanısıra Balkanlar‘dan gelebilecek herhangi bir Hıristiyan yardımı için de bazı bölgelere ordular gönderilmiştir. Böyle yardım toplamaya kalkışabileceklere de gözdağı vermiştir. Yapılan hazırlıkların farkında olan Bizans İmparatoru Konstantin, Avrupa devletlerine yardım çağrısında bulunmuştur. Hıristiyanlar‘ın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak bölündükleri 1054‘ten o güne kadar birbirlerine hasım olmaları sebebiyle bu yardımlar gelmemiştir. Bazı İtalyan şehir devletleri askerlerini Bizans‘a yardıma göndermişlerdir. Gelen yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000‘i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç‘in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Rumlar‘ın malına canına ve namusuna dokunulmadı Fatih Sultan Mehmed han, çağına askerlik dersi verirken, insanlık dersini de unutmamıştı. Osmanlı taarruzuna elli gün boyunca dayanan ve yüzlerce Müslüman‘ın kanının akmasına sebep olan Bizanslılara, fetihten hemen sonra herkesin emniyette olduğunu açıklamıştı. Özellikle o çağda ele geçirilen bir şehrin eski yönetimiyle ilgili hiçbir eseri ayakta bırakılmazdı. Fatih‘in askerleri ise yıkılan kiliselere varana kadar herşeyin yeniden imarı için çalışmışlar, hatta Rumları 6 akçe karşılığında çalıştırarak, onların da ekmek parası kazanmalarını sağlamışlardı. Bütün bunların bir açıklaması vardı: Muzaffer komutan ve askerleri "Le tüftahanne‘l-Konstantiyye. Ve le ni‘me‘l-emiru emiruna ve le ni‘me‘l-ceyşu zaIike‘l-ceyş." müjdesinin sırrına nail olmuş komutan ve askerlerdi. Kimsenin malına, canına ve namusuna dokunulmadı. Fetih öncesi son konuşma Sultan Mehmed Han, son akşam bütün yöneticilerini toplayarak şu konuşmayı yaptı: "Bu şehir, eski Roma‘nın başkenti olup, güzellik, zenginlik ve şerefin doruğuna ulaşmış ve adeta dünyanın merkezi olmuş bir şehirdir. Orada siz de servet ve saadet bulacaksınız. Fakat en büyük menfaat, dünyanın en ünlü beldesini zapt etmek, fethetmek olacaktır. Böyle bir zaferden daha ulvî bir şeref ve saadet var mıdır? Bu beldenin görünüşteki azametine, kudretine aldanarak zapt edilmesinin güç olduğunu sanmayınız. Sizin hücumunuza mukavemet edemeyecektir. Şu dolmuş hendeklere, şu delik deşik olmuş surlara bakın. Tunç topların açtığı şu üç delikten, yalnız hafif piyadelerimiz değil, en ağır süvarilerimiz bile geçebilecektir. Şimdi önümüze serilen yol, bir koşu meydanı gibi dümdüzdür. Parlak bir savaş için birbirinizi teşvik ediniz. Hatırlayınız ki parlak bir savaş için üç ana şart vardır: İyi niyet, kötü hareketlerden çekinme ve tam itaat, yani sükûnetle ve disiplin içinde verilen emirlerin tamamen yerine getirilmesi. Şimdi, yüce bir azmin verdiği coşkunluk ile savaşa koşunuz ve malik olduğunuz liyakati gösteriniz. Bana gelince, sizin başınızda dövüşeceğime yemin ederim. Herkesin ne suretle hareket edeceğini bizzat takip edeceğim. Şimdi herkes kendi mevkiine dönsün. Yiyip içiniz ve birkaç saat istirahat ediniz. Emrinizdekiler de aynı şekilde hareket etsinler. Her tarafta mutlak bir sessizliğin sağlanmasını emrediniz. Sonra, tan vaktinde, kalkar kalkmaz taburlarınızı tam bir düzen içinde hazırlayınız. Hiç bir şey ile ve hiç kimsenin tesiriyle ağırbaşlılığınızı, temkininizi bozmayınız. Sakin ve rahat olunuz. Fakat savaş borusunun çalındığını işitince ve sancakların rüzgârla dalgalandığını görünce, silah elde, derhal ileriye atılınız!" "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır" Fatih Sultan Mehmed, İstanbul‘un feth edilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti‘ ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet‘ i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payi tahtı olmalıdır. " diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu‘ da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir Beyliği ile Kırım Hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Bir çok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna‘dan Fırat‘a kadar yayıldı. Anadolu‘ da milli birlik tesis edildi. Sultan Mehmed Han‘ın ömrü muazzam ideallerin gerçekleştirilmesi yolunda büyük gayretlerle geçmiştir. O, bizzat katıldığı 25 harbin yanında her türlü imar faaliyetlerinden ve ilmi gayretlerden de geri kalmamış, bu sahalarda da daima zirveyi yakalamıştır. Özellikle İstanbul‘un imarına önem veren Mehmed Han, saray, camiler, medreseler, imaretler, su kemerleri, çarşılar, vakıflar ile hamamlardan başka, şehrin çeşitli yerlerinde dört bin dükkan yaptırarak vakfetmiştir. Büyük camilerin yanındaki medreseler haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeşme ve Halkalı su tesisleri ile iki gemi tersanesi ve kışla, Fatih devri eserlerindendir. Fatih Sultan Mehmed Han, bunlara ilaveten Bursa‘da 37, Edirne‘de 28, diğer şehirlerde de 60 cami inşa ettirmiştir. "Karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi" Fetihle ilgili Bizanslı tarihçi Dukas(1400-1470) kitabında şu sözleri sarfediyor: "Böyle bir harikayı kim gördü ve kim duydu? Keyahsar [Keyhüsrev] denizde köprü inşa ederek, karada yürür gibi, bu köprü üstünden karşıya asker geçirdi. Bu yeni Makedonyalı İskender ve bana kalırsa neslinin en büyük padişahı olan II. Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi. Binaenaleyh bu adam, Keyahsar‘ı da geçti. Zira Keyahsar, Çanakkale Boğazı‘nı geçti ve Atinalılar‘a mağlub olarak muhakkar [hakarete uğramış] bir halde geri döndü. Mehmed ise, karayı denizde olduğu gibi geçti ve Bizanslıları mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul‘u, yani dünyayı tezyin eden şehirlerin kraliçesini fetheyledi." Kaynak: Milli Gazete

Quick Jump